1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
54
Okunma
Eskinin ortaklaşa hayatta kalma anlayışı olan söylemler ile yine eskinin karşılıklı işbirliği söylemli ortak mana anlayışına dayalı zemin iletimlerini simge eden kolektif alan içinde hiza almanın kolektif temel düsturu köleci sistem içinde görmezden gelinmişti.
Her şeyin içinde ikili veya dualite ifade eden çelişkili birlik vardır. Kesikli süreklilik. Ya da parça ile dalga hareketi gibi. Parça sayısal frekanslı nicel kesikliliği ifade eder. Dalga tekdüz süreğenliği ya da sürekli oluşu ifade eder.
Yani en temel ikili karakter durağanlık ve harekettir. İkili karakter değişme ve değişmeme ataletidir (eylemsizliğidir). Dalga nesne içindeki enerji hareketiydi. Oysa dalga pek pek hareket etmez durağandır.
Dünyanın ömrüne kıyasla geçmiş toplumların ürettikleri ile sosyolojilerini parça hareketi sayarsak, parça hareketindeki nesnellik içinde akan enerji nedenli parçanın DALGA hareketi geçmişten geleceğe sızan su akışı dediğimiz enerji taşınmasıydı.
Köleci mana anlayışı manası değişen dalga hareketi sonucu ortaya çıktı. Kölecilik mülk sahibine göre anlamı değiştirilen mana anlayışıydı. Kölecilik parçacık içindeki akan enerji üzerine bindirişleri yapılan (modüle edilen) bir dalga hareketi aktarımıydı. Dalga taşıyıcıydı. Bindirişler bilgiydi ve bindirişler aktarılandı.
Köleci sistemle birlikte köleci anlayış içinde inşacı olmayan; bidayette olmayan ve sistem içine nereden geldiği belli olmayan (!) “takdir eden bir mülk sahibi El” anlayışı kondu.
Takdir eden Mülk sahibi El etrafında, mülk sahibine muhtaç olucu; mülk sahibinin keyfince kaderleri belirleme ortaya kondu. İş arama, iş bularak çalışma, tevekkül etme kadercilikti. Köleci anlayış içinde kaderlerine razı bir ortak anlayışın hizalanması ortaya konmuştu.
Köleci sistem içinde mülke ve mülk sahibine tapımın taat, itaat, biat ve ibadetini sızlayan bir vicdan için ortak değer (çevrim ekseni) yapmışlardı. Şimdiki vicdan köleci değer yargısıydı. Köleci sistem içinde inanca değin anlayışlar köleci vicdani değer olarak ortaya konmuştu.
Köleci mana anlayışının ortaya koyduğu mananın etkisi ile kişiler büyüleniyordu. Bu gibi büyüleme sanatı olan sözlerden birisi de “mülk sahibi rızk vermezse ne olur? deniyordu!”
Oysa kolektif gücün inşasında önce “rızk veren bir mana anlayışı yoktu. Üstelik de traktör verilmiş bir rızk da değildi. Oysa bidayette ortaya konan ortaklaşmacı kolektif alan içinde yani inşa ibaşlanış koşulu olan bilinç içinde; mülk sahibi rızk vermezse ne olurdu, denmenin esamesi bile yoktu!
Bidayetteki oluşma içinde bu tür rızk verici bir anlayış yoktu. Rızk verici anlayış köleci sistem içinde maksadı matuf bir inançtı. olmasının dışında kümeleyici ortak değerli çevrim eksenini oluşturması olanaksızdır. Bu anlayış asla inşacı değildir. Bu anlayış ancak tüketilenden fazlasını üretecek ileri düzenli kolektif üretim ilişkisi içinde paydaşlı üreten ilişkiyi enfekte edecek kurnazlık ve asalak olarak var olurdu.
Doğada ortak sağlatmayı, karşılıklı iş bölümü eksenine esas alan eski totemi yasa ile üreten ilişkileri de ortaklaştırmayı ifade eden ilahi yasaların, toplumsal gerçekliğinde kaynaklanan kardeş kavramı; şimdiki köleci El söylemli iman kardeşliği veya aile mirasına kardeş olucu mana anlayışı karşısında mit dediğimiz anlatımlara dönüşmüştür!
Totemi yasa, izolasyon koşulları gereği olarak kardeşinle yatacaksın diyordu. Bu söylem bir izolasyon koşuluydu. Kardeşinle yatacaksın kuralı sürü içinde kopuşun da ifadesiydi. Kardeşinle yatacaksın sözü sürüye değin davranışlardan uzaklaşmanın da bir ifadesiydi.
