0
Yorum
6
Beğeni
5,0
Puan
241
Okunma
Mahalle, iftarın yaklaşmasıyla hummalı bir hazırlık içindeydi. Fırından çıkan sıcacık pidelerin kokusu dar sokaklara doluyor, evdeki yemeklerin buğusu kokusu mahalleyi sarmıştı Kadınların telaşıyla sofralar kuruyor, çocuklar ellerinde pidelerle karınca misali evlere koşuşuyordu.
Ali Amca, her Ramazan olduğu gibi, kahvenin köşesindeki tahtadan yapılma sandalyeye kurulmuş, torunu Mehmet’i bekliyordu. Oradaki arkadaşlar da çaylarını yudumlarken eski Ramazanları anlatıyorlardı.
— "Ah be Hüseyin, sen hatırlarsın! Eskiden iftar zamanı mahallede öyle bir sessizlik olurdu ki, bir iğne düşse duyulurdu." dedi Ali Amca, gözü kısarak.
Hüseyin Amca kaşlarını kaldırdı:
— "O kadar da değil Ali! Geçen sene bizzat senin midenin gurultusu ezandan önce duyuldu! O gün imam bile şaşırdı, ’Ezanı geçti mi okudum?’ diye sordu millete."
Kahvedekiler gülerken, Mehmet koşarak dedesinin yanına geldi.
— "Dedeciğim, iftara daha var mı?" diye sordu, sabırsızca.
Ali Amca saatine baktı. O yıllarda Ramazan saati bile ayrı bir heyecanlıydi Herkes kolunda eski köstekli saatlerle iftar vaktini tahmin etmeye çalışıyordu. Ali Amca gözünü kıstı, saatine baktı, sonra Hüseyin Amca’nın göbeğini işaretleyerek, "Hüseyin’in göbeği tam göründü mi, tamam, iftara beş dakika var demektir!" dedi.
Bu laf üzerine kahkahalar yükseldi. Hüseyin Amca da gülerek, "Senin de sakalların iyice iyice dikildiğine göre, acıktın" diye karşılık verdi.
Tam o sırada sokakta bir bağırış koptu. Mahallenin yaramaz çocuğu İsmail, elinde bir tepsiyle koşuyordu. Ama tepsideki güllaç tatlısı tehlikeli bir şekilde sağa sola kayıyordu.
— "Dur oğlum, düşeceksin!" diye bağırdı annesi pencereden.
İsmail tam “Yok anne, çok sağlam korurum” der demez ayakları taşlardan birine takılı ve olan oldu. Tepsi havalandı, güllaç gökyüzüne doğru yükseldi, sonra tam kahvedekilerin üzerine doğru süzüldü.
Ali Amca, Hüseyin Amca ve diğerleri gözünü açarak, "Eyvah!" dedi ama kaçmaya fırsat kalmadı. Koca bir parça güllaç, Ali Amca’nın başına yapıştı.
Herkes bir an sessiz kaldı, ardından kahkahalar patladı. Mehmet dedesinin suratındaki yapışmış güllacı temizlerken köylüler karnını tuta tuta gülmeye başladı. Ali Amca yüzündeki tatlıyı sıyırdı, dilinin ucuyla test etti.
— "Bu güllaç tam yerini buldu, şekerim biraz eksikti, iyi oldu!" dedi.
Derken, caminin minaresinden ezan sesi duyuldu. Herkes bir anda ciddileşti, dualar edildi. Kahvedekiler ceplerinden hurmalarını çıkardı, sokaktaki herkesin ellerindeki yiyeceklerle orucunu açtı.
Ali Amca, torununa döndüğünde:
— "Ne dersin Mehmet, biz de bu Ramazan’da eski Ramazanları geri getirelim mi?"
Mehmet gözlerini parlayarak başını salladı:
— "Ama dedeciğim, önce sen kafandaki güllacı temizlesen iyi olur!"
Herkes bir kez daha gülmeye boğulurken, Ramazan’ın en güzel yanı bir kez daha hatırlandı: Birlik olmak, paylaşmak, gülmek ve onun sofrada, onun kalbinde bereketi hissetmek.
5.0
100% (3)