2
Yorum
7
Beğeni
5,0
Puan
378
Okunma

Bir hastane koridorunda
kalabalıklara karıştım.
Adımlar yankılandı beyaz zeminde;
yüzler birbirine benziyordu
ama her birinde
başka bir korku taşınıyordu.
Duvarlar sessizdi,
saatler yavaştı.
Endişe,
havada asılı bir duman gibi
herkesin nefesine karışıyordu.
Bir köşeye çekildim,
adımın çağrılmasını beklerken.
Herkesin bir derdi vardı elbet
ama
en ağır sessizlik
benim içimdeydi.
Bir kapının ardında
iki cümle duruyordu;
hayatımdan önce söylenecek,
benden sonra yankılanacak.
Ne kadar süreceğini bilmediğim
bir yolun
ilk adımıydı belki de.
Saat ilerledikçe
kalbim daraldı.
Korku büyüdü;
adı konmamış,
dokunulmamış
ama iliklerime kadar hissedilen.
Ve sonra…
Bir kelime düştü odaya.
Kısa, soğuk, ağır.
Bir hastalık adıydı
ama
bir ömürlük soruya dönüştü.
O an anladım:
dizlerim çözüldü.
Yığıldım sessizce.
Sesler vardı etrafımda;
“Sedye!”
Telaşlı, boğuk…
Ama ben
hiçbirini duymadım.
Gözlerimden yaşlar aktı;
geçmişimin
yarım kalmış cümleleri
omuzlarıma çöktü.
İçime attıklarım,
kimseye anlatamadıklarım
bir bir karşıma çıktı.
Güçlü sandığım hâlim
orada dağıldı;
soğuk bir hastane zemininde
parça parça kaldı.
Kaç gecemi
başkalarının yüküyle sabahladım,
kaç kez kendimi
en sona koydum.
Hep güçlü sandılar beni,
kimse
ne kadar yorulduğumu sormadı.
Başkaları için taşınan yükler
en sonunda
kendi bedenine çöküyordu.
Şimdi biliyorum;
hiç kimse için
kendini tüketmeye değmez.
Çünkü hayat,
insanın kendisinden vazgeçtiği yerde
sessizce kırılıyor.
Ama yine de
nefes alıyorum.
Çünkü umut
bazen bir ilacın içinde değil,
bir sabah gözlerini açabilme ihtimalinde
saklıdır.
Saçlarım dökülebilir,
gücüm azalabilir,
adım bir dosyada
kırmızı kalemle çizilebilir.
Not:
Bu şiir;
bir hastane odasında
önce kalbini,
sonra gerçeği dinleyen;
kendini hep sona bırakan
ve yine de yaşamayı seçen
herkese ithaf edilmiştir.
Asya Öztürk
17.06.2025
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.