İttifaklar dışa açılmaya çalışan üretim ilişkisinin sonucuydu. İttifakın ilahi yasası da “totem kardeşinle değil ilan edilen, takdir edilen; senle ittifakı ahdi olan ilah kardeşinle yatacaksın” diyordu. Bu söylem eski ve izole totem yasalardan kopuştu.
Ama totemi kardeşliğin de, ilahi kardeşliğin de köleci El söylemi olan kardeşliğin de her üç söylemi; farklı farklı da olsa kolektif alanın başlangıç koşulu olan ortak tanımayı ifade ederler.
Demek ki ortak payda kendi ile yardımlaşan, dayanışan, bölüşen, iş birliği yapan, uğraşçı gayretlerin karşılıklı emek transferi ortaklaşmaydı. Emek transferi üzerinde kendine ortaklar tanıma işi toplumu inşa eden başlangıcın zorunlu bir yapı inşa temelidir. Kendisine ortaklar tanır olma paydası, üreten sistemin merkezinde inşa harcı olan gömülü bir başlangıç koşulu modem bilgisidir.
7
Demek ki izole totemi hayatın bölge sınırları dışındaki dış dünya ile etkileşimi yoktu. Totem alan izole ve doğada beslenici sağlama yapan yerdi. Totem alan düzenli ortak paydayı belirleyen yönetim merkeziydi. Bu tarz ortak paydaya ilişkin girişmeler grubun ortak aklını ve grubun ortak bilincini belirleyen nesnel koşullar dinamiğiydi.
Totem grup ileride ortak akıl girişmeleri ile üreten ilişkiler içine girecekti. Üreten ilişkilerin temelinde ortak akıl ve ortak yapabilirlik ile ortak birim zaman konfigürasyonları vardır. Üreten grup içi ilişkiler, grubu dışa açılmaya; grubu kendisi gibi üreten diğer gruplarla etkileşim yapmaya (ittifak takasları ile ürün değişimi yapmaya) zorlayacaktı.
İşte izole grubun ilk kez dış dünya ilişkileri içine girdiği bu ilişkilere, ilk ittifaklar veya ön ittifaklar diyoruz. İlk ittifaklar üreten ilişki bazlı ilahi ittifaklardı. İlahlar üreten hem cinslerdi. İlk ittifaklar uygarlığı yaratan ittifaklardı.
Oysa köleci ittifaklar biat etme, vergi alma veya ganimet edinme ile mülk sınırlarını belirleyen savaş ittifaklardı. İttifakın biri üretmeyi ve ürün takasını girişim eksen çevrimi yapıyordu. Diğeri mal mülk yağmasını ve askeri güç kullanımını öngören savaş sonu galiplerin ittifaklarıydı. Aradaki farkı sezmek; dinleri ve günümüzü anlamak için çok çok önemlidir.
Tarihin ikinci ittifakları köleci, ganimetçi, fidyeci, fetihçi olmak üzere köleci ittifaklardı. Hangi köleci ittifakı ele alırsanız alın şura, şura şuna verildi. Burada yılda şu kadar vergi alınacak, Şehir üç gün yağmalanacak diyen ittifaklardı. ;
Mülk sahibini tanıyıcı, mülk sahibine sığınıcı düzen içi köleci ittifaklardı. Kulluk bağlılığı ifade eden, inanç eksenli grupların millet olma ittifaklarıydı. Abram ı millet gibi. Nemrut milleti gibi. Milleti yapılarda ortak payda, mülk sahibi kişiye taat, itaat biat kulluğu idi.
Yani ikinci ittifaklar ortak aklın, ortak bilincin, üreten izole dönem ortaklaşması yerine, kimi kişilere sınırsız mülk veren El mana inanışıyla meşrulaşıp mülk sahibine taatle tapınıştır.
Köleci ittifaklar kulluk düzenliydiler. El ittifaklı inanç ve iman eksenli ittifaklardı. Köleci ittifaklar üreten ilişkiler gibi nesnel girişmeler değildi. Somut nesnel ortaklaşa üreten ilişkilerin zorunlu kullanım ve zorunlu tüketim değerini esas alan ilahi ittifakı girişimleri gözlerden ırak edip; kişisi El adına yapılan ittifaklardı. Bu ittifaklarda kölecilik doğacaktı.
