1
Yorum
8
Beğeni
5,0
Puan
58
Okunma

Uzun yazı okuyamıyorum artık.Başlıyorum, iki paragraf sonra dağılıyorum.”
Dede başını kaldırmadı.
Sobaya bir odun daha attı.
“Normal,” dedi.
“Bu çağda uzun yazı okunmaz.
Uzun yazı taşınır.”
Kız kaşlarını çattı.
“Ne demek o?”
Dede nihayet ona baktı.
“Bak kızım,” dedi,
“Dostoyevski okurken sıkılan insan,
kitabı değil, kendi içini taşımak istemiyordur.
O yüzden kaçmak ister.”
Kız sustu.
“Tolstoy’u kısa kısa yazdırsaydık,” diye devam etti dede,
“Savaş olurdu ama Barış olmazdı.
Çünkü insanın içindeki karmaşa kısa sürmez.”
Bir an durdu.
“Oğuz Atay’ı düşün.
Tutunamayanlar’ı kısa yazsaydı,
kimse tutunamadığını fark etmezdi.”
Kız telefonu masaya bıraktı.
“Peki ben niye okuyamıyorum?” dedi.
Dede hafifçe güldü.
“Çünkü,” dedi,
“beynin artık metin değil, ekran istiyor.”
Biraz yaklaştı.
“Ekran dediğin şey,” dedi,
“beyni ödülle değil, parçayla besler.
Üç saniye…
beş saniye…
on saniye…”
Parmaklarıyla masaya vurdu.
“Bu sırada dopamin zıplar,
ama dikkat ölür.”
Kız irkildi.
“Marshall McLuhan yıllar önce söylemişti,” dedi dede,
‘Araç mesajdır’ diye.
Senin mesajın artık uzunluk değil, hız.”
Sonra başını iki yana salladı.
“Virginia Woolf okuyanlar okumayı
‘başkasının zihninde yavaşça yürümek’ diye tarif eder.
Sen koşuyorsun kızım.
Koşarken manzara görülmez.”
Kız başını eğdi.
“Türkçede de böyle,” dedi dede.
“Tanpınar zamanı uzatır.
Nazım uzatır.
Yaşar Kemal uzatır.
Çünkü insan dediğin şey kısa değildir.”
Bir an sustu.
Sonra hafifçe gülümsedi.
“Bak,” dedi,
“uzun yazı okuyamıyorum demek,
‘uzun düşünemiyorum’ demektir.”
Kız gözlerini kaldırdı.
“Peki sen nasıl yapıyorsun dede?” dedi.
“Sen ilkokul mezunusun.”
Dede sobaya baktı.
Alevler gözlerinde titredi.
Sonra sakin sakin söyledi:
“Ben beşe kadar okudum kızım.
Ama okumayı orada bırakmadım.
Okumak bitmez.
Araştırmak bitmez.
Merak eden insanın diploması olmaz.”
“Okul biter…
ama insan isterse,
okuma hiç bitmez.”
5.0
100% (3)