0
Yorum
12
Beğeni
5,0
Puan
195
Okunma

Sevgili Eski Mahallem -1
Seninle ilgili ne desem azdır. Çünkü sen sadece bir yer değildin; yaşayan, nefes alan, bazen kırılan, bazen gülen bir ruh gibiydin. Dar sokaklarında yankılanan çocuk kahkahaları, kapı aralarından sızan sohbet sesleri, cam balkonlardan yükselen yemek kokuları… Hepsi, birbirine karışıp içimde bir melodi oluştururdu.
Seninle büyüdük, seninle ağladık, seninle sevdalandık. Her taşında anılar var; kocaman bir hayatın küçük anları…
Senin suyun nadirdi, ama o yokluğun içinde insanın birbirine uzanan eli vardı. Su taşırken dökülen damlalar, üst katın çamaşırından damlayan sular, her damla biraz daha dayanışma demekti.
Her balkonda ayrı bir hayat vardı. Kimi sabah ezanı ile kalkar, kimi akşam namazından sonra çay demlerdi. Ama hepsi bir aradaydı, iç içe, bitişikti.
Kavga eder, barışırdık. Camlar kırılırdı, sonra yeni camlar takılırdı. Ama o kırılan camlardan daha fazla, yürekler kırılır, sonra onarılırdı. Ve biz, tam da o yüreklerde, senin gerçek ruhunu bulurduk.
Sevgili Eski Mahallem-2
Seninle hayatı öğrendik. Güneş doğarken başlayan telaş, akşam çökerken yerini yorgun ama tatmin olmuş yüzlere bırakırdı. Komşu komşunun çocuğunu tanır, onların sevinçlerine ve acılarına ortak olurdu. Kapı çalındığında ya bir haber verirlerdi ya da zor günlere el uzatılırdı.
Ama hayat her zaman kolay değildi. Sular üst kata çıkmazdı, o yüzden her biri kendi küreğini alıp su taşırdı. Su taşımanın verdiği güç, mahallede dayanışmanın en somut haliydi. Bir yanda çamaşır ipi altında başlayan çatışmalar, diğer yanda yemek kokuları ve kahkahalar… Hepsi aynı yerde, aynı zaman diliminde yaşanırdı.
Kimi zaman Hanife ablanın yüksek sesli tartışmaları, kimi zaman da Rukiye’nin gülümseyerek sakladığı kırgınlıkları… Her biri senin rengin, senin hikayen oldular.
Ve sonra Seher geldi mahalleye. Dik dik giyinir, her gün başka bir parfüm sürer, taksiyle gider gelirdi. Onun hikayesi ise senin en acı sayfan oldu. Kocası işsiz, o ise gecenin geç saatlerinde dönüp bir yandan evin yükünü taşırken diğer yandan çocuklarının yaramazlıklarını önlemeye çalışıyordu.
Bir sabah kapım çalındı. Seher, yanında altı yaşındaki o masum çocukla… Ev sahibi şikâyet etmiş, çocuk bir şey yakıp atmış aşağıya, çamaşırlar yanmış. O an mahallede sadece çamaşırlar yanmıyordu, o an hayatın kendisi yanıyordu.
Onun çocuğunun gözlerinde gördüğüm çaresizlik, o topuk seslerinde gizli kalan hüzün, bana senin ne denli kırılgan olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Sevgili Eski Mahallem-3
Gece çökerken, bizler yorgun bedenlerimizi dinlendirmek için evlerimize çekilirdik ama mahalledeki hikayeler hiç bitmezdi. Seher’in yaşadıkları ise hepimizin yüreğini sızlatırdı. Bir gece kapım çaldı, Seher titrek sesiyle “Abla, biraz oturabilir miyim?” dedi. İçeri girdiğinde gözleri kırmızıydı. O an anladım, o sadece kahve ya da bir sigara istemiyordu; biraz da dayanacak bir omuz arıyordu.
Bacağı morarmış, ruhu kırılmıştı. Anlattı dövüldüğünü, utancından kimseye söyleyemediğini. Mahalle dedikodularından korktuğu için bizden bile uzak durmuştu. Ama biz onun yanında olmalıydık. Oysa sessiz kaldık.
Sabah olduğunda, mahalle yine kendi işine döndü. Fakat ben biliyorum, her kapının ardında saklanan o acılar, o gizlenen hikayeler mahallemizin gerçek yüzüydü. Bir yandan gürültüsüyle, bir yandan da sessiz çığlıklarıyla.
Sonra ev sahibi onları çıkardı. Kapı bir daha o tonda çarpmadı. Ama unutulmadılar.
*
Sevgili Eski Mahallem,
Şimdi sessizlikte, modern binaların soğuk duvarları arasında yazıyorum sana. Gözlerimi kapattığımda, hala duyabiliyorum o eski sesleri; balkondan düşen çamaşır mandalı sesi, uzaklardan gelen çocuk kahkahaları, kapı önündeki sessiz anlaşmazlıklar… Hepsi bir arada, hayatın acısıyla, dayanışmasıyla, yaralarıyla.
Belki bizler değiştik, şehir büyüdü, hayat hızlandı. Ama o karmaşık, eksik, bazen kırık da olsa, içinde yaşayan bir ruh vardı mahallemizde. Her dövülen kadın, her yaşanan hüzün, her açılan perde aslında bize dairydi. Yalnızca bir adres değil, yüreğimizin saklandığı, hem çatlayan hem de tutan bir sığınaktı.
Ve şimdi, seni anarken, fark ediyorum ki o mahalleyi ne kadar çok sevmişiz. Çünkü orada ağlamak da vardı, gülmek de; sessiz kalmak da, dayanışmak da… Orası, kırık dökük camların ardında saklı bir dünya, bizim küçük sonsuzluğumuzdu.
Belki bugün o sesler susmuş gibi görünüyor. Ama ben biliyorum, o sesler asla yok olmadı. İçimizde, hatıralarımızda, kalbimizin en derin köşesinde yaşamaya devam ediyor.
Seni seviyorum, eski mahallem. Ve seni yazmak, seni hatırlamak… Bazen bir sargı bezi, bazen de bir kahve kadar basit, bazen de tarifsiz bir ağırlık taşıyor üzerimde.
Görüşmek üzere
Ferdaca
5.0
100% (5)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.