1
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
372
Okunma

Bir insanın iki türlü bilgi nasibi vardır: Biri başkaları tarafından verilen, diğeri ve en önemlisi ise kendi kendine kazanılandır. — Gibbon
Sanki bir lanet gibi; armut dibine düşüyor. Düşmek istemese de kanatlarını kesiyorlar. Kuşlar kanatlarını ödünç vermek istese bile, o kanatları kırıp kişiyi karanlık gölgelerde çürütüyorlar. Anne rahminden çıkan insanı, "elalem ne der" denilen o devasa çelik dişlilerde kurban edenler ise en yakınları; kan bağı bulunan, zihinlerinde düşünce yerine ilkel komutlar taşıyan aile ve akrabalar...
Kadın cinayetlerine dikkat ettiniz mi? Öldürenler önce aileler, sonra eşler; sıralama hep bu şekilde ilerliyor. İlkel insan, ilk komutun nereden geldiğini dahi unutup etrafında dönen bir hacıyatmaz gibi sağa sola çarparak günah çıkarıyor. Sonra o timsah gözyaşlarını, ağzını sildiği peçeteyle kuruluyor. Oysa az önce çiğnediği lokma, o dibine düşen armuda aitti.
Bu kansız bir cinayet. Sessizce çürüten, şekerle harmanlanmış bir ölüm... Kimseye afiyet olmasın.
Sadece sonuçlara odaklanan insanlar ise ekran başında, tıpkı o aileler gibi sahte bir pişmanlıkla gözlerini büyüterek "cık cık" demekten öteye gidemiyor. İz bırakmayan adımlarla bir sonraki kanala geçiyorlar. "Olmadı değil mi? Hay Allah, yine aynı hikayenin başka bir versiyonu: Bu kez töreden kaçan aşıklar kardeşi tarafından öldürüldü."
Cinayetin binlerce tonu var ama hangi ton olursa olsun sonuç aynı: Çizginin dışına çıkmak isteyen bir insanın dramı. Peki ya bataklıklar? Onlar hâlâ binlerce karanlık, çürük fikir üretmeye ve fısıltılar ormanında gizlenmeye devam etmiyor mu?
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.