1
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
64
Okunma

Biri karşı dairenin kapısını açıyor. “Burada biri var…” diyor sanki. “Yalnız değilsin.” Gazetesiyle ekmeğini alıp kapıyı kapatıyor, evrenine geri dönüyor. Ama sınırları belirgin, en küçük bir geçirgenliği bile olmayan bir yer değil kapısını kapatıp içine girdiği o dünya… Büyük bir bütünün küçücük bir parçası… O bütüne ben de dahilim hatta. O da az önce kapısını kapatırken bunu fısıldadı bana.
Ayrıca sabah olduğunu, yataktan çıkmam gerektiğini da ekledi. Çok da haklı… Çay demlenecek daha… Yanına da kaşarlı iki tost… Bu rutine bağlanan şeyler bir kafesin parmaklıkları gibi… Birinden birini yapmaya kalksan peşinen kabullenmiş oluyorsun “kafesteyim” diye.
“Çok büyütüyorsun!” derdi ablam şimdi yanımda olsa… “Hep tembelliğinden oluyor bunlar. Sürekli oturunca en önemsiz şeyler bile kocamanlaşır, anlamından sapar. Kalk yerinden, odağını değiştir… Her şey gerçek yerini bulur o zaman. Dert etmene değecek şeylere dertlenirsin.”
Tamam, kalkıyorum ablacığım. Kahvaltıdan sonra hemen üzerime doğru dürüst bir şeyler geçirecek, kendimi apar topar dışarı atacağım. Daha anlamlı, daha büyük bir bütüne hizmet edecek varlığım. Apartman değil, koca bir mahalle, hatta koca bir dünyaya…
Peki bunu demekle hallolacak mı her şey? Önceki bütünüme beni bağlayan şeyler oramdan buramdan çekiştirmeyecekler mi? Bak, şimdiden başladılar bile.Telefonum çalıyor. Tam da kahvaltımı bitirmiş, masadan kalkmak üzereydim.
“Biraz Sanem’e bakar mısın?” diyor ablam. “Birkaç saatçik sadece. Evde yiyecek malzemesi kalmamış. Akşama yemek yapmaya soğan bile yok. Bir de çanta bakacağım kendime. Hadi güzelim, ablana bir destek at.”
‘Nöbetçi anne’ olmam da önceki bütünümün parçası olma rutinlerimden, başka bir deyişle kafesimin parmaklıklarından biri… Yanlış anlaşılmasın, yeğenime tapıyorum. Onunla ilgilenmek durumunda kalmamda bir sorun yok yani. Mesele bu duruma girmemin benim kontrolümde olup olmadığında… Cevapsa koca bir “hayır”… Yani bu da demektir ki; benim parçası olduğum kocaman bir dünyam falan yok. Adımlarım ancak belli bir yere kadar götürebilirler beni. Her zamankinden birkaç daha fazla adım atmaya yeltendiğimde, hafazanallah tüm alarmlar harekete geçer hemen… Telefon ya da kapı zili çalmaya başlar.
“Sen ne sanıyorsun?!” der gibidirler uzun uzun bağırışlarıyla… “Adada yaşamıyosun ya! Bizi çaldıranları görmezden gelemezsin.”
Yeğenim “saklambaç oynayalım” diye tutturdu. Keşke bu teklif filmlerdeki sevecen teyzelerin yüzündeki gibi hoş bir akis bıraksaydı benimkinde de… Onların zihninde bu teklif nasıl bir resimde ifade buluyor, görebilmek isterdim. O resim başka şeyleri de içine alıyordur herhalde. Küçük bir kızın gönlünce koşturduğu uçsuz bucaksız bir dünyayı belki…
Bense içinde bulunduğumuz odayı görüyorum sadece. Koltukları, sehpaları, sert köşeli diğer şeyleri… “Ya bir yere çarparsa?!” diyorum. “Ya koşmaktan korkmasına neden olursa yaşayacağı acı?”
“Tamam, oynayalım.” diyorum birden. Sesim fazla mı yüksek çıktı? Hatta fazla coşkulu… Birden kafamdaki sis dağıldı ve apaçık bir şey belirdi sanki. Hemen ortadaki sehpayı uzak bir köşeye çektim. Tekli koltuğu da duvarın önüne koydum. Odanın ortasında geniş bir alan açtım böylece. Odayla birlikte zihnimde de… Koş koşabildiğince…
İster saklambaç olsun, ister hayat fark etmiyor aslında çünkü. İkisinde de özgürce esip geçmeni engelleyen barikatlar çıkıyor karşına ille de… Kimi zaman bir koltuk, kimi zamansa gündelik hayatın akışında yapman gereken herhangi bir şey… Evet; var onlar, görmezden gelemezsin. Ama yine de kimi zaman kısa molalar verebilirsin bu akışa. Tıpkı koltuğun yerini değiştirir gibi; yapman gerekenleri ya da senden beklenenleri de bir süreliğine kenara, köşeye çekebilir; ortaya özgürce esebileceğin koca bir boşluk koyabilirsin.
O boşlukta ne yapmak, kiminle vakit geçirmek, nerede olmak isterdin?.. Yani seni rüzgara katıp estiren nedir, kimdir, nasıl bir yerdir? O da senin bileceğin şey…
İşte böyle düşünüyordum, saklambaç teklifiyle bunları hatırlamama vesile olan dünyalar tatlısı yeğenimi elinden tutup odanın ortasına getirirken… O noktaya geldiğimizde “Kim ebe olacak, onu belirleyelim önce!” dedim; onun yaşlarında olduğum zamanlardaki dolu dolu coşkuyla… Ve yıllar önceki o tekerlemeyi hatırlamaya çalıştım. “O piti piti” diye başlayan…
5.0
100% (3)