0
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
111
Okunma
Yorgun bir şekilde yatağında yatıyordu. Gözlerini açmaya çalışıyor ama başarılı olamıyordu. Kafası da olabildiğince ağrıyordu. Belki akşamdan kalmıştı ya da başka bi şeyler vardı. Kimbilebilirdi ki olup bitenleri. Derin yaralar vardı bedeninde. Çok acılar çektiği belliydi. Hayattan da tat alamıyordu zaten. Bir b.kun içine düşmüştü çırpındıkça içine doğru çekiyordu. Bir ara yattığı yerden doğruldu, uzun bir süre bu şekilde olup bitenleri anlamaya çalışıyordu. Göz bebekleri kızarmıştı ve kulağındaki dayanılmaz uğultular beynini patlatacak gibi oluyordu. Bir şeyler yapmalı kendine gelmeliydi. Yattığı yerden ok gibi fırladı hemen yüzünü yıkadı. Aynaya baktığında, yüzünde kararmış gecelerin günahlarını seyrediyordu. Kendindende nefret ediyordu aslında, sevmiyordu kendini. Hem fiziken hem de ruhen derin girdaplar içerisinde çırpınıp duruyordu. Bazen hayata sövüyor bazen de kendisine ana avrat düz gidiyordu. Kapıya doğru yöneldi ve bir hışımla dışarı attı kendini. Boğuluyordu sanki, nefesi de gırtlağına takılıyordu. Etrafına şöyle bir baktı kimseler de yoktu. Gün boyu derbeder gibi gezmişti, bacaklarında dermanda kalmamıştı. O kadar çok yürümüştü ki uyuşmuştu bedeni.Bir köşede uyuyakalmıştı ve kalktığında ise havada hafiften kararmaya başlamıştı. Akşamları en çok takıldığı yer olan Kariman Nehrine doğru gitmeyi seviyordu. En sevdiği yer burasıydı. Kendini burda huzurlu ve mutlu hissediyordu. Hava soğuktu ve üşüyordu. Üzerinde palto yoktu, tir tir titriyordu. Kemiklerine kadar donmuştu, beynini yiyip bitiren düşünceler içerisinde çıkılmaz bir yola girdiğinin farkındaydı. İçmeli miydi bilmiyordu. Belki bir votka içip kendine iyi gelecekti. Akşamın karanlığı gecenin sert bakışlarına dönmüştü artık. Bu yoldan döner miydi dönmez miydi bilemiyordu. Ama dönecek gibi de durmuyordu. Yorgundu, bitkindi ve en önemlisi tükenmişti. Ya da çıldırmanın eşiğine gelmişti. Şişeyi kafasına dikmiş gözleri ise boşluğa doğru bakıyordu. Eski günlere lanet okuyor bir daha atıyordu herkese inat. Dibi görünen şişeyi fırlatıp attı nehrin soğuk ve dondurucu kucağına. İyice kendinden geçmişti, bir kenara yığılıp kaldı. Bu son yatış bu son bakıştı artık. Bedeni dünyaya ilişiğini kesmişti. Damarları kurumuş ruhu gökyüzüne kanat çırpmıştı. Dönülmez akşamın ufkunda bir daha güneşin gülümsemesini göremeyecekti.
(B. SIRAKAYA)