0
Yorum
5
Beğeni
5,0
Puan
213
Okunma

Saatler önce bir istasyonda durduk. Ya da durduğumuzu sandım. Gözlerimi açtığımda camın buğusuna adını yazmaya yeltenmişim, ama harfler elimde erimiş. O trende miyim hâlâ? Yoksa çoktan inmiş, kendimi bir sokak lambasının gölgesine mi bırakmışım?
Elimde bir sigara vardı. Ya da vardı sandım. Parmaklarımın arasında sıcak bir şey hissetmek istedim, ama dokunduğum her şey soğuktu. O konuşurken sesi bir tını gibi yayılıyordu içime. "Sen hep böyle mi kaçarsın?" diye sormuştu bir keresinde. "Bilmiyorum," dedim, "belki de bir yerden gittiğimi ancak kaybolduğumda anlıyorumdur."
Hayat, bazen bir çakmak gibi. Elinde tutuyorsun, çakıyorsun, ama alevi görmek için rüzgârsız bir köşe bulman gerek. O rüzgârın içinde kaybolmuş her şey gibi, aşk da bazen tutunacak bir duvar arıyor. Ama duvarlar yıkılınca, geriye sadece boşluk kalıyor.
Sokaklar dar, gökyüzü alçak. Bir fırının önünden geçerken, ekmek kokusu çocukluğumdan kalma anıları dürtüyor. Babamın eve ekmekle dönüşü, annemin onu sofraya koyuşu… Şimdi ise her şey zamanın ağırlığı altında bükülmüş gibi. O ekmekleri yiyen insanlar değişti, masalar değişti, ben değiştim.
Trenden indiğimden beri kendimi bir yere ait hissetmiyorum. O hâlâ içinde mi, bilmiyorum. Belki pencereden bakıyor, belki de çoktan gözlerini kapatmış. Ama ben, bir istasyonun köşesinde durmuş, geçmişi geri sarıyorum.
Ve içimde bir ses, "Dönme," diyor. "Döndüğünde hiçbir şey eskisi gibi olmayacak."
Ama kim bilir, belki de bazı dönüşler, yeni başlangıçlar içindir.
Turgay Kurtuluş
5.0
100% (2)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.