Faziletli olmak, keskin bir kılıca oturmak kadar güçtür.-- bhartrıharı
Fes Kafa
Fes Kafa
@feskafa

Yalnızlık Sarayı

25 Mart 2025 Salı
Yorum

Yalnızlık Sarayı

0

Yorum

2

Beğeni

0,0

Puan

37

Okunma

Yalnızlık Sarayı

Yalnızlık Sarayı
Mermer sütunlar meçhule doğru uzanıyordu. Yukarıya baktığında sadece karanlık vardı, ama bir şekilde çatısı olduğunu biliyordu. Ele tutulur ilk delil sesin akustiğiydi. Burada pek ses olmazdı o yüzden en ufak bir ses dalgası rahatlıkla duyulurdu. İkincisi burası aynı zamanda çok havadar bir yer değildi. Isıyı içeride tutuyor sıkıştırıyordu bu da bir tavanın varlığının deliliydi. Sıcaklıktan dolayı mayışmıştı lakin mayışmasına rağmen gözleri bir o kadar saldırgandı. Bu saldırganlığının sebebi meçhuldü, adeta istemden bu özelliği gösteriyordu. Gözleri sanki akıl hastanesi kaçkını gibi dengesiz ve haraketliydi. Hâlbuki insanlar neden bu kadar saldırgan olmasının sebebini bilselerdi… Ona göre o olmak çok zordu. Bir kere hayatının emniyetinden asla tam olarak emin olamıyordu. Yaptığı her hareketin bir mesuliyeti varmış gibi hissediyordu. Bu da ister istemez onu strese sokuyor ve sürekli tetikte olmasını sağlıyordu. İşte bu yoğun baskıdan kaçmak için bu karanlık saraya geliyordu. Sessizlik içinde biraz olsun huzur buluyordu. Lakin maalesef bu seanslar her zaman, hatta çoğunlukla, istediği gibi geçmiyordu. Genelde aklına karanlık düşünceler geliyor asla yapmayacağı şeyleri yapası geliyordu. Ama bir yandan da buraya gelmeden edemiyor kötünün iyisini seçiyordu.
Ağır aksak adımlarla odanın tam ortasındaki tahta oturdu. Gıcırtı sesleri her yerde yankılanırken yerleşmeye çalıştı. Gıcırtı seslerine ek olarak şimdide can hıraç çıkardığı seslerde odadaki yankıya eşlik etmeye başladı. En sonunda yerleştiğinde yorulduğunu fark etti. Biraz daha kontrolsüzce nefes aldıktan sonra sakinleşti. Sonra birden vücudu ona oldukça yabancı geldi. Kolu, bacağı hiçbirini hissetmiyordu. Aniden elini yüzüne attı. Burnuna dokundu. Dudağıyla ve yanağıyla oynadı. Adeta kendisine kendi varlığını ispat etti. Artık sakindi… Olması gereken yerdeydi. Kendisini karanlığa ve sıcağa bıraktı. Nefesini dinledi. Hı,hıff,Hı,hıff,Hı,hıff… Sonra bir esinti oldu, tüm sıcağı dağıttı. Yılın bu zamanında rüzgâr batı cephesinden eserdi Ne zaman yalnızlık sarayında rüzgâr esse anlıyordu ki yatsı zamanındaydı. Çünkü batı rüzgârları yatsı vaktinde ortaya çıkardı. Bu karanlık sarayda bir yerde açıklık olmalıydı ki esinti buraya ulaşsın ama nerde olduğunu bilmiyordu zaten çokta umursamıyordu. Belli bir aşamadan sonra artık çevresinden soyutlanmıştı. Etrafındaki nesneler ve mekânlar onun için anlamsızdı. Altın varaklı tahtla bir tuvalet lazımlığı onun için farksızdı. Huzursuz olmuştu… İçinde yavaş yavaş bir öfke belirdi. Bu güzel sıcak ortamı bozan bu esinti onu çileden çıkarttı. Sıcak bir nebze olsa da mayışmasını sağlıyor ve düşünmesini yavaşlatıyordu. Ama soğuk öyle miydi? Rüzgâr onu kendisine getiriyor ve düşünmesini hızlandırıyordu. Karanlıkla da birleşince aklına türlü türlü kurnazlıklar, hileler ve hainlikler geliyordu.
Hiddetle ayağa kalktı, artık bu açıklığı bulamanın zamanı gelmişti. Karanlığa doğru körlemesine yürüdü. Zifiri karanlıkta adım attığı yeri görmeden sadece rüzgârın sesini takip ederek yürüdü. Karanlık büyüdükçe büyüyor ses şiddetini artırarak katlanıyordu. Hırstan gözü dünmüş şekilde yürürken aniden sert bir cisme çarptı ve kütle hızıyla beraber havalandı. Ayakları havaya doğru fırladı ardından da bir silindir gibi yerde yuvarlandıktan sonra yerde kala kaldı. Neye çarpmıştı ki? Sert bir tahta sesi gelmişti, yeri eliyle yokladı ve kuşe kâğıda eli değdi. Bu bir tabloydu. Zar zor yerinden doğruldu ve tabloyu eline aldı. Bir an dengesini kaybetti ama eti sarkmış zayıf sırtı ve sert duvara temas etti ve onu düşmekten kurtardı. Hayret burada duvar mı vardı? Mekândan o kadar çok soyutlanmıştı ki buranın sonsuz bir karanlık olduğunu zannetmişti. Elini tablonun üstünde gezdirdi, karanlıkta uzun süre kaldığından dolayı gözleri az çok görebiliyordu. Gözünü kısarak tabloya baktı. Güzel alkalik boya ile caba canlı duran azametli bir figürün portresiydi bu. Yüzünü tam olarak göremese de kimin portresi olduğunu hissetmişti. Bu kendisiydi. Elini duvara attı ve eli mumluğa çarptı. İlk günkü haliyle öylece yakılmayı bekliyordu. Mumluğa iliştirilmiş kibriti buldu ve duvara sürterek yaktı. Ardından muma doğru götürdü ve mumun varoluş amacını tamamladı. Mumun aleviyle ortam aydınlandığında hayretlere düştü. Her yerde üstü çarşaflarla örtülmüş tablolar ve şık mobilyalar vardı. Bunları buraya kim getirdi diye düşündü. Acaba bunu o mu emretmişti? Neden böyle bir eylemde bulunsun ki bunlar oldukça güzel tablolardı. Bir bir üzerlerindeki çarşafları kaldırdı. Hepsini teker teker incelerken içine bir yumru oturdu. Dedesi, babası, biraderi, büyük hanedan resimleri… Oğulları ah oğulları… Ne kadar hayat dolu duruyorlardı bu portrelerde oysa şimdi birer taş dikitlerdi. Bukleli siyah saçlı, pespembe yanaklarla resmedilmiş güzel genç bir bayan. Dudağı istemsizce titredi, durdurmaya çalışsa da namümkün durduramadı. Onu hep böyle genç olarak bilirdi ne üzücü yaşlılığını görememişti. O siyah kadifemsi saçların tel tel olup beyazlaşmasını seyredememişti. Kendisine ait o azametli tablolara bakarken kendisini çok küçük hisseti. Adeta onların altında eziliyordu. Sanki resmedilen adam şu an onların arasında duran yaşlı kırılgan adam değilmiş gibiydi. Resmedilen adam geniş omuzlu, uzun boylu, sakallı, kararlı ve sert bakışlar atan güçlü bir adamdı. Bu resmedilen figürle şu ahı gitmiş vahı kalmış ihtiyar arasında hiçbir benzerlik yoktu. İşte şimdi bilmese de hayatının en büyük hayatını yapmıştı. Kendisine yabancılaşmıştı. Tıpkı mekândan ve nesnelerden soyutlandığı gibi şimdide kendi öz benliğinden, zamanından soyutlanmıştı. Vücudu ayakta tutan ve hayatta kalmasını sağlayan şey beyindir. Ve eğer beyin hayata kalacağına inanmazsa o zaman ölmüşsünüzdür demektir. Ve artık beyin yaşam kavramını algılayamıyor en asli görevini olan hayata kalma fikrini terk etmişti. Kasları gevşeyip kasılmayı bıraktı, midesi sindirmeyi, ciğerleri solumayı. Dehşetler içinde yere yığıldı, yere son bir çırpınışla esintiye ulaşmak için sürünmeye başladı. Bugün ne olursa olsun kaynağı bulacaktı. Kaynak… Belki de her şeyin kaynağına ulaşacağını düşünüyordu. Yerde sürünerek acılar içinde saçlarını dikleştiren rüzgârın zıttın da ilerliyordu. Rüzgâr gözlerin yaşartıyor ve bu sayede uzun süredir içinde tuttuğu tüm gözyaşlarını döküyordu. Borçlu gitmeyecekti bu iyiydi. Kalbi ağır ağır atıyor ve yavaşlıyordu gittikçe azalan kalp ritmine rağmen sürünemeye devam ediyordu. Sonra… Sonra ise… Sonrası yoktu, karanlık… Bilinci kapanıyordu artık hiçbir şey düşünemiyordu. Bilincinin son anlarında bir serinlik hissetti. Duvardaki küçük yarıktan gelen rüzgâr son bir kez saçlarını dalgalandırdı. Kaynağı bulmuştu.
Uzun ve şanlı bir elli yıllık saltanatın sonu yalnızlık, keder, acı ve soğuk bir şekilde bitmişti. Hayatlarımız ne kadar kırılgan belki de esintiye hiç aldırış etmeseydi ölemeyecekti, bir merak tüm hikâyeyi sonlandırdı. Ve bu sonu kimse engelleyemezdi. Onu coşkuyla destekleyen kalabalıklar ve adeta ona tapan akıllı hizmetlileri, hiç biri onu bu yalnız ve soğuk ölümden kurtaramamıştı. Ondan önceki hükümdarlar böyle mi ölmüştü? Hiç sanmıyorum. Sıcak yataklarında aile üyeleri başuçlarında oğullarının ellerini tutarak ölmüşlerdi. Onu onlardan farklı kılan neydi? Çok basit.
Daha önce hiç kimsenin sahip olmadığı bir kudrete sahipti. Bu kudret o kadar güçlüydü ki etrafına sahibinden başka yaklaşanı yok eden ve içten içe sahibini çökerten bir kordu. Böylesine bir güç ortak kabul etmezdi ve bir bedel isterdi. İşte o bedelde buydu.
Yerde iki büklüm, soğuk ve karanlık bir köşede şefkatten yoksun bir şekilde ölmek.

Paylaş
Beğenenler
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Yalnızlık sarayı Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Yalnızlık sarayı yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
Yalnızlık Sarayı yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
Paylaş
YAZI KÜNYE
Tarih:
25.3.2025 23:10:00
Beğeni:
2
İzlenme:
37
Yorum:
0
BEĞENENLER
© 2025 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.