0
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
238
Okunma

MUTLU BALIĞIN ŞARKISI
Halil Dededen Masallar
Deli dalgaların ak köpükler saçarak kollarını açıp altın kumlu sahillere kucaklamak için hasretle sarılan bir deniz varmış. İçinde birçok canlı yaşarmış. Buranın etrafında, zeytin ağaçlarıyla meşe. palamut pelit, ara sıra da ceviz, badem ağaçlarından sonra çam ormanları geliyormuş.
Derin mavi denizin, kimsenin oltasını sallamadığı, motor seslerinin ulaşamadığı çok uzak bir köşesine de “Renkli Koy” derlermiş. Bu koyun suları öyle berrakmış ki, güneş ışığı içeri girince denizin dibinde gökkuşağı açar, kayalar sanki boyanmış gibi ortaya çıkarmış.
Koyun en dibinde, kıpır kıpır bir balık yaşarmış. Adı Maviş değil, Yeşilbaş değil, Çizgiş de değilmiş. Herkes ona tek bir isimle seslenirmiş:
“Mutlu Balık.”
Çünkü o, sabah gözlerini açtığı andan itibaren, gece denizin kararıp mercanların uykuya daldığı ana kadar gülümser, yüzgeçleriyle suyu şefkatle okşar, hiç durmadan şarkı söylermiş.
Mutlu Balık’ın tüy gibi hafif, parıltılı yeşil pulları varmış. Karnının altı mavimsi beyaz, sırtı turkuazla mor arasında değişen bir renkteymiş. Gözleri iri, meraklı ve sevecen bakarmış. En sevdiği şey, kaya oyuklarının arasında dolaşmak ve su kabarcıklarının arasından geçerek şarkı söylemekmiş.
O gün de yine sabahın erken saatlerinde, kayaların arasından yükselen inci tanelerine benzeyen hava kabarcıklarına bakarak mırıldanmaya başlamış:
“Bir damlayım denizde,
Şükrederim her günde.
Dalgayla rüzgâr güler,
Mutluyum kendi içimde.”
Kabarcıklar, şarkısıyla birlikte yukarı yükselirmiş. Sanki her kabarcığın içinde minicik bir nota taşınıyormuş.
Tam o sırada, dev bir kayanın arkasından soluk soluğa bir ses gelmiş:
“Yine mi şarkı söylüyorsun Mutlu Balık? Sabah sabah çok neşelisin!”
Bu, komşu kayaların arasında bulunan ince uzun dikey bir deliğin sakinlerinden, kırmızı burunlu küçük Kıpır adlı yengeçti. İki minik kıskacı varmış ama kalbi çok büyükmüş.
Mutlu Balık gülerek dönmüş.
“E tabii ki söylüyorum!” demiş. “Deniz uyanmış, yosunlar saçlarını tarıyor, dalgalar sabah yürüyüşüne çıkmış. Böyle bir günde susmak olur mu?”
Yengeç biraz homurdanmış.
“Benim kabuğumun içinde hâlâ gece,” demiş. “Ama madem öyle, söyle bakalım Mutlu Balık, sen hiç yorulmaz mısın mutlu olmaktan?”
Mutlu Balık, kabarcıkların arasından geçip yengece doğru yüzmüş.
“Mutlu olmak yormaz ki,” demiş. “Tam tersine dinlendirir. Şarkı söylemek nefesimi güçlendiriyor, kalbimi hafifletiyor.”
Kıpır, kıskacını çenesine koyup düşünmüş.
“Ben olsam her gün bu kadar gülemem,” demiş. “Şu kayaların haline bak: Bir kısmı karanlık, bir kısmı çatlak… Hem bak, yukarıdaki dünyada insanlar birbirleriyle kavga ediyor. Denizin yüzüne bile kara düşüyor.”
Mutlu Balık, yengecin yanına yaklaşıp fısıldar gibi konuşmuş:
“Doğru, yukarıda bazen fırtınalar kopuyor. Ama biz burdayız ya! Sen benim arkadaşım, ben sana komşuyum. Bu bile şarkı söylemek için kocaman bir sebep.”
Yengeç gülümsemekten kendini alamamış.
“Seninle konuşunca insanın kabuğu bile ısınıyor,” demiş. “Neyse, ben biraz yosun toplamaya gidiyorum. Dönüşte yeni bir şarkı öğret bana.”
