Bir başkasına hizmet fırsatını elinden kaçıranlar yaşamın sunacağı en doyurucu deneyimlerden birini kaçırmış olurlar. (pali metinleri)
Nil Gün
Nil Gün
VİP ÜYE

KARAR

Yorum

KARAR

5

Yorum

13

Beğeni

0,0

Puan

123

Okunma

KARAR

KARAR



Yazarlık nedir? Bir hüsranın avuntusu.
Bütün hüsranların avuntusu. Yazarlık bir narsis kompleksi mi:
“Bak ben yazdım. Ne marifetlerim var benim. Okuyun beni.
Beğenin zekâmı, buluşlarımı,” demek mi?

Gerçek yazar beğenilmeye boş vermiştir.
Mutluluğunu yazmakta bulmuştur, gerisine aldırmadan.

Yazmak
kusurunu biliştir, hiç değilse
dürüstlüğümüzün bir kırıntısıdır…(alıntı)

---

Uyanmak yetmiyor bazen.
Güneş afyonuma inememiş daha.
Düşlerimin basıncı çarşaflarda iz bırakmış.
Terliğim, güzel bir kadının tabanını öpememiş.
Beraber uyumuş olsaydık…

Uyanmaktan önce güzelleşirdi kadın,
sevdiği adamın kolları arasında uyanmışsa.

Yaşamadan bilmek bu olmalı…
Veya yaşasak da, yaşadıklarımız hep mi eksik görünür?
Veya hayallerimizin uyduruk günahlarından,
çırpındığımız gerçekçiliğimize dönmekte yarar var galiba…

Düşlerimiz, kimseyi ilgilendirmeyen
ama hep birbirimizinkine benzeyen düşlerimiz!

Düşlerimiz ne kadar da benzer.
Kimsenin düşüne benzemeyen düşün var mı senin?
Yok :)

Gizli bir kitabın yırtık bir sayfasında kalmış,
kimsenin düşüne benzemeyen bir düş.
O sayfa hâlâ uçuşur karanlık rüzgârların anaforunda…
O sayfa, mezarın yakınındaki bir çalıya takılı kalır belki bir gün…

“Çoğu düşler gibi, bu düş de, içinde bulunduğu
durumla ancak kasvetli, üzücü bir şekilde
ilgiliydi, ama onu etkiledi. (…) Düş ne olursa
olsun, onu ihmal edecek olursak o gecenin
hikâyesi eksik kalacaktır. Hasta bir ruhun
karanlık macerasıdır bu.
ıstırabın uykuda aldığı şekiller.”
— Sefiller, V. Hugo

Kavrulmuş kekik kokusu kaybolana kadar uykulu dolanıyorum.
Düşlerden gelen bu koku, beni bedensiz bir ruh gibi hissettiriyor.

Düşünün…
Hepiniz düşünün…
Hepimizin içinde, içi kangren olmuş bir sürgün yok mu?
Düşlerden güneşe uyanmış garip bir burukluk…
İçinizde yarım kalmış bir çığlık,
uykularınızda kalmış…

Tenim ürperiyor,
cismim şekilleniyor demek ki.
Mutfağa yürümeli.

Su ısıtıcısının metal yorgunluğu fokurduyor, bırakın ısınsın.
Bir insanın içi kaynarken, haşlanarak ölmesi gibi;
sesi kesilir birazdan.
Sonra kahvemizi içeriz.

Gördüğünüz gibi uyanmak karmaşayla başlıyor.
Düşlerimizi sonsuzlukta bırakıp yaşama yaklaşmalı.
Her sabah tekrarlanan seremoni…
Düşlerden sıyrılıp yaşama yakınlaşmada
ömrümüzü arıyoruz.

Kuru bedenime şimdi su sesi lazım.
Aynaya bakmak istemiyorum;
geçmişin irin dolu zerrelerinin
aynadaki hareketlerini gözlerim takip etmesin.

