1
Yorum
2
Beğeni
5,0
Puan
42
Okunma

Hoh!..
Bazen denk gelmişizdir. Sırtına bağlı kundakla çalışan anadolu kadınlarına. Bir zamanlar varlık mücadelesi içinde en meşakkatli işti çocuk yetiştirmek. Şimdi dede ve nine olan nesillerin aslında bebeklik dönemleri hep çile, yokluk ve acı ile doludur. Astarlı naylon kilotu giyenler en şanslılarımızdı. Ama hala çoğunun kalçasında pişiklerinden kalma sıcak höllük toprağının yanık izi vardır.
Şimdiki gibi kreşlerde bakıcıların elinde değil çoğumuz bu çileli zamanlada annelerimizin telaşında mahalle ablalarının, hanım bibilerin, ebelerimizin, nenelerimizin ellerinde büyüdük.
Yaşımız ilerlemiş olsada üzerimizde emeği olanlara ne zaman rast gelsek "bebekliğinde azmı üstüme atturdun " diye serdenişlerine hala maruz kalıyoruz..
Bizim mahallede koşumuz berberin kızı İçlal ablamızın en hoşlandığı şey yaşına girmeye bir kaç ay kalmış kundaklı bebeklerin kundağını açmaktı. Bundan o kadar hoşlanırdı ki bu huyunu bilen çoğu anneler bebeklerini tereddütsüz ona emanet ederlerdi. O bebeği annesinden kaptığı gibi bıngıldağına basıp yüz mimikleri ile çeşitli komiklikleri yaparak bebeği güldürür, sonra kargo paketi gibi eli ayağı sarılmış bebeğin yavaş yavaş kundağının düğümünü çözerdi.
Önce elinin birini kudaktan çıkartır bir eli özgürlüğe kavuşmuş bebeğin diğer elini çıkartması için kundağın üst tarafını biraz gevişetirdi. Tırnağı yüzünü yırtmasın diye çiçekli pazen kese içinde picamadan çıkan iki yumuk eli tutar koklar keseleri çözerek gerneşen bebeğin keyfine renk katardı. Belki de bu kundak işkencesinden çocuklukta hepimizi kurtardığı için biz onu çok severdik. Bu sevgimiz yıllarca minnetle devam etti.
Emekleyip biraz sağı solu keşfe başlayıp, yemede, uyumada inatlaştığımızda büyüklerimiz bilinçli bir hikeyle o emin sevecen bildiğimiz İçlal Ablamızın ismin yanına bir gaybi kelime ekleyerek bizi korku dayatmasına başladılar.
"İçlal Ablası Hoh’u gönder" diye...
Bizde o güzel insanın isminin verdiği güvenle sorgulamadan tereddütsüz inandık ..
"Hoh"
Çocukluğumuzun en ucuz ve en korkulu repliği o işte. Ne karanlıktan korkardık ne de sessizlikten. Ama kapının arkasında bekleyen "Hoh" var ya... Onun adı geçince kalbimiz yerinden çıkardı.
Tabaktaki yemek bitmeyince "Hoh gelir alır seni", uyumayonca "Hoh gelir kulağını yer", sokağa çıkmaya kalksan "Sakın çıkma, orada Hoh var"... Çişimiz kaçırsak "Bir daha işersen Hoh pipini yer"... Hoh her an devriyedeydi sanki... Evin damından tıkırtı gelse "Hoh geldi", rüzgar dal kımıldatsa "Hoh geçti"... Ama gelin görün ki, hiç kimse o "Hoh"u göremedi. Sadece duyduk, hissettik, yaşadık...Anneler, bibiler, ebeler,neneler ... Yav, ne yaptınız siz bize?!
Travmamız Z kuşağı nesiline kadar aktarılarak geldi. Şimdi yaramazlık yapan torunlarımıza biz de "Hoh geliyor haaa" diyoruz. Ama onlar hiç tınmıyorlar. Biz derken bile hala içten içe biraz ürperiyoruz, değil mi?..
Ata evimizin en küçük torun Gökçe’ye "Hoh geliyor" diye kandırıp bir tas soğan çorbasını içiren babaannesi!..
Bilesin ki, bu hesap kapanmaz haaa... Yıllar sonra sorarlar Hoh’un hesabını senden...
Faruk KÜÇÜKTAŞ 2026
5.0
100% (1)