Sual de bilgiden doğar, cevap da... (mevlana)
Timur KOHEN
Timur KOHEN

KORKU EVİ

Yorum

KORKU EVİ

0

Yorum

3

Beğeni

0,0

Puan

80

Okunma

KORKU EVİ

KORKU EVİ

KORKU EVİ
Buraya girmeden önce bilmen gerekenler var. Bilmen gereken ilk şey; buraya asla girme. İkinci şey; korku sandığın şey değildir. Üçüncü şey buradan çıktıktan sonra bir daha asla sen olamazsın.
Ortak insan bilincine göre korku; belirli bir ağrı ya da tehdit olarak algılanan bir olay sonucunda, uyarıcı bir tepki olarak ortaya çıkan yaşamsal bir tepkidir.
Ama korku, kontrolün senden alınmasıdır. Bir şeyin sana zarar verebileceğini bilmekten çok, o şeyin sana ne yapabileceğini bilmemek korkudur. Mezarlıkta bir hortlak varsa, bu nettir. Ama mezarlıkta bir şey varsa… işte korku budur.
Korku; akıl yürütmenin bozulduğu, mantığın işe yaramadığı, benliğin çözülmeye başladığı anda başlar.
*

Korku Evinin kapısı yıllardır açılmamış gibiydi. Ama tahtaları şişmemişti. Boyaları sararmamış, kapı kolu pas tutmamıştı. İçeriden gelen ağır, iğrenç bir koku da yoktu. Her şey fazlasıyla normaldi.
İçeri girip girmeme konusunda tereddüt etmedim. Çünkü bu benim işimdi.
Korkuyu deneyimlemek.
Elliot Graves, korkunun bir abartıyla başladığına ve dalga dalga yayıldığına inanırdı. Zaten milyonlarca takipçisi de bunun kanıtıydı.
Terk edilmiş hastaneler, metruk binalar, mezarlıklar, şeytan çıkarma ayinlerinin yapıldığı söylenen evler… Hepsine gitmiş, kameraya bakıp gülümseyerek aynı cümleyi kurmuştu:
“Gördüğünüz gibi, korkacak bir şey yok.”
O gece Instagram’a gelen mesaj diğerlerinden farklıydı.
Tek bir cümleydi:
“Korku Evi’ne gider misin?”
Konum yoktu. Açıklama yoktu. Sadece bir fotoğraf.
Fotoğrafta eski bir ev vardı. Pencereleri karanlıktı, kapısı yarı açıktı. Ama asıl tuhaf olan şey, fotoğrafa bakan herkesin aynı hissi yaşamasıydı:
Sanki ev, bakana bakıyordu.
Elliot ertesi gece oradaydı.
Canlı yayın açıktı. Yorumlar deli gibi akıyordu.
“Abi burası fake.” “Cin falan yok ya.” “İçeri gir.”
Yarı açık kapıyı ittiği anda telefonun ışığı titredi.
Ev sessizdi.
Fazla sessiz.
İçeri adımını atar atmaz kapı yavaşça kapandı. Kilit sesi gelmedi.
Sanki ev, dışarıyı unutturmak istiyordu.
İlk odada bir şey yoktu.
İkinci odada da.
Elliot gülerek konuştu:
“Bakın, yine bir efsane…”
O sırada üst kattan bir ayak sesi geldi.
Canlı yayındaki yorumlar bir an durdu.
Sonra biri yazdı:
“Abi arkanda biri var.”
Elliot arkasını döndü.
Kimse yoktu.
Ama aynada…
Aynada yalnız değildi.
Yansımasının arkasında, yüzü olmayan bir siluet duruyordu. Göz çukurları vardı ama göz yoktu. Ağzını açtığında evin içi soğudu.
Telefonun ekranı karardı.
Canlı yayın kapandı.
Elliot bağırmak istedi ama sesi çıkmadı.
