0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
150
Okunma

Yıllar önce Doğu Türkistanlı Uygur Türkleri (ki aralarında çoğunlukla kadınlar bulunuyordu), aracı isimler vasıtasıyla Türkiye’deki bazı din görevlilerine sarsıcı bir soru yöneltmişlerdi: ’Gördüğümüz bu zulüm karşısında intihar etsek günah olur mu? Cehennem ehli mi sayılırız?’
Bu soruyu duyan imamlar uzun bir süre sessizliğe gömülmüş, cevap vermekte zorlanmışlardı. Sessizliğin ardından dökülen gözyaşları eşliğinde, güçlükle de olsa bir cevap verebilmişlerdi.
Burada asıl sorgulanması gereken; işkence ve eziyet gören bu insanların çaresizlikten intiharı düşünmeleri midir? Yoksa İslam düşmanlarının sergilediği o faşist ve duygusuz tavır mı? Zulüm altındaki bir insanın ölümü bir kurtuluş olarak görmesi ne kadar insani bir refleks ise; tarih boyunca sadist ve yozlaşmış karakterlerini koruyan yapıların bugün de aynı zulmü sergilemesi o denli bilindik bir gerçektir.
Ancak asıl can yakıcı soru şudur: İmamların bu soru karşısında sadece gözyaşı döküp aciz kalması neyin göstergesidir? Bu dökülen gözyaşları, Müslüman dünyasının içine düştüğü sessiz çığlığın bir dışavurumu mudur? Günümüz Müslüman profili; bir yanda acziyet, bir yanda korkaklık, diğer yanda ise nefse düşkünlük sarmalında etkisiz bir hale gelmiştir. Oysa bir kadının başörtüsüne el uzatıldı diye seferberlik ilan eden bir Peygamberin ümmeti, bu denli duyarsız kalmamalıydı.
Önümüzde eşi benzeri olmayan bir hesap günü bizi bekliyor. O gün, bu sessizliğin ve eylemsizliğin hesabı hepimizden sorulacak. Günde bir saat namaz kılarak cennetin anahtarını elde edeceğini sananların bunları anlamaları zor kaldı ki yılbaşı gecesi bir hindinin peşinde koşanların, Filistin’in Doğu Türkistanın, Rojava’nın ve dünyanın dört tarafındaki bu feryatlarını anlamasını beklemek ne yazık ki imkansız bir durum
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.