0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
191
Okunma
Yanmak Üzerine Kısa Bir Deneme
Bazı insanlar yanmaktan korkar. Ben yanmaktan değil, hiç tutuşmamış olmaktan korkarım. Çünkü insanı dönüştüren şey yangının kendisi değil; ondan sonra neye dönüştüğüdür. Kül mü olursun, yoksa başka bir şeye mi evrilirsin — mesele burada başlar.
Zaman bize sabrı öğretmez. Zaman sadece bekler. Sabretmeyi biz öğreniriz, ya da öğrenemeyiz. O yüzden “zamanla geçer” cümlesine hep mesafeliyim. Geçen zamandır; insan çoğu zaman aynı yerde kalır. Aynı kırıkta, aynı cümlede, aynı suskunlukta. Değişim, zamanın değil cesaretin işidir.
Herkes güçlü görünmek ister. Ama güç dediğin şey bağırmaz, vitrine çıkmaz. Güç çoğu zaman sabah yataktan kalkabilmektir. Kimseye anlatmadan, alkış beklemeden. İçinde fırtına varken sessiz kalabilmektir. Çünkü bazı savaşlar anlatıldığında küçülür.
Sevmek meselesine gelince… Orada romantik laflar etmeyeceğim. Sevmek cesarettir ama romantik bir cesaret değil bu. Bedeli olan, uykusuz bırakan, bazen insanı kendinden eden bir cesaret. Kaçmak daha kolaydır. Kalmak, yüzleşmek, aynaya bakmak — işte onlar zor olanlar.
İnsan kendini en çok susarken tanır. Kalabalıkta değil, yalnızken. Kimse izlemiyorken hangi düşünceye sığınıyorsan, kim olduğunu da o belirler. Ben uzun zaman kendimden kaçtım. Sonra fark ettim: İnsan nereye kaçarsa kaçsın, kendini yanında taşıyor.
Belki de mesele mutlu olmak değildir. Belki mesele, kendinle barış içinde durabilmektir. Yanmış hâlinle bile. Çünkü bazı yangınlar söndürülmez. Sadece kabullenilir. Ve garip bir şekilde, insan kabullendiği yerden güçlenir.
Ben hâlâ yanıyorum. Ama artık biliyorum:
Bu ateş yok etmek için değil, yol göstermek için var.. (Selma Ardıç Tan)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.