Siluet aynadan çıktı.
Gerçek oldu.
Fısıltı başladı:
“Bizi çağıran sensin…”
Duvarlar nefes almaya başladı. Zemin dalgalandı, kapılar yer değiştirdi.
Saat yoktu.
Çıkış yoktu.
Elliot Graves, ilk kez evin içinde yalnız olmadığını hissettiğinde korkmadı.
Bu onu şaşırttı.
Çünkü sesler vardı. Ama seslerin bir kaynağı yoktu.
Canlı yayın kapandığından beri konuşmayı sürdürüyordu. Alışkanlıktı. Karanlığa hitap eder gibi.
“Tamam… Bu noktada çoğu insan panikler.”
Sesi evin içinde dağıldı. Duvarlara çarpmadı. Geri dönmedi.
Elliot sustu.
Bir kelimenin, söylendikten sonra hiçbir yere çarpmaması tuhaftı.
Ev sesi ne kabul ediyor ne de reddediyordu.
Yok sayıyordu.
Bir adım attı.
Tahta gıcırdamadı.
Bir adım daha.
Yine sessizlik.
Elliot’un ilk gerçek korkusu burada başladı.
Çünkü korku, ses çıkmaması değildir.
Korku, sesin karşılıksız kalmasıdır.
“Biri var mı?” dedi.
Bu kez fısıldadı.
Bu kez gerçekten bir cevap bekledi.
Ev hareket etmedi. Nefes almadı. Ama bir şey değişti.
Elliot, izlendiğini değil, dinlenmediğini fark etti.
Bu daha kötüydü.
Çünkü izlenmek bir ilişkidir.
Dinlenmemek… yok sayılmaktır.
Aklına bir düşünce düştü:
Ya bu evde olan biten her şey, insanlar için tasarlanmamışsa?
Cinler, hayaletler, lanetler… Bunların hepsi insan merkezliydi.
Peki ya burası…
İnsanı muhatap almıyorsa?
Elliot konuştu. Şaka yaptı. Bağırdı.
Hiçbiri işe yaramadı.
Sonra ilk kez şu cümleyi kurdu ama sesi çıkmadı:
Ben burada bir anlam ifade etmiyorum.
Ve o anda evin derinlerinden bir fısıltı yükseldi.
Bu bir cevap değildi.
Bu bir teyitti:
“Evet.”
Tek kelimeydi.
Ne sesliydi ne sessiz.
Doğrudan düşüncenin içine yerleşti.
Elliot dizlerinin çözüldüğünü hissetti.
Çünkü bu ev onu öldürmeye çalışmıyordu.
Onu gereksizleştiriyordu.
Bir daha kimseyle konuşamayacağını düşündü. Bir daha anlamsız bir cümle kuramayacağını. Bir daha birinin “saçmalıyorsun” demeyeceğini.
Ve korku, nihayet tam anlamıyla doğdu.
Bu ölüm korkusu değildi.
Bu, bir daha asla karşılığı olmama korkusuydu.
Elliot Graves cevap alamadıkça konuşmayı sürdürdü.
Başta bu bir refleks gibiydi.
İnsan boşluğa konuşur.
Çünkü boşluk bile yankı verir.
Ama bu ev…
Yankıyı da reddediyordu.
Zamanın ölçüsü kalmamıştı.
Çünkü Elliot artık beklemiyordu.
Beklemek, karşılık ihtimali demekti.
O ise konuşuyordu çünkü konuşmazsa… yok olacağından korkuyordu.
“Buradayım,” dedi.
Sonra tekrar etti.
Daha yavaş.
Daha net.
“Buradayım.”
Cümle havada asılı kalmadı.
Yere de düşmedi.
Sanki hiç var olmamıştı.
Elliot gülmeye başladı.
Bu eğlenceli bir kahkaha değildi.
Bir deneyin başarısız olduğunu kabullenen birinin gülüşüydü.
“Tamam,” dedi. “Yeni kural.”
Parmaklarıyla havaya bir çizgi çektiğine inandı.
