0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
211
Okunma
Sığındığım tek yer bu okul bahçesi. İçime işleyen kar soğuğu yeni aldığım hırkanın mağaza kokusunu silen yağmur, akıttığım gözyaşlarımı kurutan güneş. Her mevsimi misafir etmiş bu yer sayısız kez demedi bana gelme. Her zaman olduğumdan farklı biriydim ama oturduğum mermerler etmedi sorun. Demirden kapılara konan kuşlatın verdiği selamı hiçbir insandan almadım. Bazen yanıma olmasa da bir el uzatsam yakalayacakmışım gibi yakınıma konar bakarlardı hiç de boş baktığını düşünmediğim o minik gözler... Kimi zaman yazardım kimi zaman bakardım etrafıma bildiğim halde yabancı başka bir manzaraya bakuyormuşcasına. Bazen karşımdaki ağaç olmayı dilerdim. Onun var mıydı böyle derin sorunları dallarını kıracak kadar ağır gelen bir yükü var mıydı? Hüzün kalbime dokunduğu gibi dokunuyor muydu yapraklarina? Kabuğunu delecek bir hisle geceleri uyanıp bu küçük sızının acı verdiğini ama öldürmeyeceğini düşünür müydü? Beni gördükçe oradan oradan oraya anlamsız savruluşuma tanık oldukça mutlu oluyor muydu benim yerimde olmadığı için? Benim ait olduğum yer burası ama o kendi yerini bulabildi mi diye düşünüyor muydu? Ah ne de çok kıskanıyorum seni. Bazen yazdıklarıma benden gizli saklı bendenden habersiz okuduğunu biliyorum. Çevremde beni bu kadar ciddiye almazlarken bir ağacın gizliden yazdıklarıma sessiz eleştirmenlil yapması güldürüyor bazen beni. Ah! İnsanlar bir olamadınız şu ağaç kadar. Olamadınız diliniz varken kullanamadınız olamadınız insan yüreğiniz varken yokmuşcasına davrandınız. Hissettiremediniz oturduğum yerde arkama vuran güneşkadar sıcak . Sorun sizde miydi? Yoksa ben de mi? Düşündüm durdum. Sanırım ben de pek iyi değildim uyumlu olma konusunda. Yapmacık gülüşler yabancıydı dudaklarıma, söylenilmek istenilen çok şey varken susan dilimi afaroz etmiştiniz. Donuk bulduğunuz bakışlarımın sessiz haykırışlarını duymadınız hiç ve bazen duydunuz keyfiniz kaçınca dışladınız onu. Bir çocuk gibi şefkat isteyen kalbime buz kadar soğuktunuz. Bazen şirk hayvanına bakıyor gibiydi bakışlarınız, hissettiklerimi bir eğlence aracı olarak gördünüz. Siz benim halime gülerken ben içimdeki ateşe odun atmaya devam ettim. Oysa burada bana ev sahipliği yapan karıncalarla konuşurken bana hiç boş teselli vermemeleriyle mutlı oldum. Açtığım müziğe eşlik eden kuşların kanat çırpışı ile yeniden doğdum. Siz kabul etmediniz aykırı buldunuz yaşadığım dünyayı sizler için önemli olan sahte hayatlarınızın arkasındaki yalancı mutluluktu. Ben ise mutluydum gerçek mutsuzluğumla. Kimseye olmayan zararıma bile düşmandınız. Karanlığıma doğan güneşi siz bir tehdit olarak görürken ben bir kaçışı nimet olarak varsaydım. Susuzluğumu gideren yalnızlığıma kulp taktınız. Her kalabalık mutluluk getirirmiş gibi aptalca düşüncelerinize ütopyanızda yaydınız. En kötüsü de neydi biliyor musunuz? Size uyup bazen kendime kızıyordum hatta kendime sorular sordum. Acaba oturduğum yer bile beni dışlıyor "Bana gele gele bu geldi diye ağlanıyor muydu?" diye garip düşüncelerle boğdum kalbimi sıktım nefessiz kalıncaya kadar. Kırılanı onarmak varken zaten olan olmuş diyip daha çok parçalara ayırdınız beni. O kadar acımasızdınız ki bazen boş yere umutlandırıyor daha sonra yerini işin içinden çıkılmayacak kadar kötüsüne bırakıyordunuz. Hem dışlıyor, hem yargılıyordunuz acaba ben farklı bir tür müyüm ne olabilir bu nefretin sebebi diyordum ve bazen sizlerden de acı veren düşünceler nüfus ediyordu hücrelerime ölecek gibi oluyordum. Kendime "Yapma, etme çözümü bu olamaz" dedikçe daha çok azan o kötü sese engel olamıyordum. Belki de haklılardır diyerek kendimi bile kendimde sığıntı görüyordum. Küçük nefeslerime büyük buhranlar sıkıştırırken aradaki orantısızlığı düşünüyorum. Galiba yapabildiğim en güzel şey de düşünmek, düşünebilmek. Hayat hepimizi bir yerlere savururken sadece beni duvardan duvara fırlatıyor gibi hissediyorum. Küt sesini duyuyorum duymasına da elinde yara bandı tutam yok ki karşımda. Bazen gülüyorum şaşkın bir o kadar karışık sanırım daha çok karmaşık. Vay be diyorum halime koskoca dünyada bir bana yok sanki yer. Her yer dolmuş rezerve edilmiş kuytu köşeler bile layık görülmemiş. İstenilmeyen bir evlatmışım gibi sokağa atılmışım. O an bir ses duyuyorum " Seni kimse istememişken ben ne yapayım? Haklı söze ne denir ki? Savunma mı? Ne münasebet doğru söze her zaman başımız eğik. Başı okşanılsa bile "gibi" yapılmış, sarılmalar hiç olmadığı kadar mesafeli. Kurdelesinin rengine bile mana bulmuşlar kırmışlar yakmışlar ama alamamışlar hınçlarını... Sanki yeterince parçalanmamışım gibi. İstemez miydim içime panayır gelsin neşeyle malsın şarkilar. Yorulmak bilmesin bitmek bilmeyen kötü düşüncelerim eğlenirken yorulsunlar danslarında. Yorgunluk demişken hiç bitmeyen bir yorgunluk var bende. İlaçlar yetersiz, bilimin kafa yormak istemeyeceği türden. İşin ilginci ben de çözemedim nedir nerdedir dermanı.
Ona ne iyi gelir bilmiyorum ama ne iyi gelmez biliyorum. Ne zaman yalnız olduğumu bildiğim halde biri yüzüme yüzüme söylese delirecek gibi oluyorum. Bir sağıma bir soluma bakıyorum ebelediğim kimse yok.. Çünkü tekim bu oyunda ebe de benim saklanan da... Kırgınım herkese en çok da kendime. Uyumsuzum diye bu isyanlarım, tutulmuş her yanım sanki sabahtan kalmayım. Yok zihinsel yok fiziksel biliyorum bu şımarıklığın sebebini. Beni sizler alıştırdınız yalnızlığa. Tek bildiğim renk yalnızlığın en derin en koyu tonu. Şimdi hayatımda her yer siyah beyaz ressamın paletinde başka renkler yasakmışcasına bana. Çalınmış, saklanılmış. Ben bile kabul etmiyorum bazen benim olduklarını. Beni sahiplenmedikleri sahiplenmiyorum onları. Sadece bir anlığına gördüğüm oluyor renkleri yağmurdan sonra gökyüzünün gönlünü alan gökkuşağı gibi. O kadar canlı o kadar duru bir o kadar bana uzak ki. Sadece nefes alan bedenime ruhsuz bana yabancı. Özenmez olur muyum? Özeniyorum tabi. İçimdeki çocuk büyümedi diye isyan ediyorum. Hani kolaydı kandırmak çocukları.? Şeker verdim susmadı, pamuk şeker verdim tutmadı, oyuncak verdim bakmadı, en güzel masallara bile duyarsızdı. Bir çocuğu küstürecek ne yaşamıştım? Gerçekten ne yaşamıştım? İçimdeki ateşe su dökme zamanı gelmemiş mıydı? Sular ne zamandır kesikti? Korkuyor muydum içimdeki ateş sönmesin ateşte donar ölürüm diye. Karışırım hiç’liğe ,varamam yolun sonuna. Oysa karşıma çıkan tek şey çikmaz sokaklar, yollar...Çıkmaz sokakların da var çıktığı bir yol var sonu pek hoş olmayınca varmıyor dilim söylemeye. Güçsüz ve hasta bir çocuk gibiyim burnum koku almıyor, dilim de tat almıyor. Dokunduğum her şey bem hissizmişim gibi dokunsam da hissedemiyorum. Hayaletler beni kıskanıyordut belki beni o kadar iddialıyım görünmezlik konusunda...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.