Renkli Koyun sakinleri, sadece Mutlu Balık ve Kıpır değilmiş elbette. Orada, kırmızı benekli mürekkep balığı Nokta, ince uzun bedeniyle süzülen mürekkep şeridi gibi zarif denizatı Peri, sabırsız küçük sardalya sürüleri ve biraz da huysuz bir deniz kestanesi yaşarmış.
Ama bu güzel koyun bir sırrı varmış:
Kayaların orta yerinde, insan yüzüne benzeyen koca bir kaya yükselirmiş. Göz çukurları gibi görünen oyuklarından kabarcıklar çıkar, ağza benzeyen yarıktan ise hafif bir uğultu yayılırmış. Koyun en yaşlıları, bu kayanın “Dalgataş” adında çok eski bir deniz ruhunun evi olduğunu söylerlermiş.
“Dalgataş neşeyi sever,” dermiş yaşlı mürekkep balığı Nokta. “Kavgadan, gürültüden hoşlanmaz. Bir gün deniz çok üzülürse, o da çatlayıp dağılıverir.”
Mutlu Balık, Dalgataş’ın önünden her geçtiğinde saygıyla başını eğermiş. Çünkü o da biliyormuş ki deniz bazen insanların hataları yüzünden kirleniyor, bazen başka balıklar arasında anlaşmazlıklar çıkıyor, bazen ağlara takılanların çığlığı dalga dalga dalgalar ile yankılanıp kayalara çarparmış.
O, “Eğer ben birazcık mutluluk bulaştırabilirsem, belki denizin yükü hafifler,” diye düşünürmüş.
Günlerden bir gün, Renkli Koy’a yabancı bir balık gelmiş.
Bu balık, gümüş pullarıyla kasırga gibi hızlı yüzen, burnu havada bir çipura imiş. Adı Gümüş’tür. Okyanusları dolaşmış, limanların pis sularını, gemilerin gölgelerini görmüş, insanları uzaktan seyretmiş.
Koya girer girmez etrafa küçümseyerek bakmış.
“Hmm,” demiş kendi kendine. “Ne kadar küçük, ne kadar sakin bir yer. Hiç aksiyon yok. Eğlence yok, tehlike yok… Sıkıcı!”
Tam o sırada Mutlu Balık, Dalgataş’ın yanından geçiyor ve neşeyle şarkı söylüyormuş:
“Kabarcıklar dizilir göğe,
Renkler akar dalga dalga.
Küçük kalbim şükreder hep,
Deniz güzel, dünya başka…”
Gümüş duyduğunu anlamaya çalışırken, Kıpır yengeç de kayanın üzerinden başını uzatmış.
“Hoş geldin yabancı,” demiş. “Buraları ilk kez mi görüyorsun?”
Gümüş burnunu havaya dikmiş.
“Evet,” demiş. “Baya da sakinmiş. Ama şarkı söyleyen o balık da neyin nesi? Sabah sabah ortalığı konser alanına çevirmiş.”
Mutlu Balık, yabancı sesleri duyunca merakla yaklaşmış.
“Merhaba!” demiş. “Ben Mutlu Balık. Renkli Koy’a hoş geldin. İstersen sana en sevdiğim kayaları gösterebilirim.”
Gümüş kaşlarını çatmış.
“Sen gerçekten bütün gün şarkı mı söylersin?” diye sormuş.
“Çoğu zaman evet,” demiş Mutlu Balık. “Bazen sessizce dinlerim denizi ama genelde içimden şarkılar taşar.”
Gümüş, alaylı bir kahkaha atmış.
“Dünyada bunca dert varken bu kadar neşeli olmak tuhaf değil mi?” demiş.
“Yukarıda insanlar ağ atıp balıkları yakalıyor, bazı denizler çöple doldurulmuş, fırtınalar tekneleri batırıyor… Sen burada çizgi film gibi gezip şarkı mı söylüyorsun?”
Kıpır bu sözlere alınmış.
“Ne yani?” demiş. “Dertler var diye sevincimizi mi saklayalım? Hem bu koyun güzelliği ne olacak?”
Gümüş, omzunu şöyle bir silkelemiş.
“Güzellik dediğin şey, biraz da tehlikeyle anlam kazanır,” demiş. “Ben fırtınalarda yüzdüm, dev ağların içinden kaçtım, gemilerin altında gölgelerle yarıştım. Bana sorarsanız, siz burada pembe bir rüya görüyorsunuz. Gerçek dünya dışarıda.”
Mutlu Balık bir an susmuş. Sözler kalbinin üzerinde ağır bir taş gibi durmuş.
Sonra, sakin bir sesle sormuş:
“Peki, sen, Gümüş balık olarak mutlu musun bu durumdan?”
Gümüş, sanki başına buzlu su değmiş gibi ilk kez duraksalamış.
“Mutlu mu?” diye tekrarlamış. “Ben… ben güçlü olmaya çalışıyorum. Hızlıyım, akıllıyım, tehlikeleri atlattım. Mutluluk ne işe yarar ki?”
Mutlu Balık, yavaşça etrafında bir tur atmış.
“Belki de en büyük güç, kalbin sevgi ve hoşgörü ile hafif olmasıdır,” demiş. “Gel, sana bir şey göstereceğim.”
Üçü birlikte Dalgataş’ın önüne gelmişler. Kaya, insan yüzünü andıran şekliyle sanki onları dinliyormuş. Karanlık oyuklarından kabarcıklar yükseliyor, çevresinde yeşil, mavi, kırmızı ışıklar dans ediyormuş.
Mutlu Balık derin bir nefes almış.
“Dalgataş,” demiş, “denizin eski dostu. Bizim sırlarımızı bilir. Gümüş, bu kaya senin gördüğün bütün fırtınaları, gemileri, ağları biliyor. Ama yine de burada duruyor, çatlamıyor. Neden dersin?”
Gümüş kayaya şüpheyle bakmış.
“Bilmem,” demiş. “Taş işte.”
Tam bu sırada, kayanın ağza benzeyen yarığından hafif bir uğultu yükselmiş. Su kabarcıkları peş peşe dizilmiş, içlerinden ince bir ses süzülmüş. Sanki denizin ruhu konuşuyormuş:
“Ben Dalgataş’ım… Yıllardır nice göçler, nice kavgalar gördüm. Beni ayakta tutan tek şey, denizdekilerin içindeki sevgi. Ne kadar çok şükür, ne kadar çok şarkı duyarsam, o kadar sağlam kalırım.”
Gümüş şaşkın şaşkın geri çekilmiş.
“Bu… bunu bir taş mı konuştu az önce?”
Gümüş balığın hayrete edişine Kıpır gülmüş ve:
“İşte bunun için buraya ‘Renkli Koy’ derler,” demiş. “Burada taşlar bile bazen konuşur.”
Mutlu Balık, Gümüş’e dönmüş.
“Görüyor musun?” demiş. “Bizim neşemiz sadece kendimize değil, denize de güç veriyor. Senin yaşadığın zorluklar değerli; bize anlat, onlardan öğrenelim. Ama beraber şarkı da söyleyebiliriz.”
Gümüş bir süre sessiz kalmış. Okyanuslarda geçirdiği geceleri, sallanan gemi ışıklarını, karanlık derinlikleri, ağdan son anda kaçtığı anı hatırlamış. Bütün o telaşların arasında hiç şarkı söylemediğini fark etmiş.
“Bilmem…” demiş kısık sesle. “Ben şarkı bilmiyorum.”
Mutlu Balığın gözleri parlamış.
“Önemli değil!” demiş. “Ben sana öğretebilirim. Hem şarkı dediğin kusursuz olmak zorunda değil; önemli olan içinden gelmesi.”
Kıpır, neşeyle kıskacını sallamış.
“Ben de ritim tutarım!” diye bağırmış.
Önce Mutlu Balık mırıldanmaya başlamış.
“Bir damla su, bir nefes,
Dalgalarda bin heves.
Dost olana gönlüm açık,
Mutlu olsun bütün herkes.”
Sonra, Gümüş tereddütlü bir sesle eşlik etmeye çalışmış. Bazı notaları tutturamamış, bazılarını yanlış söylemiş ama Mutlu Balık hiç gülmemiş; aksine daha da coşkulu devam etmiş.
Kıpır, kayalara minik darbeler vurarak ritim tutmuş: “tak-tik, tak- tik, tik-tak, tiki-tak-tik…”
Şarkı ilerledikçe, başka balıklar da etraflarına toplanmış. Sardalya sürüsü, minik ağızlarını açıp kapatarak koro olmuş; denizatı Perisi, kuyruğuyla kabarcıkların arasından zarif kıvrımlar çizmiş; mürekkep balığı Nokta, karanlık köşelerden çıkıp usulca mırıldanmış.
Dalgataş’ın oyuklarından yükselen kabarcıklar, artık daha hızlı ve parlak biçimde yukarı fırlıyormuş. Kaya, gökkuşağı renkleriyle hafif hafif dalgalanıyormuş sanki.
Şarkı bittiğinde, denizin içi sıcacık bir sessizliğe bürünmüş.
Gümüş, derin bir nefes almış.
“Garip,” demiş. “İlk kez kendimi bu kadar hafif hissediyorum. Sanki ağır bir ağ üstümden kayıp gitti.”
Mutlu Balık gülümsemiş.
“Gördün mü?” demiş. “Mutlu olmak, dünyadaki dertleri yok saymak değil. Onları bilip, buna rağmen içimizde bir ışık yakmak. O ışığı başkalarıyla paylaşınca, deniz biraz daha aydınlanıyor.”
Gümüş, gözlerini kısarak denizin üstünü göstermiş.
“Peki ya yukarıdaki insanlar?” demiş.
“Onlar hiç mutlu olamaz mı?”
Kıpır hemen atılmış.
“Olurlar elbette!” demiş. “Bazen bir çocuk, sahildeki bir çöpü alıp çöpe atar. Bazen biri, yaralı bir martıyı veterinere götürür. İşte o an, onların da kalbinden Renkli Koy’a bir kabarcık gelir. Biz duymasak da hissederiz.”
Dalgataş’ın içinden hafif bir uğultu daha yükselmiş:
“Deniz, insanın kalbini de duyar,” demiş.
“Kim içinden ‘Keşke dünyamız daha temiz ve sevgi dolu olsa’ diye geçirirse, onun dileği de benim kayalarıma siner.”
Günler geçmiş. Gümüş artık Renkli Koy’dan ayrılmak istemez olmuş. Geceleri fırtına sesi duyulunca, Mutlu Balık’ın yanına sokulur, birlikte şarkılar söylerlermiş.
Bir akşamüstü, güneş suların altından son kez gülümserken Mutlu Balık, dostlarına dönmüş:
“Hadi,” demiş, “bugün de deniz için bir şarkı söyleyelim. Ama bu kez herkes bir dizesini kendi bulsun.”
Herkes düşünmeye başlamış.
Kıpır:
“Küçük kıskaç ile sevgi taşırım,” demiş.
Deniz Perisi:
“Kuyruk izimde güzel rüyalar bırakırım.”
Mürekkepli Nokta:
“Karanlık köşeleri aydınlatmak için yanarım,” diye eklemiş.
Gümüş biraz tereddüt etmiş, sonra gülümseyerek söylemiş:
“Fırtınalarda öğrendiğim cesareti,
Artık dostlarımı korumak için kullanırım.”
Mutlu Balık da son dizeyi eklemiş:
“Hep birlikte söylersek deniz saklar sesimizi,
Mutlu olur dalgalar, hafifler göğsümüzün gizlisi.”
Ve hep bir ağızdan söylemişler:
“Biz denizin çocuklarıyız,
Bazen sessiz, bazen hızlıyız.
Korku gelir geçer ama,
Kalbimizde dostlukla güçlüyüz, mutluyuz!”
Şarkı bittiğinde Renkli Koy’un suları bir an için kristal gibi parlamış. Yüzeye doğru yükselen kabarcıklar, sanki yıldızlara mektup taşıyan küçük balonlar gibi.
Belki o gece, sahilde yürüyen bir çocuk, denize bakıp bakıp sebebini hiç bilmediği bir sevinç hissetmiştir. Belki de içinden kendi kendine bir şarkı mırıldanmış olabilir:
“Mutlu olmak için, kocaman şeylere gerek yok,” demiştir. “Bir gülüş, bir teşekkür, bir küçük iyilik yeter.”
Çünkü Renkli Koy’un sakinleri, hangi dilde söylenirse söylensin, tüm şarkıların kalbinde aynı sözün yazılı olduğunu biliyormuş:
“Paylaşılan mutluluk, denizin en güzel şarkısıdır.”
İşte Mutlu Balık’ın şarkısı, böyle yayılmışmış denizden gökyüzüne, gökyüzünden insanların kalbine.
Sen de denize baktığında kabarcıklar görürsen, o ses kabarcıklarına kulak verirsen; belki onların söylediği şarkıyı duyarsın:
“Ben bir damlayım denizde,
Mutluluğum kalbimdedir.
Sen gülersen, ben de gülerim,
Dünya böyle daha güzeldir…”
Halil GÜLEL
Düsseldorf / 2025
(Halil Dededen Masallar)
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.