0
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
597
Okunma
ÖLÜ
Kitap okumayı çok seven Lise öğrencisi Ümit, okullar açıldığı zaman Müdüre müracaat etmiş ve kütüphanenin sorumluluğunu istemişti. Çalışkan atak ve grişken bir genç olan Ümit’e güvenen ve seven Müdür Ahmet Mithat bey severek bu görevi vermişti Ümit’e.
Ümit ders dışı zamanlarda ve öğle arasında yemek yedikten sonra kütüphaneye geliyor, ödünç kitap isteyenlere kitap verirken kendisi de kitap okuyordu. Tabii teneffüslerde de kütüphanede oluyordu. Sorumluluk almak ve her zaman çalışan, işleyen , başkalarına yardım etmeyi sevmek ona özgüven kazandırıyordu. Özgüvenli olmak da geleceğe dair umutlarının artmasına sebep oluyordu. Zaten bu yüzden adını Ümit koymamış mıydı babası?
Ümit akrabalarından kitap okumayı ve yazmayı seven akrabalarını da çok seviyor, onların kendine kitap, defter , kalem hediye etmesi onu meşk ediyordu. Hatta o da akrabalarının verdiği kitapları okuduktan sonra okumayı seven başka arkadaşlarına hediye ediyor, onların kalbini de kazanıyordu.
Okuduğu kitaplar Ümit’in ufkunu açarken daha da gelişmesine vesile oluyordu.
Bir gün okul hademesi ders çıkışı Kütüphaneye gelerek “Müdür bey sizi bekliyor Ümit” dedi. Hayret etmişti Ümit. Müdür kendisini neden bekliyordu ?
Müdür odasına gittiğinde Müdürün biraz tatsız halini görünce meseleyi anlamıştı. Kütüphaneden aldıkları kitapları geri getirmeyenlere taviz vermeyen Ümit’i şikayet etmişlerdi besbelli.
Müdür Ümit’in rahat tavrını görünce asık suratı gülümsemeye dönüştü. “ seni neden buraya davet ettiğimi tahmin ediyorsun değil mi ?” deyince, Ümit kendinden emin olarak” Ödünç kitap alan ama geri getirmeyenlere yeni kitap vermediğimden şikayet ettiler besbelli “ dedi.
Müdür keyiflenmişti bu zeki çocuğun özgüvenli ve rahat tavrırlarından. Böyle gençler lazımdı memlekete.
Müdür” Neden böyle yapıyorsun Ümit? “ Ümit kendinden emin tavıra “ Hocam ölüler kitap okur mu ?” deyiverdi. Müdür önce şaşırmış ve kendisi ile alay ettiğini sanmıştı. Ama Ümit hiç alay eder tavırda değil, Müdürle sanki arkadaşı ile sohbet eder tavrındaydı. Müdürün kendisine dik dik baktığını görünce:
“Hocam emanete riayet etmeyen, aldığı kitabı 15 günde getirmesi gerekirken 3 ay getirmeyen ve başka arkadaşların hakkına giren - ben bile aldığım kitabı asla 1 haftadan fazla gecmeden getiriyorum- İnsan ölü sayılmaz mı ? O arkadaşın götürdüğü kitabı kaç arkadaşımız sordu Ben veremedim. O arkadaş zamanında getirse en az 3 aradaş daha okuyacaktı. Buna müsade etmedim. O arkadaş aldığı bir şeyi daha öğrenci iken geri getirmezse, bizde buna müsaade edersek, ilerde hayata atıldığı zaman da iş yerinde yapacağı işi zamanında yapmaz, sorumluluklarını savsaklar. Bize sorumluluktan kaçan, görevi savsaklayacak değil, adlığı kitabı en kısa zamanda okuyacak ve başka arkadaşlarını da düşünecek arkadaş lazım” dedi.
Daha sonra Müdüre bakarak “ Hocam yaptığımın yanlış olduğunu düşünüyorsanız, kütüphanenin anahtarını hemen teslim edeyim” diyerek anahtarı masaya koydu.
Müdür hemen müdahale ederek “Ümit, senden iyi kütüphane sorumlusu mu bulacağız* o anahtarı hemen cebine koy. Ben üsulen sana sorayım dedim. Meseleyi aslında biliyorum. Sana güvenmesek anahtarı teslim etmeyiz. Ben de seni bana şikayet eden arkadaşa bunları anlattım. O da hatasını anlayarak senden özür dileyeceğini söyledi. Ben senden memnunum. Yaşından daha büyük , olgun adamsın. Bunu da çok kitap okuman sayesinde elde ettin. Yazar olan akrabalarından epey kitap kazandırdın kütüphanemize. Sen kendinde kitaplar hediye ettin. Sayende kütüphanemiz ilimizin en zengin okul kütüphanesi oldu. Halen de kütüphanemiz gelişmeye devam ediyor” dedi.