Bir zamanlar (ben çocukken) babam mandolin çalardı.
Suyun sesinde mandolin var.
Kırmızı renkli…
“Yarınlarda, yarınlarda güzel günler var,”
diyen kırmızı renk…

Yarınlar, henüz el değmemiş günler.
Elimiz değince, çocukluğumuza,
arınması için yollayacağımız yeni yorgunluklar.

Su

Çocukluğunu kaybetmeyenlerin yüreğindeki
afacanlığa gülümsemesidir…

Suyu açık bıraktım.
Hiç yorulmuyor su, hiç…
Akıyor, akıyor, akıyor.
Bir cesaret kafamı aynaya kaldırıyorum;
su da yorulurmuş bak.

Aynanın arkasındaki sır…
İçimin dibinin dibinde çırpınan bu ruh,
“ötekim” beni yok etmeye çalışıyor.
Yoksa ben mi onu yok etmeye çalışıyorum?

gözlerimden korkuyor ötekim.
Paylaşmasını istemediği,
kâğıda dökülmemiş sırları duyuyor.

Bir an, sadece bir an,
dış dünyanın beni ile ötekim
aynı anda bakıyoruz aynaya.

Anlam uğultusu…

Kaybolmayan keşkelerin çatık kaşla buluşması,
yaşayabilirdimlerin şeffaf gürültüsü,
“unut” emri verilen
“keşke yaşamasaydım”ların
hayat, hatalara bedeldir’e dönüşmesi…

Unutulmayan bir sarhoşluk anı,
yok olmaya hazırlanan eski bir aşk,
buruk görüntüler,
tebessüm dahi edemeyen duvar dibi bekleyişler,
inadı tutup dağılmayan kum tanecikleri,
içimizdeki toz ve dumanı içine tıktığımız
çok eski sandıklar…

Her şeyi emen sessiz bir bakışma
ötekim ve ben…

Hey ötekim,
ben de seni bir “sır” sanmıştım.
Asırlarca bakışsak da
bana sır vermeyeceksin.

Öyleyse…

Nedir görmek istediğin?



Öğlen oldu.
Günün savaşı çoktan başlamıştır.

Emektar dünyamızın tecrübesiyle,
değişmez düzene yeni söylemler edemeyen dillerimizle,
içimizde tin yangınlarımızla,
oramıza buramıza batmış anı kıymıklarımızla,
popomuza yediğimiz şaplaktan bugüne nasıl geldiysek
yola öyle devam edeceğiz…

El değmemiş bir başlangıç bulmak için de,
eskiyi bırakmak, terk etmek için de
yola çıkmak gerekiyor.

---
yola çıkmak dediğin,
bir kapıyı çarpıp gitmek değil.
Bazen aynı sokakta,
aynı yüzle,
aynı bedenle yürümeyi göze almaktır.

Bazı başlangıçlar tertemiz olmaz.
Üzerinde parmak izi vardır,
üstünde eskiden kalma bir ses,
bir bakış, bir utanç,
belki yarım bırakılmış bir cümle ..

Ve insan şunu anlar
Hiçbir yere tamamen “yeniden” gidilmez.
Ancak biraz daha az yalanla,
biraz daha çok cesaretle
devam edilir.

Ötekim hâlâ içimde.
Susmuyor.onu susturmam artık.Çünkü suskunlukla büyüyen her şey

bir gün içeriden kırar kabuğunu.
Aynada aradığım yüz
benimle barışmak istemiyor.
Haklı.
Ben de onu yıllarca terk ettim.

Şimdi kaçmıyorum.
Kalıyorum.
Yanlışlarımın ortasında,
keşkelerimin tam dibinde,
yarım kalmış çığlığın
boğazıma oturduğu yerde.

Suyu kapatıyorum.
Ses bitti.
Ama içimdeki akış
durmuyor.
Çünkü gerçek dediğin
kaçmadığın yerdir.

Şimdi suyu kapatıyorum.
Kahve soğumadan içilmeli.
Gün beklemez.
Hayat, ertelemeyi affetmez.

Tekrar dene
bir temenni değil bu


Bir karar.



Ve evet…

Hadi bakalım.
Yola çıkıyoruz.

