Uyanık bir tek adam, uyuyan binlerce kişiden daha güçlüdür. s. carnot
Tigem0663
Tigem0663
VİP ÜYE

Nasuhi Bilmen Tefsiri

Yorum

Nasuhi Bilmen Tefsiri

( 1 kişi )

0

Yorum

5

Beğeni

5,0

Puan

165

Okunma

Nasuhi Bilmen Tefsiri

Ve -onlar- ne küçük ve ne de büyük bir nafaka sarfetmezler ki, ve bir vadiyi dolaşmış olmazlar ki, illâ onlar için yazılır. Tâki, yaptıklarından daha güzeli ile Allah Teâlâ onları mükâfata kavuştursun.

mübarek âyetler, müslümanların hak yolunda yapacakları harcamalardan ve seferlerden dolayı büyük mükâfatlara kavuşacaklarını müjdeliyor.

mübarek âyetler,müslümanlardan bir grubun dinî ilimleri tahsil ile kendi kavimlerini irşat etmeye ve aydınlatmaya dinî hükümlere muhalefetten men etmeye ve sakındırmaya çalışmaları lüzumunu beyan buyuruyor.

Onlar, o mücahit müslümanlar (ne küçük) isterse bir tutam ot olsun ve de büyük bir servet olsun (bir nafaka) İslâm ordusu için muhtaç olanların geçimleri için birşey (sarfetmezler ki) ancak onların amel defterlerine yazılır

(ve) onlar (bir vadiyi) hak yolunda herhangi bir yere gidip (dolaşmış olmazlar ki, illâ onlar için) amel defterlerine sevap (yazılır)

onların bu infaklan, bu hareketleri tesbit edilir (tâki, yaptıklarından daha güzeli ile) daha üstünü ve daha fazlasiyle (Allah Teâlâ onları) o infakta, seferde bulunanları (mükâfata kavuştursun)

onlara birçok sevaplar nimetler ihsan eylesin. Bu âyeti celîle, hak yolundaki cihadın ve infakın fazilet ve ehemmiyetine bir delildir.

bir hadisi şerift Bir müslüman, bir gazada bulunacak dindaşının nafakasını, nakliye vasıtasını temin etmek gibi bir şekilde ona yardımda bulunmuş olsa kendisi de bilfiil gazada bulunmuş gibi sevaba kavuşur.

bir hadisi şerifte şöyledir:: Allah yolunda bir günlük nöbet beklemek, düşmanı gelmesi muhtemel bir yolu muhafazaya çalışmak, dünyadan da ve dünyada bulunan şeylerden de hayırlıdır.

Artık İslâm mücahitlerinin halleri ne kadar gıptaya, takdire lâyık bulunmuş olduğu pek güzel anlaşılmış olmuyor mu?

Vadi, asıl lügatte, dere, iki dağ arası, su kanalı demektir. Çoğulu "Evdiye" dir. Mutlak anlamda yeryüzüne, ve tarz ve uslüba da vadi denilmektedir.


Ve maamafih bütün müminlerin birden toplanıp sefere sıkmaları doğru değildir. Onların herbir fırkasından bir grup din de geniş bilgi elde etmeye çalışmalı ve kavimlerine dönünce de onları ikaz etmelidirler. Umulur ki, onlar sakınırlar.

İslâmyet’te cihad ve İlim tahsili, birer mühim vazifedir.

bütün mü’minlerin birden toplanıp) cihad için veya İlim tahsili için (sefere çıkmaları doğru değildir) bu doğru ve yerinde bir hareket olamaz.

cihada ve İlim tahsilinde lâzım gelen
İslâm cemiyetlerinin (her bir fırkasından) her taifesiden (bir grup dinde geniş bilgi sahibi olmaya çalışmalıdır.

İlim merkezlerine girerek yeteri derecede lüzulu ilimleri tahsile gayret etmelidir.

Bu zatlar, tahsillerini tamamlayarak (kavimlerine dönünce de onları ikaz etmelidirler)

kendi dindaşlarına dinî hükmleri bildirerek onlara muhalefetin nekadar sorumluluk gerektireceğini söylemelidirler,

muhalefetin ne gibi azaplara sebebiyet vereceğini bildirerek o dindaşlarını korkutmalıdırlar, onların haklarında böyle iyilik sever olmalıdırlar.

(Umulur ki, onlar) O cemaat böyle elde edecekleri dinî bilgiler sayesinde dînen yasak, ahlaken kötü olan şeylerden (sakınırlar) kendilerini mes’ûliyetten kurtarırlar, temiz, takdire lâyık bir sosyal kurul örneği olurlar.

âyeti celîle gösteriyor ki: Bir İslâm toplumu için gerekli olan başlıca iki vazife vardır. Biri cihad, diğeri de İlim tahsili,

İslâm varlığını korumak için iki vazife vardır. Biri cihad, diğeri de İlim bunlara kesin ihtiyaç vardır.

