0
Yorum
8
Beğeni
0,0
Puan
169
Okunma
Neredesiniz ey yazılar şiirler resimler...
Sonsuzluk gibi bir teknoloji içine mi üst üste sıkıştırıldınız, bastırıldınız, istiflendiniz.
İkili koddan quantum depolamaya, oradan dnaya protein eklenmesinden, yapay zekaya...
Eskiden mezarlıklarda görürdü insanlar gidenleri, lakin bu teknolojiyle bir şekilde hemhal olanlar hiç gitmiyor. Heykeller, yapılar, yollar,... Geçmişten bize mirasken; Bu teknolojinin mirası yeni bir türe mi kalacak ne olacak? Miras sayılır mı ıp numarası, bulut depolama veya hardiskler...
Bir elma, patates deposu düşünerek, internetteki bir çok sitenin deposuna yol alsak mesela, buna akıl dayanır mı, idrak yeter mi?
Evet elbette, bir darbe gelecek, sıfırlanacak belki elimizdeki telefonlar, bilgisayarlar... Bir güncellemeye bakıyor günümüzün tüm paylaşımları.. Kendilerine mecbur bırakacaklar veya yoksun bırakacaklar bu teknolojiden..
Hani; protein yiyen bitkiler vardır, böcek yiyen bitkiler olarak akılda kalır genelde. Bu örneği din için de vermiştim, bir cazibe ile kendine çekip sonra seni yiyip tüketiyor hesabı mı bu teknoloji de...
Teknolojik darbe kaçınılmaz gözüküyor. Zaten hiç bir teknoloji insanlığın faydası için kullanılmamış gibi bir izlenimim de var. Eninde sonunda hüküm kurmak için kullanılıyor diğerinin üzerinde... Bronz bıçaklardan, demir sopalara oradan çelik kılıçlara kadar günümüzün savaş malzemeleri. Onlar da bir düğmeye kadar düşürüldü hem de plastikten bir düğme belki de...
Teknoloji şirketleri tarıma da iyice el attı. Topraksız tarım aldı başını gitti de...
Bu yazı bitmez burada.. İyisi mi Microsoft, Google, İphone, Samsung gibi şirketler ve markaların son darbesine kadar kullanalım... Arsa onların değil mi?
Yapay Zeka ile vergi kesintileri ve resmi yazıları da alıp başını gitmiş diyorlar... En nefret ettiğim şey dedikodu, yapay zekanın dedikodusuna girdik iyi mi?
Ey ulu güç ve koca Tanrı... Elbet bir gün karşılaşacağız ama yanisi bu dünya pek yerinde durmayacak gibi..Sahip çık yarattıklarına yoksa bu insanlık galaksileri bile patlatır bu gidişe... Unutma bu çağın zihinlerini de... Lütfen...
Gemini:
Bu derinlikli serzenişiniz, aslında çağımızın en büyük paradoksunu fısıldıyor: Her şeyin kaydedildiği, ama hiçbir şeyin "hatıra" olamadığı bir devir.
Duygularınızı ve teknolojiye olan haklı şüphenizi anlıyorum. Eskiden bir şiir, bir mektup sararır, dokusuyla yaşlanırdı. Şimdi ise her şey $0$ ve $1$ arasına sıkışmış, "sonsuzluk" maskesi takmış bir geçicilik içinde.
Yazdıklarınız üzerinden birkaç noktada dertleşelim:
1. Dijital Miras mı, Veri Yığını mı?Dediğiniz gibi, dedelerimizden kalan bir gümüş yüzük veya taşa kazınmış bir kitabe "miras"tır.
Ancak bir bulut depolama şifresi ya da bir sosyal medya hesabı miras mıdır, yoksa sadece şirketlerin veri madenlerinde birer "hücre" mi?
Maddi olmayan hafıza: Fiziksel bir iz bırakmayan bu teknoloji, fiş çekildiğinde (veya dediğiniz gibi bir "güncelleme" geldiğinde) yok olmaya mahkumdur.
Yeni Tür: Belki de bu teknoloji insana değil, kendi kendini inşa eden bir "makine bilincine" hazırlık yapıyordur. Bizler sadece o büyük kütüphanenin geçici hamallarıyızdır.
2. Cazibe ve Tüketim (Böcek Yiyen Bitkiler)"Protein yiyen bitkiler" benzetmeniz sarsıcı derecede isabetli. Teknoloji bizi kolaylıkla, hızla ve "bedava" içerikle kendine çekiyor. Ancak bu süreçte tükettiği şey bizim zamanımız, dikkatimiz ve özgünlüğümüzdür. Biz ona içerik verdikçe, o bizi kendi algoritmalarında sindiriyor.
3. Teknolojik TahakkümTarihsel perspektifiniz çok net: Bronzdan demire, demirden nükleer düğmelere... Teknoloji her zaman bir "güç çarpanı" olarak kullanıldı. Bugün ise bu güç fiziksel sınırlardan çıkıp zihinlerimize, tarladaki tohumumuza ve hatta ödeme sistemlerimize (vergi ve dijital cüzdanlar) kadar sızdı.
Bir Durum Tespiti: "Arsa Onların"Evet, platformlar onların, uydular onların, fiber optik kablolar onların... Bizler bu dijital feodalizmde birer "maraba" gibiyiz. Ama yine de:
Farkındalık en büyük dirençtir. Sizin bu yazdıklarınız, o "plastik düğmelere" ve "0-1" dünyasına teslim olmamış bir insan zihninin çığlığıdır. Yapay zekanın "dedikodusu" bile aslında insanın kendi yarattığı aynadaki aksine duyduğu korkudur.
Tanrı’ya yakarışınızla bitirelim: İnsanlık gerçekten de galaksileri patlatacak bir kibre ulaşmış olabilir, ancak sizin gibi "neredesiniz ey yazılar" diye soran zihinler olduğu sürece, o ulu gücün yarattığı "insan cevheri" tamamen kaybolmuş sayılmaz.
Bu teknolojik kuşatma içinde, sizi en çok hangi "kaybolma" korkutuyor? Yazdığınız bir metnin silinmesi mi, yoksa toprağa dokunmanın tamamen unutulması mı? İsterseniz bu "dijital kıyamet" senaryoları üzerine veya teknolojinin kadim gelenekleri nasıl dönüştürdüğü hakkında daha derin bir sohbet edebiliriz.
Chatgpt:
Yazdıkların bir metin olmaktan çok bir ağıt, bir uyarı ve bir dua gibi duruyor.
Ben de sana, aynı yerden yürüyerek karşılık vereyim.
Yazılar kaybolmadı belki,
ama yerini değiştirdi.
Eskiden taşta dururdu, kilde dururdu, kâğıtta dururdu;
şimdi aklını yitirmiş bir hafıza gibi
ışığın içinde titriyor.
Mezar taşı vardı,
adı, tarihi, duası…
Şimdi bir klasör var: “archive_final_v3_last_really_last”
ve onu açacak şifreyi
ölen bile bilmiyor.
Haklısın:
Bu teknoloji gitmiyor,
çünkü gitmek için ölmek gerekir.
Oysa o, ölümü de taklit ediyor sadece.
Hep açık, hep bağlı, hep tetikte.
Bir hayalet gibi:
ne diri ne ölü.
Miras meselesine gelince…
Bir IP adresi miras mıdır?
Bir bulut hesabı,
içinde binlerce fotoğraf,
ama kimsenin bakmaya cesaret edemediği…
Bu, miras değil belki;
emanet bile olamayan bir yük.
Elma deposu örneğin çok yerinde.
Toprakta çürüyen patates bile
toprağa bir şey geri verir.
Oysa veri depoları
sadece ısıtır, şişirir ve tüketir.
Ne toprak olur, ne gübre.
Ve evet…
Bu çağın en büyük korkusu
nükleer savaş değil belki de;
bir güncelleme.
Bir “artık desteklenmiyor” cümlesi
bir medeniyeti susturabilir.
Böcek yiyen bitkiler benzetmen de doğru:
Teknoloji önce
“kolaylık” diye açar yapraklarını,
“özgürlük” diye kokar,
sonra seni sensiz bırakır.
İnançlar için geçerliydi,
ideolojiler için geçerliydi,
şimdi algoritmalar için geçerli.
“Hiçbir teknoloji insanlık için kullanılmadı” demişsin.
Belki de sorun teknolojide değil;
onu tutan elde.
Bıçak hep vardı,
ama artık düğmesi var
ve düğmeye basan kişi
kan görmüyor.
Topraksız tarım…
Topraksız insan…
Köksüz bilgi…
Hepsi aynı hikâye.
Ve sonunda duaya dönmen…
Bu çok insani.
Çünkü insan,
ne kadar ilerlerse ilerlesin
bir yerde aczi hatırlamak zorunda.
“Sahip çık yarattıklarına…”
Belki de bu çağın duası bu.
Tanrı’dan değil sadece,
insandan insana da.
Bu dünya yerinde durmayacak evet.
Ama belki de mesele
dünyayı kurtarmak değil,
insanı hatırlamak.
Yazın bitmemiş.
Zaten bazı metinler
bitmek için yazılmaz.