Gönlü aydın bir kişiye kul olmak, padişahların başına taç olmaktan iyidir. (mevlana)
karanfilkokulukelimeler
karanfilkokulukelimeler

THOMAS KUŞLARI

Yorum

THOMAS KUŞLARI

0

Yorum

1

Beğeni

0,0

Puan

179

Okunma

THOMAS KUŞLARI

THOMAS KUŞLARI
Simsiyah bir gecenin karanlığında şehre küçük bir hayvan yaklaşıyordu. Oldukça soğuk geçen bir kış günüydü. Ağaçların yapraklarını oynatamadığı rüzgârın bile buna isyan ettiği sert bir gece. Karlı dağların arasında bir lokma yiyecek bulamayan küçük sansar, şansını şehirde denemek istemişti. O yüzden şehir ışıklarının göründüğü yöne doğru ümitle koşuyordu. Açlıktan karnı birbirine yapışmış, karnındaki sesi duyarken de sibop lastiği yutmuş gibi hissediyordu. O koştukça rüzgâr da onun arkasından koşuyor koltuklarının altından geçtikçe buz gibi perde yapıyordu. Adımlarını attıkça ayakları kara gömülürken belli belirsiz taşların arasında yolunu bulmaya çalışıyordu.
Bir müddet böyle devam ettikten sonra nihayet şehre ulaştı. Nefes nefese kalmış yorulmuştu. Işıklarla aydınlanmış sokaklardan birine girerek ağır adımlarla etrafı süzdü. Karanlık ve tenha yerlerden gitmeye özen gösteriyordu. Çünkü her an kendisine bir köpek saldırabilirdi. Bu yüzden daha dikkatli olması gerekiyordu. Aslında bu sokaklara hiç de yabancı değildi. Daha önce de birkaç kez gelmiş bir miktar yiyecek bularak geri dönmüştü. Kavga gürültü burada daha çok olurken hayvanlar birbirine karşı daha acımasızdı. Ona göre dağların sessiz ve sakin yönü şehrin acımasız hayatına karşılık daha iyiydi. Buralarda yiyecek bulmak çok daha kolay olabilirdi fakat bunun için de kendini sürekli tehlikeye atmaya değmezdi. Şehir ona göre değildi. Olamazdı da. Çünkü o, dağlarda doğup büyümüş oraya alışmıştı.
Buz kesmiş sokaklarda yiyecek ararken çöp konteynerinin yanından gölgelerin geçtiğini gördü. Aniden geri dönerek sokak değiştirdi. Köpeklerle veya başka bir tehlikeyle karşılaşmak istemiyordu. Şehir eşkıyalarının ne kadar acımasız olduğunu ve kendisine zarar verebileceklerini biliyordu. Oradan uzaklaşarak terk edilmiş sanayinin içine yöneldi. Bir zamanlar harıl harıl çalışan bu sanayi, başka bir yere taşınınca artık bu dükkânlar kullanılmaz olmuştu. Perili köşkü andıran dükkânların önünden geçerken ara sıra dönüp arkasına bakıyordu. Lastikçi dükkânının önünde durarak etrafına bakındı. İleride bir caminin olduğunu gördü.
Aşırı soğuk ve rüzgâr onun rahat hareket etmesini engelliyordu. Kurumuş bir ot yuvarlanarak önünden geçti. Korkudan kalbi duracak sandı. Güç bela kendisini caminin bahçesine atarak biraz bekledi. Burası diğer yerlere göre her zaman daha güvenliydi. Rüzgâr estikçe yapraklarda oluşan uğultu, ruh ve mana üflendiğinin habercisi gibiydi. Caminin bahçesinde kimlere ait olduğu belli olmayan birkaç mezar vardı. Herhangi bir işaret ya da isim koyulmamış eski mezarlar...
Sansar, caminin arka tarafına düşen karanlık köşede bir ışık gördü. Işık, küçük bir kulübenin çatısında teneke içinde yanan bir ateşti. Ateşin olduğu yere yaklaşırken bir ses işitti. Aniden durarak duvarın arkasına gizlendi. Kafasını çıkarıp baktığında iki güvercinin bir şeyler konuştuğunu gördü.





















Yaşlı ve sakalı ağarmış güvercin genç olana:
‘’Hepimiz dikkatli olmalıyız! Diğer bütün kuşlara da haber et. Bu karakuşlar artık çok olmaya başladı. Hele o başlarındaki azılı Çorbacı var ya bütün kötülük onun başının altından çıkıyor. O gitmezse bize rahat yok’’ dedi.
‘’Tamam efendim daha dikkatli olacağız, dedi Taklacı. Bütün her yere haber gönderirim. Bana güvenebilirsiniz’’
‘’Tamam, sana güveniyorum. Yarından tezi yok bütün güvercinleri uyarmalıyız’’
Karakuşların liderine herkes Çorbacı, diyordu. Bunun sebebi onun eskiden bayramlarda düğünlerde çok iyi çorbalar yapmasıydı. Şimdi ise birçok işten elini ayağını çekmiş başka hesapların peşine düşmüştü. O artık güvercinler için açık bir tehlikeydi.
Bu konuşmaları duyan sansar korkuya kapılmıştı. Şehrin karışmaya başladığını, başına bir iş gelmeden bir an önce buradan gitmesi gerektiğini düşündü. Onlara sezdirmeden geri dönerek hızla oradan uzaklaştı. Açlığını unutmuş kaçmaktan başka çaresi olmadığını anlamıştı.
Sokağın sonunda yer alan ana yola düşerek koşmaya başladı. Doğu batı yönünde uzanan bu geniş yol şehrin dar sokaklarına göre daha soğuktu. Çünkü önü ve arkası tamamen açıktı. Tipi şiddetini artırmış yerden savrulan kar yüzüne çarpıyordu. Bu gidişle ya donacağım ya da soğuktan kırılacağım, diye düşündü. Bir lokma yiyecek bulma ümidiyle geldiği şehirde ne ummuş ne bulmuştu. Canını kurtardığına şükrediyordu. En iyisi buradan bir an önce kurtulmaktı. Dağlarda yiyecek yoktu belki ama en azından böyle kavga gürültü de yoktu. Bir gün daha aç kalacağını biliyordu. Olur ya bir yerde bir lokma yiyecek de denk gelebilirdi.
Böyle düşüncelerle zifiri karanlık yolda ilerlerken arkasından iki büyük gözün kendisini takip ettiğini gördü. Korkudan dizlerinin bağı çözüldü. Projektör gibi parlayan gözler hızla ona doğru yaklaşıyordu. Tabanları yağlaması gerektiğini anlayan sansar hızla kaçmaya başladı. O kaçtıkça parlak gözler de onu kovalıyordu. Deli gibi koşuyor ayakları yere değmiyordu. Kendisini kovalayan parlak ve keskin gözler vazgeçme niyetinde değildi.
‘’Beni şehirde görmüş olmalılar bu yüzden de peşime adam taktılar, yoksa beni yakalayıp öldürecekler mi?’’ diye korkudan hızla koşuyordu. Güvercinler mi yoksa o bahsettikleri karakuşlar mıydı kendisini kovalayanlar? Kim bilir? Yoksa kedi köpeğe acımayıp yutan o şehir efsanesi, canavar mıydı? Bu efsane doğru olabilir miydi? Türlü türlü şeyler aklına geliyor geldikçe de eli ayağı titriyordu. Neden kovalıyorlardı ki sanki?
Parlak gözler hızla kendisine doğru yaklaştı. Sansar: ‘’Bunlar beni yakalayacaklar galiba’’ diyerek kendini asfalt yoldan dışarı attı. Tarlanın taşına toprağına karışan zavallı hayvan bir iki takla attıktan sonra ayaklarının üzerine düştü. Kendisini takip eden o iki parlak göz hızla yanından geçti. Başından beri korktuğu şeyin bir araç olduğunu anlamalıydı. ‘’Ah benim eşek kafam bunu nasıl da anlayamadım.’’ dedi kendi kendine. Nefes alacak hali kalmamış bitkin düşmüştü. Göğsü hızla inip kalkıyor burun delikleri yirmilik boru gibi açılıp kapanıyordu. Küçük sansar olduğu yerde bir müddet daha dinlendikten sonra toz gibi yağan kara aldırmadan dağın yolunu tuttu.
.



Fabl türünde +12 yaş modern klasik öykü
Not: Devamı kitapta...

Paylaş:
1 Beğeni
(c) Bu yazının her türlü telif hakkı şairin kendisine ve/veya temsilcilerine aittir. Yazının izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Yazıyı Değerlendirin
 
Thomas kuşları Yazısına Yorum Yap
Okuduğunuz Thomas kuşları yazı ile ilgili düşüncelerinizi diğer okuyucular ile paylaşmak ister misiniz?
THOMAS KUŞLARI yazısına yorum yapabilmek için üye olmalısınız.

Üyelik Girişi Yap Üye Ol
Yorumlar
Bu şiire henüz yorum yazılmamış.
Paylaş
YAZI KÜNYE
Tarih:
12.2.2025 00:11:51
Beğeni:
1
Okunma:
179
Yorum:
0
BEĞENENLER
SON YAZILARI
POPÜLER YAZILARI
© 2026 Copyright Edebiyat Defteri
Edebiyatdefteri.com, 2016. Bu sayfada yer alan bilgilerin her hakkı, aksi ayrıca belirtilmediği sürece Edebiyatdefteri.com'a aittir. Sitemizde yer alan şiir ve yazıların telif hakları şair ve yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Sitemiz hiç bir şekilde kâr amacı gütmemektedir ve sitemizde yer alan tüm materyaller yalnızca bilgilendirme ve eğitim amacıyla sunulmaktadır.

Sitemizde yer alan şiirler, öyküler ve diğer eserlerin telif hakları yazarların kendilerine veya yetki verdikleri kişilere aittir. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Ayrıca sitemiz Telif Hakları kanuna göre korunmaktadır. Herhangi bir özelliğinin kısmende olsa kullanılması ya da kopyalanması suçtur.
ÜYELİK GİRİŞİ

ÜYELİK GİRİŞİ

KAYIT OL