Bir düşmana karşı müslümanlardan bir kısmının savaşa katılması, bir farzı kifayedir. Artık diğer kısımlarının da bu savaşa katılmaları mutlaka lâzım gelmez. Zaten katılmaları menfaata uygun olmaz.

düşmana karşı koyulabilmesi için bütün müslümanların harbe katılmasına lüzum görüldüğü takdirde harbe katılabilecek güce sahip olan her müslumanın buna iştirak etmesi icabeder

cihad, umuma yönelik bir farz olmuş olur. Hepsinin de savaşa katılması lâzım gelir. Buna "Nefirlam" denir. Fakat böyle bir harekete çok kere lüzum görülmez,

İlim tahsiline gelince: Bir İslâm ülkesinin muhtaç olduğu şeylerin başında dinî bilgiler gelir,

İslâm dinine göre her müslümanın dinî vazifelerini yerine getirebilecek: Her erkek ve kad derecede bilgi sahibi olması bir farzdır.

bir hadisi şerifte: müslüman için İlim talebinde bulunmak bir farzdır. Her müslüman, namazına, orucuna, aile hayatına vesaireye ait dinî vazifelerini öğrenmelidir.

dinî bilgiler pek fazladır, her müslüman bunları ayrıntılı olarak tahsil edip bilemez. Bunları bilmek bir ihtisas meselesidir.

İslâm cemiyetleri arasından birer grubun güzelce tahsil etmesi lâzımdır. Bu da bir farzı kifayedir. Hepsi de bunu terkederse Allah katında mes’ul olurlar.

ihtisas sahibi olan zatlar, öyle maddî, geçici bir mevki, bir nimet sahibi olmak için değil, sırf Allah rızası için dindaşlarını irşada çalışmalıdırlar,

ihtisas sahibi olan zatlar onlara lâzım gelen bilgiyi vermelidirler, dinî hükmlere muhalefet edenleri ilâhî azab ile korkutmalıdırlar, onları uyandırmaya gayret etmelidirler. Bu bir vazifedir.

öğütlere riâyet etmek de cemiyetin üzerine düşen bir vazifedir.

Öyle iyilik sever öğütleri, uyanları takdir ödememek ise, bir nankörlük, bir kadir bilmezlik alâmetidir.

Velhâsıl Bir gurubun dinî ilimleri tahsil ederek geniş bilgi sahibi olması, büyük bir vazifedir.

bir hadisi şerifte:: Cenab-ı Hak, bir kulunun hayra kavuşmasını dilerse onu dinde malumat sahibi eder ve ona doğru yola gitmeyi ilham buyurur.

Fıkıh, lügatte bilmek, anlamak, herşeyin mahiyetine vâkıf olmak suretiyle güzelce anlamaktır. Istılahta: Fıkıh, bir kimsenin amel yönüyle lehine ve aleyhine olan şer’i hükmleri ayrıntılı delilleriyle beraber bir meleke halinde bilmesi demektir.

İmamı Âzam Hazretleri de fıkıhı söyle tarif etmiştir: Fıkıh, insanın lehine ve aleyhine olan şeyleri bitmesidir. "

fıkıh ilmi, hem ibadetleri, pratiğe ait hususları ve hem de inanç ve ahlâka ait meseleleri içine almaktadır.

meseleleri bilmek, bir fekahattir. Böyle bir bilgi sahibi olmaya çalışmak da "tefekkuh" demektir. Bu mes’eleler! bilen bir zâta da "fakıh" denir ki çoğulu: fukahâdır.

Ey imân edenler!. Kâfirlerden yakınınızda bulunanlar ile savasın ve onlar sizde bir şiddet bulsunlar ve biliniz ki. Allah Teâlâ sakınanlarla beraberdir.

mübarek âyetler, cihad hususunda müslümanIarın hareket prensiplerini tâyin ve düşmanlara karsı bir kuvvet ve güç gösterilmesi lüzumuna tenbih buyuruyor.

mübarek âyetler Dinsizlerin başkalarını da dinden mahrum bırakmak için inen süreler ile alay ettiklerini bildiriyor.

mübarek âyetler, sürelerin inişinin mü’minlerin imânını, o dinsizlerin de küfrlerini arttırmaya sebep olduğunu beyan buyurmaktadır.

Ey imân edenler!.) Ey müslümanlar!. Ey seçkin sahabiler!, (kâfirlerden civarmızda) Yurdunuzun çevresinde, en yakın yerlerinde (bulunanlar ile savasın)

evvelâ onlara karsı savaşa atılınız. Bunlardan maksat, ya Medine’i Münevvere havalisinde bulunan Beni Kureyze, Beni Nadir Yahudi’leridir,

Hayber ahalisür. Veya Bağdat vesaireye göre Medine’i Münevvereye yakın bulunan Şam’daki Puntlardır. Bu ülkelerdeki fırsat bekleyen düşmanlar dururken onları bırakıp uzaktaki düşmanlar ile savaşta bulunmak idare ve siyaset bakımından uygun değildir.

müslümanlar, evvelâ kendi ülkelerine yakın bulunan düşmanları ile savaşmakla emrolunmuslardır.