Sonra zile basarak hademeyi çağırdı “Ümit ile bana birer tabak paSta ile meyve suyu getir” dedi.
“Marifet iltİfata tabidir” dedi Müdür. Ümit durumu anlamış Müdüre olan güveni ve sevgisi artmıştı.
Hademe Müdürün istediklerini getirince bir süre pastayı yediler. Meyve suyunu içtiler.
Müdür pastaya bakarak “ Biliyor musun Ümit derler ki “ Tatlı yiyelim tatlı konuşalım. Sen görevini güzel yaptıkça arkadaşların aslında seni kıskandılar ve eften püften sebepler ile şikayet ettiler. Benim sana sahip çıkmayacağımı zannettiler. Bir kitap sevdalısı olarak bilmem mi okumanın faydasını. Benim de çok kitabımı götürdü ama getirmediler, akrabalarım, komşularım, iş arkadaşlarım. Bazıları gerçekten çok değerli kitaplardı yenilerini bulamadım bile. İmzalı, hatırası olan kitaplar. Bazılarının baskısı bile yok. Ama okumayı gerçekten seven okuduğu ödünç kitabı mutlaka geri getirir. Derler ki , “kitabı gerçekten okuyan kitabı çalmaz, çalan da zaten kitabı okumuyordur.” Ben de işte derim ki “Kitabı gerçek okuyan zamanında getirir, zamanında getirmeyen de hayır yoktur. Senin dediğin gibi ölü gibidir” Senden beklediğim cevabı aldım. Sana da sevgim güvenim arttı.” Dedi.
“Kalp kalbe karşıdır Hocam, ben de aynı duyguları sizin için taşıyorum” dedi.
Pastalar yenilip, meyve suları içilince Ümit Müdür odasından çıkmak için izin istediğinde Müdür” Dur bir dakika “ dedi. Sonra ayağa kalkarak koltuğunun arkasındaki dolaptan bir Poşet çıkardı. “Ümit bu poşette güzel kitaplar var. Bunu aslında oğluma almıştım ama sen bu güzel tutumunla bunu hak ettin. Ben oğluma yeni kitaplar alırım” diyerek poşeti uzattı. Sonra Ümit’i kucakladı. Ümit sevinçle “Çok teşekkür ederim hocam” dedi. “Bunu hayatım boyunca saklayacağım ve çocuklarıma ve torunlarıma da göstereceğim ve sizi minnetle anacağım” dedi.
Müdür odasından çıktığında Ümit kütüphaneye döndü. Tam o sırada aldığı kitapları zamanında getirmeyen, Ahmet odaya girdi. Ümit Ahmet’in kendisine çatacağını düşünürken, Ahmet ‘te tıpkı Müdür gibi sarıldı Ümit’e. “Bana hayatımın dersini verdin Ümit, seni şikayet ettiğim halde bana bir şey demedin. Bundan sonra aldığım her kitabı zamanında getireceğim ve daha çok okuyacağım. Okuduklarımı uygulamak için alacağım kitapları laf olsun diye değil ” dedi.
Aradan yıllar geçmişti. Ümit başarılı bir kaymakam olmuştu. Bir ilçeye tayini çıkmıştı. Gittiği yerde istikbale çıkanlar arasında (Kaymakam veya vali karşılama töreni) Karşısına çıkan Milli Eğitim Müdürü “ Ben Milli Eğitim Müdürü Ahmet, kitap okumayı sevmeme, ödünç kitapları zamanında kütüphaneye götürmem gerektiğini öğreten yeni kaymakamıma selamlar olsun” dediğinde okul arkadaşı Ahmet’e seviyle sarıldı Ümit “ Kaderde iş arkadaş olmak da varmış demek ”. İkisinin de gözlerinden yaşlar geliyordu yıllar sonra ilçede çocuklara kitap okumayı sevdirecekleri için. Mutluluk gözyaşlarıydı bunlar.,
Aradan bir kaç ay geçtikten sonra gazeteler ülkenin en çok kitap okuyan ilçe gençliğinin Ümit’in Kaymakam , Ahmet’in Milli Eğitim Müdürü olduğu ilçe olduğunu yazıyordu. Vali ve o ilin Milletvekilleri ikisine de takdirname vermiş sevinçle kaymakamı ve Milli Eğitim Müdürünü tebrik ederken, ilçe halkı ve öğrencilerde sevinç gözyaşları ile onları izliyorlardı.
Ölü ruhlar dirilmiş ve sadece kendi bedenlerinde değil, Ülke sevgisi ile atan genç yüreklerde “emanete riayet eden nesil” olarak ülke ve kitap sevgisi ile atıyorlardı.
“Okumayı sevmek Yaratanı sevmektir” demişti genç Kaymakam takdirnameyi alırken . İlk emir “oku” yu bizler genç iken kalbimize dokuduk, sonra da ilmek ilmek bu gençlerin yüreklerine...