0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
117
Okunma
KAVUŞMA
Kavuşma, benim için düşündüğüm gibi heyacanlıydı. Sanki yıllar öncesine dönmüştüm. Onsekiz yaşıma. Sol tarafım güp güp atıyordu. Bu yaşlı beden birden gençleşmişti.
Onu bilmiyorum ama benim dünyam yerinden oynadı. Beni süzerken temkinli olduğu kadar değerli bir şeyini yitirmenin hüznü içindeydi. Herşey bittikten sonra karşımda olsan ne fayda dercesine sessizdi... Biraz sonra özlemin, her iki taraf için bir anlam içermediğini hissettim. Demir tavında dövülürmüş, dedikleri bu olsa gerek. Demek ki heyacanım fiyaskodan ibaretti.
Yan yana yürüdük...Konuşmadık. Adımlarımız, konuşacaklarımızın özeti gibiydi.Farkında olmadan omuzlarımız birbirine çarpıyordu.
" Nasılsın?"
" İyiyim!"
Titreme vardı sesinde.
Aslında kavuşamamanın, ayrı kalmanın acı bir reçetesiydi bu iki kelime.
İkimiz de boşluğa anlamsızca bakıyorduk. Bakışlarımızı birbirimizden kaçırıyorduk. Susmak, konuşmaktan daha iyi geliyordu. Zamanın derinliğinde geziniyor, iç hesaplaşmalar yapıyorduk.
Elini tuttum. Soğuktu. Geri çekmedi. Avucumda sarmaladım elini. Sanki bütün bedenini sarmalar gibi. Sakin bir güven yayıldı içime. Özlemek, artık eksik bir duygu değildi ama hâlâ kırılgan bir hâldeydi.
Zaman, fark edilmeden geçti. Denizin kenarına sahile indik. Martılara simit attık. Banka oturup denizin kıyıya vuran dalgalarını, geçip giden gemileri izledik.
Çılgınlar gibi sevişmek için herşey geçti artık. Sessiz duruşunda bunu anladım. Kimbilir neler yaşamış, başından neler geçmişti. Sormanın bir anlamı yoktu.
Eve dönerken şunu düşündüm:
Bazı kavuşmalar, aşkı tekrar yaşamak için değil yaşanmışlıkları sorgulamak için vardır.