1
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
42
Okunma
Yalan, gerçeğin bilinçli olarak değiştirilmesi ya da gizlenmesidir. İnsanlık tarihi kadar eski olan bu davranış, çoğu zaman korku, çıkar ya da kendini koruma isteğinden doğar. İlk bakışta masum ya da zararsız gibi görünse de yalan, bireyler arasındaki güveni zedeleyen ve ilişkileri temelden sarsan bir unsurdur.
İnsanlar bazen cezadan kaçmak, bazen başkalarını üzmemek, bazen de kendilerini olduklarından farklı göstermek için yalana başvurur. Ancak yalan, kısa vadede rahatlatıcı bir çözüm sunsa bile uzun vadede daha büyük sorunlara yol açar. Çünkü bir yalan, başka yalanları da beraberinde getirir. Zamanla kişi, söylediği yalanların yükü altında ezilir ve gerçeği ayırt etmekte zorlanır.
Toplum içinde güven duygusu, dürüstlükle ayakta kalır. Yalanın yaygınlaştığı bir ortamda insanlar birbirine şüpheyle yaklaşır, samimiyet yerini mesafeye bırakır. Bu durum yalnızca bireysel ilişkileri değil, toplumsal düzeni de olumsuz etkiler. Oysa doğruluk, her zaman kolay olmasa da insanı özgürleştirir ve vicdanen rahatlatır.
Sonuç olarak yalan, geçici bir kaçış yolu olsa da kalıcı zararlar bırakır. Gerçekle yüzleşmek cesaret ister; fakat insanı olgunlaştıran ve güçlendiren de budur. Dürüstlük, hem bireyin kendisine hem de çevresine karşı en değerli sorumluluğudur.
Yalan bir gölge gibi düşer sözlerin üstüne,
Gerçek susar, kalp ağırlaşır o an.
Bir kez eğilen kelime,
Bir daha doğrulmaz aynı yerden.
Doğru, acıtır belki ilk anda,
Ama izi hafiftir, geçer zamanla.
Yalan derin bir yara açar,
Sessizce kanar vicdanla.
Meltem Mesture Güven yalanı hiç sevmez
5.0
100% (1)