İlahi ittifakların hiç birinde çapul, ganimet, savaş, mal mülk ele geçirme görülmez. İlahi ittifaklar totem tabulu, tutucu sosyal direnişle karşılaşmıştı. İttifak üreten ilişkilerden ötürü doğuyordu. İttifak üreten manaydı. Tutuculuk totemi tabulardan doğan manaydı.
Üreten kolektif akıl tabudan ayrı düşünüşle ya bir yol bulacaktı ya bir yol yapacaktı. Üreten akıl üç totem düşünceyi küstürmeyecek şekilde tapınak kadınlığını bulmuştu. Totem mana kardeşler arası ilişki ve temastı.
İki ilahı grup ne kardeştiler, ne birbirinde süt emiştiler, ne de kardeşler arası temas kuralına uymuyordu. İşte yol bu tabu düşünceye göre bulunacaktı. İşte bu yol üç tabu düşünceyi içeren manaya göre bulunacak bir yol olacaktı. Üreten kolektif akıl bu üç tabuya hitap eden nesnel bir düşünüş şekliyle tapınak buluşması yöntemini bulmuştu.
Bir kavramı, kendi öncesinin şartlarına göre oluşan anlamla bileceğiz. Köleci sistemden geçmişe doğru bakıp köleci kavramlarla kendi öncesini anlamaya çalışırsak başaramayız.
Nitekim başaramadığımız için de yaptıkları göreve köleci mantıkla bakınca tapınak kadını olsa olsa fahişeydi deriz! Kısacası ilahi ittifakların önünde sosyal mana anlayışlı tapınak kadınları vardı. Köleci anlamıyla yanlış söylenen, yanlış öğretilen tapınak fahişeleri vardı.
İzahtan da anlaşılacağı gibi ittifak öncesi ve ittifak içi kadın fahişeliği hiçbir şekilde bugünkü köleci anlamı vermez. Tapınak fahişeliğine tapınak buluşmaları denmesi gerekirdi.
Tapınak kadınlığı iki karşıt grubu, hem kardeş yapıyordu. Hem karşıt grup arasındaki oluşan kardeş hukuku ile temas etmeyi ortaya koyuyordu. Hem de doğan melez çocukları paylaşım sonrası emzirmekle; çocuk emziren kadının ilahi grup aiti oluyordu.
Tapınak buluşması yeni ve ittifakı dönemin ilişkisiydi. Tapınak buluşması üreten dönemin temas ettirici fiiliydi. Tabu anlayışına uyarlanmakla yeni ittifakı içlerine sindirme adımıydı.
Tapınak buluşması totem döneminden ilahi döneme doğru geçiş dönemi ilişkisiydi. Tapınak buluşması dönemin ilk kurumsallaşmasıydı. Tapınak kadınlığı ittifakı dönemin sosyal bir kurumuydu. Nesnel takas süreci bu sosyal kurum anlayışının katalizörlüğüyle ortaya çıktı.
Tapınak buluşmasına tapınak fahişeliği demek tarih bilinci olmaması demektir. Tapınak fahişeliği demek uygarlığı başlatacak olan tarih bilinci olgularını yok saymak demekti.
Tapınak fahişeliği demek tarihsel bir karartmadı. Tapınak fahişeliği söylemi böylesi yanlış anlamlarla galatı meşhurlardan olmakla, mitsel söylemlerle destanlara dönüşmüştür.
Fahişelik köleci sistemle ortaya çıkacaktı. Fahişelik kolektif paydada yoksun kalan sefaletin kendi bedenini bir mal karşılığında trampa etme işiydi. Bugünkü köleci deyimle fahişelik rızkı kıt verilen veya nafakası verilmeyen kişilerin, kendi beden satıcılığıydı. Bunun tapınak kadınlığı ile nasıl bir amaç benzerliği var anlayan beri gelsin. Birisi ulvi. Birisi toplumsal bir illet ve zillettir.
Köleci sistem ortaya çıkmadan önce; kendini yoksul bulup; kendisini mal veya bir eşya karşılığı satan fahişe kavramı; köleci dönem öncesi içinde yoktur. Ve ilk ittifakı dönem içinde köleci şartlar ortada olmadığı için mal karşılığı fahişeliğin bilinmesi de olanaksızdır.
Tapınak buluşmaları totem dönem sonuna doğru ve İlahi dönemin başlangıcı içinde grubu adına kendisini grubuna feda eden ulviyetle saygın bir kadınlardı. Tıpkı bugün kendimizi vatana feda etme anlayışımıza kısmen benzemekle ilahi ittifakların başlangıç koşuluydu.
Tapınak hizmeti veren fedakarlıktı. Ve grubu eliyle seçilmiş meşruiyetti. Halbuki fahişelik meşruiyet değildi. Tapınak kadınlarına asla fahişe denmezdi.
Ya da fahişe kavramı ilk kez ittifakı başlatma hareketi içinde kullanıldıysa bile; fahişelik söylemi içinde mal veya para karşılığında kendisini satar olma anlamı hiç yoktu ve kendini mal karşılığı satma fiili asla bilinemezdi.
Tapınak buluşması yapan fedakarlık ve kurumsallaşmanın ilk örneklerinden olan tapınak kadınlarına Natidum kadınlar denir. Şimdiki fahişelikle uzaktan yakında ilişkisi yoktur. Bir kadın normalde grubuna çocuk verir ve doğurduğu çocuğu emzirirdi.
Natidum kadın gruba çocuk vermez tapınağa verirdi. Tapınak gruplar arası ortak ve yasak bölge olmanın güvenliğiydi. Doğuran natidum kadın çocuğu emziremezdi. Çocuk emzirme çocuğun aidiyetini belirleyen manaydı. Çocuk paylaşılınca o payı olan tarafın emzikli kadınlarınca emzirilirdi. Köleci deyimle doğuranın sütü çocuğa murdar ve haramdı.
Totem grubun izole düzenli aidiyet ilişkisi içinde kadınlık, gruba çocuk veren poligam bir ilişkiydi. Poligam izole yaşama göre, izole yaşamı açıklayan düzen ilişkisiydi. Poligami de kişi mirası taşıyan bir eş kavramı bilinemezdi. Kişi mirası ortaya konamazdı. Ve kişi mirası yoktu. Her şeyi kendi koşulları içinde ilişkilendirmelidir.
Bugünkü köleci düzenli mantık ilişkileri olan eş ve evlilik mantığı ile ilahi ittifaklı sürece bakarsak süreci anlamamız olanaksızdır. Hatta bugünkü mantığa göre süreci karalarız. Bu poligami ilişkisi sürü dönem poligamisi gibi olmayıp, izole bir alanda; izole bir nüfusun geçim şartlarında doğan kaynak dağılım ilişki sınırlamasıdır.
Natidum kadını lığı meşrulaşan sosyal mana anlayışı içinde olan gruplar, natidum kadın aracılığı ile gruplar arası temas ve ilişkiyi düzenliyorlardı. Bu tensel dokunumla birbirinin ilahi kardeşleri oluyorlardı.
Tapınak doğumlu çocuklar doğuranın veya hiç kimsenin olmuyordu. Tapınak denen güvenli yere yani tapınağa ait çocuklar oluyordular. Çocuk bir gruba verilip o gruptan herhangi bir kadından süt emmiş olmakla o gruba ait oluyordu. Bu totem yasa gibi oluşan ilahi yasaydı.
İzole grup ilişkilerine göre tapınakta doğan çocuklar yeryüzünün ilk melezleriydi. Melez doğumlar iki gruba ait izole totem kültürün ve izole biyolojinin bileşim, meleziydi. İzole totem kültür ve izole totem biyolojisi etnik oluşun temeliydi. Melezlik etnik oluşa vurulan ilk darbeydi.
İşte tapınak doğumlu olmakla ortaya çıkan melez çocuklara insan denecekti. Melez olan ve her bir grubun gruplar kültürünün ve izole gruplar biyolojisinin görünüşünde olan bu melez çocuklara, ilah hem cinsimiz olan ittifaklar İNSAN ADINI vereceklerdi.
Artık ön ittifak içinde grup içi ilişkilerle olacak doğumlar giderek yasak doğumlara dönüşecekti. Tapınak doğumları esas ve meşru olacaktı. Köleci dönemin miras kaygısı nedeniyle köleci mantık evlilik sosyal kurumunu ortaya koyunca bu kes de köleci yapı içinde evlilik dışı ilişkiler yasaklanacaktı.
Ama bir zamanlar ittifakın tapınak doğumları kutsiyeti, totem kardeşler ilişkisini ve köleci evlilik dışı ilişkilerin yasaklandığı dönem içinde dahi eski adetler gizli gizli ve atalar yolu kutsal bir gelenek olarak sürmeye devam edecekti.
Gizli sürdürülen kutsal tapınak doğumlarına “tapınağın ruhu, tapınağın ışığı, tapınaktan doğum vs. deniyordu. Daha sonra kutsal ve güvenli yer algısı olan tapınaklar köleci sistemle semboller, PANTEON SERGİCİLİĞİN, TEŞHİRİNE DÖNÜŞECEKTİ.
Panteon içine yeni mana anlayışı olan kişisi El ‘in yontu veya ikonları konacaktı. EL iman inancı olan simgeler panteon içine yerleştirilecekti. El iman anlayışı içinde mülk sahibi El kamuya ait malı ve mülkü seçilmiş kişilere veren manaydı. Ele iman ve Ele inanç anlayışı mülk sahibi kişi korumacı lığıydı. Ve mülk sahibi kişi kayırmacı lığıydı.
El köleci dönemi başlatan mana ve köleci döneme ait kişisi mana anlayışıydı. Malı olmayan kişinin koruyucu Eli yoktu. Mülkü olmayanlar, mülk sahibi kişilerin Eli olan meşruiyeti tasdik edip, iman ediyorlardı.
Mülkü olmayanlar mülkü olan Avram’ın kişi tanrısını tanıyorlardı. İbrahim ‘in kişi tanrısı El Şaddayı tanımak, İbrahim ‘i (Avram ’ı) tanımaktı. Bu bağlılıkla ahdi ile bir inanç hüviyeti olan milletler (kavimler) oluşuyordu. Musa ile birlikte Ele çok sonraları El ohim ve yine kişi El ‘i olan Yehova denecekti.
Mülkü olmayan kişiler Yahova’ya teslim oluyorlardı. Yehova’ya sığınarak; geriye doğru Avram’ın (İbrahim’in) El ’inde korunma ve mal mülk talebinde bulunuyorlardı. “ Ben Atam Yakup ’un, İshak ‘ın, İbrahim ‘in tanrısı olan El ‘e inandım” diyorlardı.
İbrahim’in, İshak ‘ın, Yakup ‘un kişisi EL mana anlayışının simgeleri olan El İLAHLAR yani bugünkü deyimle tanrılar ve put denecek, yontu baal taşları panteona konacaktı.
Musa ‘nın altın inek tapımı, Mısırdan çıkan yoksul halkın eskinin kişilere mülk veren mülk sahibine bağlılığı belirterek mal umma inancını ile bu saiklerle başkasına ait bir mülk sahibine aitlik geleneğini sürdürme anlayışıydı.
Tapınak kadınlığı köleci sistemden önce ve o günün koşullarında tarihi bir misyonla tarihi bir görev yapmıştı. Tapınak kadınları eskinin yamyam gruplarını ve şimdiki üreten grupları birbirine temas edilir yapmıştı.
Tapınak kadınları ilahi grupları birbirine yakınlaştırıp kaynaştıran bir mana harekettir. Grupları temas edilir kardeş kılıcı bir aidiyet kimliği kazandırmanın görevlendirmesiydi.
İlah ve totem ortaklaştıran mana anlayışıydı. Totem, grup içi ortaklaşmayı simge ediyordu. Totem izole dönem ortaklaştırması olmakla grubunu izole alan içine bağlayan mana anlayışı iken İlah; üreten ilişkileri dış dünyaya açmanın mana anlayışıydı. İlah etnik mantığı yıkan anlayıştı.
İlah yine bir ortaklaştırma ilişkisi olmakla birlikte üreten grubun iradi mana gücüydü. İlah, ittifak eden grup kişileriydi.
Bir yasa işlevsel ve inşacı bir kaynak ilişkisi ise o yasa grup için yardımlaşıcı paylaşçılığının hayati önemde olması nedeniyle dokunulmazdır (kutsaldır-mübarektir).
Natidum kadın ilk aşamada doğurduğu halde çocuğu kendi grubuna çocuk vermeyen kadındı. Natidum kadın uyruğu olduğu totem grup ile üreten karşı grubun toplumsal ittifakları pahasına sosyolojik ve kısmen de dolaylı yoldan toplumsal görev üslenmişti.
Natidum kadınlar ne pahasına bu fedakarlığı üslenmişlerdi? Toplumları pahasına bu fedakar lığa katlanmışlardı. Çünkü totem yasa “kardeşin dışındakine dokunmayacaksın” diyordu. Bu kuralı aşmak için totem anlayışçı kişilikle, yenilikçi ittifakla kendi kendine karşınlık tı.
5.0
100% (2)