8
Yorum
22
Beğeni
0,0
Puan
569
Okunma

RUHUM HUZURU BEKLEYEN BİR KIYI DEĞİL ARTIK FIRTINANIN TA KENDİSİ...
İçimde, kendi yankısını dinleyerek yürüyen uzun bir koridor var. Duvarlarında asılı sorular, cevap olmaktan çok yara izleriyle dolu.
Her adımda biraz daha daralan bu yerde, insan kendini saklamaktan çok açmaya mecbur kalıyor. Öyle bir dil ki; sustukça ağırlaşıyor; içine doğru çekilen bir gökyüzü gibi.
Ruhum, huzuru bekleyen bir kıyı değil artık; fırtınanın ta kendisi. Kendiyle çarpışan dalgaların ortasında kalmış savruluyor.
Ne yana dönsem, içimde bir ses uyanıyor: teselli eden bir ses. Yaşamak, bir eşiğin üzerinde durmak; düşmeden ve yere basmadan.
Zaman burada ileri gitmiyor, dairesel dönüşlerde.Aynı duygunun farklı yüzleriyle karşılaşıyorum her dönüşte.
Cesaret, bazen korkunun kılığına giriyor; korkuysa bazen bilgelik sanılıyor. İçimde büyüyen çatlaklar, yıkmak için değil, tamir olmak için açılıyor. Fırtına, kırıklardan içeri giriyor.
Bir yanım hâlâ direniyor, adı konmamış bir umutla. Diğer yanım, her şeyden vazgeçmiş gibi sakin. Bu iki uç arasında salınan ruh, kendini yormaktan vazgeçtiği anda derinleşiyor.
Ve en dipte, kimsenin dokunamadığı bir yerde, şefkatli bir sessizlik duruyor. Orada öğreniyorum; insanın en büyük yüzleşmesi, kendine anne gibi yaklaşabildiği an başlıyor.
Bu yüzden iç konuşmalarım sancı değil artık; bir varoluş eşiği.
Acıdan süzülen, ama ona teslim olmayan bir dil kuruyorum kendime. Kimsenin tekrarlayamayacağı,ve benden başka kimsenin tam olarak anlayamayacağı…
Bütünüyle bana ait.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.