Bir kere bütün düşmanlara karsı birden hareket etmek zordur, en yakın düşmanlar ile harbe başlamak ise kolaydır,

Bununla beraber bunda bir dinî lütuf da vardır. Müslümaların cihaddan asıl maksadlara insanlığı dine, saadete kavuşturmaktır.

müslümanlar, kendilerine daha yakın komşu durumunda bulunan kimselerin dîne, saadete kavuşmaları İçin çalışmayı, başkaları için çalışmaya tercih etmiş olacaklardır ki, bu da komşuluk adına bir iyilikten, hayrı tavsiye etmekten başka birsey değildir,

(ve) Ey Müslümanlar!. (Onlar) O düşmanlarınız (sizde bir şiddet) bir kuvvet, bir sabır ve dayanıklılık (bulsunlar)

sabır ve dayanıklılık bu hal onların fikir değiştirmelerine sebep olur, İslâmiyet’e karşı koyamayacaklarını anlayarak dostluğa eğilim gösterirler, belki de Islâmiyeti kabul ederek selâmete ererler

Ve biliniz ki. Allah- Teâlâ sakınanlar ile beraberdir)

Herhangi bir cemaat Allah’tan korkar, ilâhî dine sarılır, onun hükmlerine uyarsa Cenâb-ı Hak’kın yardımına zafer ve lütfuna kavuşur.

ey müslümanlar!. Siz de o yolda hareket edeceğinizden dolayı Allah’ın lütfuna mazhar olacaksınızdır. Ne büyük müjde.

hakikat tecelli etmiş, İslâm orduları az bir zaman zarfında doğu ve batıda nice bölgelere hâkim olmuşlardır.


Ve ne zaman bir süre indirilmiş olunca onlardan kimi der ki: Bu hanginizin imânını arttırdı?. Fakat o kimseler ki, imân etmişlerdir, artık onlara imânı arttırmıştır ve onlar sevinirler.

Ve ne zaman) Rasülü Ekrem’e Allah tarafından (bir süre indirilmiş olsa) Kur’an’ı Kerim’in bir kısım âyetleri nazil olsa (onlardan) o münafıklardan (kimi) kardeşlerine veya mü’minlere (der ki: Bu) sürenin inişi (hanginizin imânını arttırdı?.)

o kimseler ki, imân etmişlerdir) Islâmiyetin yüceliğini anlayıp onu kabul eylemişlerdir, (artık) O sürelerin böyle azar azar inişi (onlara imânı arttırmıştır)

imân onların kalplerinde kesin bir ilmin ortaya çıkmasına vesile olmuştur. Onların bir kısım hakikatleri öğrenmelerini temin etmiştir,

(ve onlar) O sürelerin böyle inişi ile (sevinirler) bunlardaki dinî ve dünyevî menfaatleri anlar, bilgileri artar, sevinç içinde kalırlar.

Fakat kalplerinde bir hastalık olanlara gelince -o sürenin nüzulü- onların küfrlerine küfr katıp arttırmıştır ve onlar kâfirler oldukları halde ölüp gitmişlerdir.

kalplerinde bir hastalık olanlara Kendisinde şüphe ve münafıklık gibi, kötü inanç gibi manevî bir hastalık bulunanlara (gelince) o sürenin inişi (onların küfrlerine     küfr katıp arttırmıştır.)

Onlar manevî bir pislik olan öyle kötü kanaatler!, alaycı hareketleri yüzünden daha kâfirce bir vaziyete düşmüşlerdir.

Ve onlar, kâfir oldukları halde) Cenabı Hak’kın indirdiği âyetleri inkâr ederek (ölüp gitmişlerdir.)

Onların artık imâna ulaşmayı? küfr ve nifak üzere ölüp gidecekleri kesinleşmiştir. Bu onların öyle kötü hareketlerinin bir neticesidir.

Rics, Necaset, kötü koku, çirkin iş, maddî ve manevî pislik, azap ve ıstırap mânâsında kullanılmaktadır. Küfre de manevî bir pislikten ibaret olduğu için "rics" denimiştir.

Maddî bir pislik su ile temizlenebilir, manevî bir pislik ise temizlenemez. Binaenaleyh manevî bir pislik olan küfr, maddî bir pislikten daha kötüdür, daha ziyade kaçınılması lâzımdır.

manevî bir pislik sahibini ebedî selâmetten mahrum bırakır

Paylaş:
5 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 

Topluluk Puanları (1)

5.0

100% (1)

Nasuhi bilmen tefsiri Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Nasuhi bilmen tefsiri yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Nasuhi Bilmen Tefsiri yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
Üyelik
Giriş paneli

Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL