4
Yorum
15
Beğeni
5,0
Puan
252
Okunma

Bir zamanlar kendime “dur” derdim.
Dur desem de durmazdı içimdeki çağlayan.
Aşkın beni nereye sürükleyeceğini bilmeden, ama yine de ondan kopamadan yürürdüm karanlık sokaklarda.
Kendi ayak seslerime bile yabancıydım; sanki bastığım zemin bile beni tanımıyordu.
Üşüdüğümü hatırlıyorum.
Ama bu bildiğin bir üşüme değildi;
aşkın tuttuğu, iliklerime kadar işleyen bir cehennem soğuğuydu.
Ateş ile buzun aynı acıda birleştiği o tuhaf eşiği yaşadım ben.
Yanmakla donmak arasında, insanın kendine bile açıklayamadığı o gri sınırı.
Bir ses vardı içimde.
“Dokunma” derdi.
“Yakma” derdi.
“Yıkma duvarlarımı, düşersem kalkamam” diye fısıldardı.
Ama ben o duvarları kendim yıktım.
Kimseye söyleyemedim: Yıkıldığım her yerde kendimden harcadım.
Ve her kalkışım biraz daha acıttı.
Ben de bir zamanlar kanatsız bir serçeydim.
İnan bana, tutunacak bir dal arardım ama dokunduğum her dal kururdu.
Kendimi suçladım;
sanki dokunduğum her şey benim yüzümden kuruyormuş gibi.
Aşkı taşımak zor gelirdi, ama bırakmak daha da zordu.
Bırakırsam kendimi bırakacakmışım gibi.
Kimi geceler, yüreğimin bir köşesinde paslı bir terazi olurdu.
Sessizlik ağır gelir, taşıyamazdım.
Sesi olmayan bir fırtına dolaşırdı içimde;
kimse duymazdı ama ben her dalgasında biraz daha kırılırdım.
Kendime bile itiraf edemezdim:
Ben aslında susarak haykırmayı öğrendim.
Yıldızların adını unuttuğum geceler oldu.
Bir cam buğusuna bastığım parmak ucunda titreşen çizgiler vardı;
haritasını çizdiğim ama yolunu bilmediğim bir kader gibi.
Bazen kendime bile dokunamazdım;
öyle kırılgandım ki nefesim bile beni acıtırdı.
Ve itiraf ediyorum:
Birinden geçmek isterken kendimden geçtim.
Unutmak istediğim kişi değil, unutmak istediğim bendim aslında.
Oysa insan kendini nereye gömer ki?
Gömülecek yer yok içimde;
Eski duaların, kırık hecelerin, yarım kalmış umutların gömülü olduğu bir yer.
Ben de aşka “dokunma” dedim yıllarca.
Ama o hep dokundu.
Bir kıvılcım gibi, bir ateş böceği gibi, hiç beklemediğim bir anın en karanlık yerine sızdı.
Isıttı beni.
Yakmadı önce; sadece ısıttı.
Sonra yavaşça harladı içimdeki külleri.
Ve ben teslim oldum.
Bazen bir rüzgâr esti;
bazen bir dua düştü içime.
Bazen susmanın bile bir ibadet olduğunu anladım.
Rabbime “yetiş” diyemediğim geceler oldu, kendime
“dayan” diyemediğim sabahlar.
Ama o hep dokundu kalbimin en kırık yerine;
ben bunu hiç kimseye söyleyemedim.
Anladım ki, yaşamayı bana öğreten şey acı değilmiş;
acıya rağmen sevebilmekmiş.
Sevginin insanı erittiği değil, insanı yoğurduğu yerde doğuyormuş hakikat.
Her yanışımda biraz daha insan oldum.
Her sızımda biraz daha kul oldum.
Her düşüşümde biraz daha secdeye yaklaştım.
Şimdi biliyorum:
İnsan en çok kendi sessizliğinde yanar.
En çok kendi aynasında utanır.
En çok kendi yüreğinde kaybolur.
Ama yine de yürür;
aşkın doğduğu, rüzgârın eğildiği, gecenin konuştuğu yere kadar.
Ben yaşadım bunları.
Gerçekten yaşadım.
Aşk beni yaktı, ama küllerimi de bana öğretti.
Ve ben artık biliyorum:
Sessizlik bir kabuk değil,
aşkın içimize açtığı bir kapıdır.
5.0
100% (7)