0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
161
Okunma
İnsan, bazı sabahlar uyanmaz; yalnızca gözlerini açar. Gece boyunca içinden geçen düşünceler, sabaha tortu bırakmıştır. Aynaya düşen yüz, artık bir suret olmaktan çok, yaşanmışlıkların sessiz kaydıdır. Çizgiler yaşın değil, suskunluğun eseridir.
Zaman, ilerleyen bir nehir değildir her vakit. Kimi günler durur, kimi günler geri çekilir; insanı kendi içine doğru sürükler. İşte o anlarda anlaşılır: Hayat, planlara değil, vazgeçişlere daha yakındır. Umut dediğimiz şey bile çoğu zaman gecikmiş bir kabulleniştir.
İnsan en çok güçlü görünmekten yaralanır. Çünkü güç, sürekli sergilendiğinde bir maskeye dönüşür. Maskeler yüzü korumaz; yüzü unutturur. Kırılganlığını saklayan insan, kendine karşı işlenmiş uzun bir suçun failidir.
Sessizlik sanıldığı gibi boşluk değildir. Aksine, en kalabalık yerdir. Söylenememiş cümleler, yarım kalmış vedalar, ertelenmiş cesaretler orada birikir. İnsan bazen konuşarak değil, susarak tükenir.
Hayat hızla değil, ağırlıkla anlaşılır. Koşarak geçen yıllar hafif izler bırakır; durarak yaşanan anlar ise ruha kazınır. Kimsenin görmediği bir iç çöküş, en gürültülü zaferlerden daha gerçektir.
Belki de insanın aradığı mutluluk değildir. Belki aranan, kendine yabancı düşmemektir. Her şeye rağmen iç sesini tanıyabilmek, kendi adını içinden doğru telaffuz edebilmektir.
Zaman kırık kalabilir. Buna itirazım yok.
Ama insan, kendi içinde dağınık kalmamalıdır. (Selma Ardıç Tan)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.