Paylaş:
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Karar Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Karar yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
KARAR yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Sabitlendi
Tüya
Tüya, @tuya
13.1.2026 22:27:11
Bir tiyatro solonunda, sahnede kendi kendine konuşan bir Nil Gün görüyorum...
Monolog içine çekiyor beni. Tuz buz olmuş duyguları, yaşam zerreciklerini saçılan sokaklardan, kaldırımlardan, odalardan, tabaklardan, izmaritlerden ve belleğimizin derinliklerine mıh gibi saplanan hüzünlerimizi topluyor o muazzam lirizmiyle. Hani sözcüklerin yorulmak bilmeyen fonetiğiyle...

Neden seviyorum seni biliyor musun, kadın? Sen iç sesimizin utanç duyan suskularını cımbızla çekip çıkarıyorsun; öyle yalın, dinamik, şeffaf ve naif bir tarzda...

Sevgilerimi bıraktım bu güzelliğe.
Selam ile.
Etkili Yorum
Gule
Gule, @gule
13.1.2026 22:12:19
Yazarlık; içinin, kalbinin ve belleğin, uçsuz bucaksız hiç dokunulmamış, el değmemiş uzuvlarında biraz anlam arayışı, biraz da suskularını sese dönüştürme sanatı...

Etinden sıyrılmış kaç bin yıllık bir gömütü mezarından çıkarıp; ruhunu teslim etmemiş bilincini derin uykusundan uyandırarak, sanki kemiklerine nefesini üflüyorsun tekrar, öyle düşün.

Orda kımıl kımıl, kanı pıhtılaşmış bir şeyler var, jiletle bi kesik atıp o düşünceleri kanatalım ki yolu açılsın, ferahlasın, rahat bi nefes alsın.

Bir şeyler yazarken, içindeki yükünü de yol kenarına kepçe kepçe boşaltırsın. Okura dersin ki:
Buraya biraz hiçliğimden döktüm, biraz hislerimden, biraz da aklı iki ara bir derede köşeye kıstırılmış ve yüzleşmeye korktuğum anlamlarımdan. Ben temelini attım, siz de can duvarımı mahir ellerinizle, renklerinizle gelin dokuyup örün, naif sesinizle de doldurun boşluklarımı, hislerimi evine döndürün, beynine oksijen gitsin, gözlerini yeniden açsın, yeniden doğsun. Hayata yeniden merhaba desin...

Merhaba cancağızım!
Yazmak biraz da acı çekmektir.
AHMET ACAR
AHMET ACAR, @ahmetacar
13.1.2026 22:09:54
Güzel kalemden muhteşem dizeler süzüle gelmiş şiir bir bütün olarak muhteşemdi kalemine yüreğine emeğine sağlık tebrik ederim.
M.Y.
M.Y., @m-y
13.1.2026 22:00:32
Kahve için bir bardak su lazım, ne kadar çok akıttın suyu.
"sevdiği adamın kolları arasında uyanmışsa" demişsin. Evlenince ailem bir yastıkta kocatsın demişti. Hanımın çeyizinden küstüm yastık kılıfı çıktı. Şimdi odalar da ayrı. Ama mutluyuz. Saygı kollar arasında değil bizde. Yorum işte, aklıma esenleri yazdım. yorum da dediğin gibi kimi beğenir kimi beğenmez. Ben okurken de zevek aldım, şu an klavyenin tuşlarına basarken de.
Saygılar.
Aşık-ı boğaz
Aşık-ı boğaz, @asik-ibogaz
13.1.2026 20:49:31
Çok güzel benim için her yazılan şiir ve yazı değerlidir. Yazanın emeğidir kendi gönlünün beğendiğidir. Okuduğum tüm eserleri yazanın gözünden bakıp beğenirim. Sanatsal değerini konunun uzmanlar kurulları versin. Çok güzel tespitlerin için tebrikler saygılarımla.

Aşık-ı boğaz tarafından 13.1.2026 21:45:50 zamanında düzenlenmiştir.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL