0
Yorum
1
Beğeni
5,0
Puan
366
Okunma

Eski bir toprak hisar vardı. Zamanla çakılları dökülmüş, oyukları, derine kaçmış yaşlıların gözleri gibi bir çukurda insana bakardı. Ermeni duvarları çakıl taşlarından bilinir. Aşağı sokakta Bağır kirve vardı, kocaman bedeni ile yuvarlanır gibi yürürdü, bedenine oranla bacakları kısa sayılırdı. Akşamları bir ekmekle eve giderdi. Siperliğin plastiği yer yer kumaştan fırlamış beyaz kasketi iyice sararmıştı. Peşinden bakınca ensesi kırış kırıştı. Yüz yaşımdayım deyip övünürdü. Çok yaşlı olunca daha çok saygı göreceğini sanırdı.
Bağır kirvenin bahçesinin toprak hisarı vardı. Bu hisar Ermenilerden kalmış deyip dururdu. Belediye bir sabah toprak duvarın yanına Bağır kirvenin taziye çadırını kurmuş, akşam işten gelince gördüm. Bahçede konserve kaynattıkları bir günde sıtma krizine giren Bağır kirvenin üzerine kaynayan kazan devrilmiş, ağır derecede yanmıştı. Taziyeye gelenler duvarın dibine sandalye koyup güneşleniyorlardı.
Ertesi gün Almanya’dan çocukları çıkıp geldiler, kalktılar oturdular bir gelenle ağladılar bir gidenle ağladılar. Sonbahar yağmuru ile duvarın dibindeki otlar yeşermişti. Taziye boyunca yağmur yağdı duvar neme dayanamadı o da yıkıldı, gölgesinde yeşermiş otlar tozların altında kayboldu. Duvar yıkılınca ortaya yaşlı bir karaağacın kümes kokan gölgesi, bir asma kökü çıktı, paslı su pompası, eski bir değirmen taşı ve üç beş tavuk ortaya saçıldı.
Mustafa Alagöz
5.0
100% (1)