0
Yorum
13
Beğeni
5,0
Puan
131
Okunma
Gecenin en ince yerinden sesleniyorum sana...
Sadece, bir zamanın diğerine sızması gibi sessizce...
Zaten bütün görkemli yalnızlıklar, kadim hikâyeler ve bir uçurumun kıyısında bekleyen dilsiz sorular, nihayetinde tek bir hakikate çarpar: İnsanın insana olan o amansız ihtiyacına.
Ben, gölgelerden ve dumanlı aynalardan geçtim; dilsiz kavimlerin sessizliğini değil, sabahın en çiğ ışığında bir elin sıcaklığını seçtim. Hayallerin kusursuz, dokunulmaz ve soğuk krallığında yaşamaktansa, bu dünyanın tozunda, nefes nefese bir gerçekliğin içinde eskimeli insan, dedim ve sana geldim çırılçıplak ayaklarımla, sadece sana,sen de olmaya...
Zaman; bazen kekeme bir alışkanlık, bazen de dursa da akmasa da kalbin ritmine yenilen bir hırsız. Yarı açık bırakılan kapılardan sızan rüzgârı duyuyorum. Ne milatların yükü var omuzlarımda, ne de yarını bugüne kurban etme telaşı. Sadece bir sığınak var; tüm o mistik müziklerin ötesinde,
tenin tene,
ruhun ruha
değdiği
mutlak uykunun koynunda.
Bırakalım kelimeler kendi sesinde boğulsun, bırakalım tarih kendi tozunda uyusun. Biz, o büyük fırtınaların ortasında birbirimize tutunan iki küçük zerre gibi, sarmaş dolaş sessizliğe gömülelim.
Bir hayalden uyanmak için değil, uyanışın kendisi olmak için...
Şimdi örtelim geceyi üzerimize. Bir daha hiçbir şeyin "beyhude" sayılmayacağı o ilk sabaha el ele uyanmak adına, gel son kez hayalimize sımsıkı sarılıp öyle uyuyalım;
Uyandığımızda sadece gerçeğimiz kalsın yanımızda.
5.0
100% (2)