0
Yorum
3
Beğeni
5,0
Puan
153
Okunma

Fren sesi, gürültü, metalin sürtünmesi... Ve bir ailenin hayatını "öncesi" ve "sonrası" olarak ayıran birkaç saniye.
Genç bir adam gözlerini açtı ve ilk gördüğü şey beyaz bir tavandı. Etrafına bakınarak, hastane odasında olduğunu anladı. Ne kadar garip: Pencereden gelen şehir gürültüsü duyuluyor, burun deliklerini rahatsız eden ilaç ve klor kokusu keskin, odayı aydınlatan parlak ışık gözlerini kamaştırıyordu. Ama neden her şey bu kadar tuhaf? Çevresini algılıyor ama kendini hissedemiyordu.
Geçirdiği trafik kazasından 9 ay sonra adam hastaneden taburcu edildi. Hâlâ tüm bunların başına geldiğine ve omurga kırığıyla yaşamının geri kalanını, tamamen genç ve güzel eşi Darya’ya bağımlı bir çocuk gibi yatakta geçireceğine inanmak istemiyordu. Karısına yük olmak istemiyordu. Darya’dan, dört aylık kızlarıyla birlikte onu terk etmesini, böylece kadının ailesine layık bir koruyucuyla karşılaşıp hayatını kurmasını rica ediyordu.
Bu konuşma her açıldığında, Darya kararlıydı. Aile, onun anlayışında, sadece her şeyin kolay ve neşeli olduğu zamanlarda birlikte olmak değildi. O, hayatının seçimini yapmıştı.
O yatıyordu. 40 yıl boyunca yatıyordu. Yılda 1-2 kez, komşuların yardımıyla asansörü olmayan apartmanlarından tekerlekli sandalyeyle dışarı çıkarılıyordu. Geri kalan 365-364 gün, 40 yıla çarpıldığında, hep yatıyordu.
Bu uzun yıllar boyunca, Darya ona bebek bezi değiştiriyor, banyo yaptırıyor, hareketsiz bir engelli olmasından dolayı onun homurdanmalarını ve hoşnutsuzluklarını dinliyordu. Gündüzleri pazarda satış yapıyor, geceleri ise bir fırında çalışıyordu. Fazladan birkaç ekmek çıkarıyor ve komşularına sıcak ekmek satarak birkaç kuruş daha kazanıyordu. Aile, yoksulluk sınırında yaşıyordu.
Bu kadar düşük bir gelir seviyesine rağmen, Darya büyüyen kızına yüksek öğrenim sağlayabildi. Kadın, kendisinden, hayatından, küçük sevinçlerinden ve isteklerinden vazgeçerek onlar için yaşıyordu.
O kadar yorulmuştu ki vermekten! Hiçbir şey almamıştı. Sadece veriyor ve kendini acımasızca tüketiyordu.
Darya’nın kocasına ve ailesine baktığı bu uzun yıllar boyunca, güçlü, sağlıklı ve dayanıklıydı. Onun geniş yapılı bedeni, toprağın gücünü, dayanıklılığını ve güvenilirliğini yansıtıyordu. Böylesi yapılı kadınlar, asırlardır toprakta çalışmış, tarlalar sürmüş, tohum ekmiş, biçmiş, çocuk doğurmuş ve hayatta vazgeçilmez olmuşlardır.
Yıllar geçti...
Kızı büyüdü, başka bir ülkeye taşındı ve kendi ailesini kurdu. Kocası öldü. Ve birkaç ay içinde Darya hastalandı. Uzun süre hastanede yattı. Doktorlar ona kronik kalp-akciğer yetmezliği nedeniyle ömür boyu destekleyici ilaçlar kullanmasını tavsiye ettiler.
Artık güçlü kalmak için kimsesi yoktu. Ya da güçlü olmaktan yorulmuştu. Hayatında bir kez olsun bakım, şefkat, ilgi ve sevgi görmek istiyordu.
Ama çevresindekiler, böyle güçlü ve dayanıklı kişiliklerin yardıma, bakıma ve sevgiye ihtiyacı olmadığından emindi.
Hayatının son 4 ayında Darya içine kapandı, komşularıyla konuşmayı ve kızıyla iletişime geçmeyi bıraktı. Kendine sürekli şu soruyu sormaktan vazgeçmedi: Ne için yaşamıştı, hayatı pahasına yaptığı fedakârlığın anlamı neydi?
Kendine soruyordu: En yakınları bile olsa, başkalarının hayatını yaşayarak, kendi hayatını fark etmeden ve yaşamadan geçirmek nasıl mümkün olabilirdi?
Bu dünyadan aniden, 4 gün içinde ayrıldı.
Hayatından giderken bile, yaşlılığı, hastalıkları ve zayıflığıyla kimseye yük olmamaya çalışmış gibiydi. Hatta yaşlılığında bile kendisine gösterilecek ilgiyi ve bakımı kabul etmemişti. Belki de onun için böyle bir şeyin var olmadığını biliyordu.
5.0
100% (1)
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.