“Ben konuşuyorum, sen cevap vermiyorsun. Ama bu, benim konuşmadığım anlamına gelmez.”
Sesini duymaya ihtiyacı vardı.
Ses, varlığın kanıtıydı.
Ama sonra fark etti:
Kendi sesi ona yabancı geliyordu.
Ton aynıydı.
Kelimeler doğruydu.
Ama sesin içinde muhatap beklentisi yoktu.
Bu tehlikeliydi.
Çünkü insan yalnız konuşabilir.
Ama cevap beklemeden konuşmaya alışırsa, artık insan değildir.
Elliot aynaya baktı.
Yansıma gecikmeli geldi.
Bir saniye.
Belki iki.
Ama geldiğinde ağzı kapalıydı.
Elliot konuşuyordu.
Yansıma dinlemiyordu.
O anda zihninde bir kapı açıldı:
Ya sorun evde değilse?
Ya sorun, cevap bekleyen taraf bensem?
Bir düşünce virüs gibi yayıldı:
Belki de akıllı olmak, cevap aramaktan vazgeçmektir.
Elliot sustu.
İlk kez.
Ev hâlâ konuşmadı.
Ama sessizlik artık onun içine doğru genişliyordu.
Zihni odalara bölündü.
Bazıları kilitliydi.
Bazılarının içinden fısıltılar geliyordu ama ne dedikleri anlaşılmıyordu.
Elliot dizlerinin üzerine çöktü.
Ağlamadı.
Bağırmadı.
Sadece şu cümleyi düşündü; artık kime ait olduğunu bilmeden:
“Cevap alamıyorsan, soru olmaktan çık.”
İşte delirme buydu.
Mantığın çökmesi değil.
Muhatap ihtiyacının silinmesi.
Bir süre sonra Elliot tekrar konuştu.
Ama bu kez ses çıkarmadı.
Düşüncelerini hareketlerle anlattı.
Duvarlara bakarak.
Boşluğa başını sallayarak.
Sanki ev onu kabul etmişti.
Çünkü artık Elliot Graves cevap beklemiyordu.
Ve ev…
Cevap vermeyenleri severdi.
Elliot Graves üç gün sonra Instagram’a geri döndü.
Hastaneden mi çıkmıştı?
Polisle mi konuşmuştu?
Birinin onu evden çıkarıp çıkarmadığı…
Bunların hiçbiri anlatılmadı.
Takipçileri sadece şunu gördü:
Elliot her zamanki yerindeydi.
Işık kusursuzdu.
Ses tonu sakindi.
“Bir korku evindeydim,” dedi.
“Abartıldığı gibi bir şey yok.”
Yorumlar yağdı.
“Abi orada ne oldu?” “Gerçekten cin var mıydı?” “Tekrar gider misin?”
Elliot ekrana baktı.
Gözleri hareket etti.
Ama bakışı…
Ekranın içinden gelmiyordu.
“Orası,” dedi,
“yalnızca kimin konuşmaya değer olduğunu ayıklıyor.”
Bu cümle Elliot’a ait değildi.
Ama onun ağzından çıktı.
Canlı yayında kısa bir sessizlik oldu.
Sonra izleyici sayısı arttı.
Çünkü insanlar cevaplardan çok, cevap vermeyen şeylere ilgi duyar.
Elliot’un mesaj kutusu doldu.
Yeni mekânlar.
Yeni davetler.
Daha karanlık yerler.
Elliot okumadı.
Okumasına gerek yoktu.
Çünkü artık cevap veren o değildi.
Ev, konuşacak bir beden bulmuştu.
Ve ilk kez,
kapısını çalanlar
kendi ayaklarıyla geliyordu.

Timur KOHEN

Paylaş:
3 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Korku evi Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Korku evi yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
KORKU EVİ yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL