1
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
162
Okunma

Suna ilhan Hanım’dan alıntıdır.
Çoğunluk müslümanlar olarak, dün gece Miraç kandilini kutladık. Bu heyecan ve coşku içindeyken bir kardeşimden mesaj geldi.
"Hocam, Peygamber efendimiz zamanında kandil kutlamaları yokmuş, öyle mi?" diye.
Gece hassas, konu hassas, niyetler ve maksatlar hassas. Dilim döndüğünce bildiğim bazı şeyleri yazdım. Bu sorununun cevabını "evet" veya "hayır" diye vermek bana göre çok yetersiz gelirdi. İçi doldurulmalı ve sağlam bir zemine oturtulmalıydı...
Cevabım uzun oldu.
Fakat kafama takıldı. Ya bu soru pek çok kişinin telefonunda dolaşıyor, dilinde pelesenk oluyorsa...
Dolayısıyla doğru bir kaynaktan esaslı bilgiler alıp, bulanık zihinleri durultmayı vazife bildim.
TDV İslâm Ansiklopedisi’nden alıntı yaptığım bilgileri sizinle paylaşıyorum. Kısaltma olması için kaynak bilgilerini almadım. Merak eden, aslını inceleyebilir.
Sonunda bir kaç cümlem olacak...
"Osmanlı Padişahı II. Selim döneminde (1566-1574) camiler aydınlatılıp minarelerde kandiller yakılarak kutlandığı için bu gecelere kandil geceleri denilmiştir. Bunlar Mevlid, Regaib, Mi‘rac, Berat ve Kadir geceleridir. Bazan Arapça “leyl” (gece) kelimesi eklenerek leyle-i Kadr, leyle-i Berât ... şeklinde de kullanılır. Bu gecelerin kutlanma tarihleri kamerî takvime göre şu şekilde belirlenmiştir: Mevlid kandili rebîülevvel ayının on ikinci, Regaib receb ayının ilk cuma, Mi‘rac aynı ayın yirmi yedinci, Berat şâban ayının on beşinci, Kadir ise ramazan ayının yirmi yedinci gecesi. Zikredilen rakamlar daima geceden sonra gelen güne aittir.
Mevlid kandili Hz. Peygamber’in doğumu münasebetiyle kutlanır. Mevlid kutlamalarını ilk ihdas eden zatın Erbil Atabegi Muzafferüddin Kökböri (ö. 630/1233) olduğu kabul edilir. Bu kutlama için toplananlara mevlid kıssaları okumayı ilk başlatan kişinin ise Mısır Çerkez hükümdarlarından biri veya Mısır Fâtımîleri olduğu, Makrîzî’nin Fâtımî bayramlarıyla ilgili yazdıkları bu konuda onların önceliğini teyit eder mahiyettedir. Osmanlı döneminde mevlid kandillerinde çeşitli kutlama faaliyetleri icra edilirdi. İbnü’l-Hâc gibi bazı fakihler, mevlid münasebetiyle yapılan eğlencelere ve israf olduğu gerekçesiyle çok sayıda kandil yakılmasına karşı çıkmıştır. Süyûtî, mevlid gecelerinde toplu halde Kur’an okunmasını ve Resûl-i Ekrem’e dair sohbetlerin ardından yemek ikram edilmesini bid‘at-ı hasene olarak görmektedir.
Bir kısmı zayıf veya mevzû olmakla beraber receb ayının faziletine dair nakledilen rivayetlerden Resûl-i Ekrem’in bu aya ayrı bir değer verdiği anlaşılmaktadır. Zamanla müslümanlar üç ayların ilk cuma gecesine rağbet gösterip ihya etmeye başlamışlardır. Bu gecenin Regaib diye adlandırılmasında Hz. Peygamber’e izâfe edilen, fakat hadis âlimlerince mevzû olarak değerlendirilen rivayetin de etkisi olmuştur. Regaib namazıyla ilgili rivayeti 412 (1021) veya 414 (1023) yılında vefat eden Ali b. Abdullah b. Cehdam’ın ihdas ettiği söylenir.
Receb ayında kutlanan diğer bir gece de Mi‘rac gecesidir. Abdullah b. Mes‘ûd’un rivayetine göre bu gece beş vakit namaz farz kılınmış, Hz. Peygamber’e, Allah’a şirk koşmadıkları sürece ümmetinin günahlarının bağışlanacağı müjdesi verilmiştir. Bu haber şefaatle ilgili rivayetlerle birlikte mütalaa edildiğinde Mi‘rac müslümanlar için bir bayram, kutlanmaya lâyık bir olay haline gelir.
Berat gecesi adını Allah’ın günahkârları affetmesinden alır (berâet). Tâbiîn âlimlerinden İkrime’nin de dahil olduğu bir grup âlim, Duhân sûresinde sözü edilen “mübarek gece”nin Berat olduğu kanaatindedir. Resûl-i Ekrem’in bu gecede ibadetle meşgul olmayı ve gündüzünde oruç tutmayı teşvik ettiği nakledilir.
III. (IX.) yüzyılda yaşayan Fâkihî Mekke’de Berat gecesinin kutlanmasıyla ilgili bilgi vermektedir. Buna göre Mekke halkı Mescid-i Harâm’da namaz kılmak, Kâbe’yi tavaf etmek ve Kur’an okumak suretiyle geceyi ihya ederdi. Fâkihî’den üç asır sonra Mekke’yi ziyaret eden İbn Cübeyr de benzer bilgiler verir. V. (XI.) yüzyılın ortalarından itibaren Şam’daki Emeviyye Camii’nde Berat gecesinde kandiller yakılmış, bunu bid‘at olarak değerlendiren birtakım fetvalara rağmen bu âdet bir süre devam etmiştir. İbn Kesîr, Berat gecesinde halka tatlı dağıtma geleneğini ilk başlatan kişinin Selçuklu Veziri Fahrülmülk olduğunu kaydeder.
Müslümanlarca kutlanan mübarek gecelerin en önemlisi Kadir gecesidir. Aynı adı taşıyan sûrede Kur’an’ın inmeye başladığı bu gecenin bin aydan daha hayırlı olduğu bildirilmektedir. Kadir gecesinin zamanıyla ilgili farklı rivayetler varsa da ramazan ayının yirmi yedinci gecesi olduğu görüşü ağırlık kazanmaktadır.
Müslüman toplumlar tarafından farklı şekillerde algılanan beş kandil gecesinden Regaib ile Berat’ın kutsallığı kesin olmadığı gibi bu gecelerde ifa edilecek ibadetler hakkında kaynaklarda sahih bilgilere rastlanmamıştır. Hz. Peygamber’in doğumu şüphe yok ki önemli bir olaydır. Mi‘rac da hem nass’larla hem de tarihî kayıtlarla sabittir. Ancak bu olaylarla bağlantılı olarak kaynaklarda gerek Resûlullah gerekse ashab döneminde kutlama niteliğinde herhangi bir etkinliğe rastlanmamıştır. Kadir gecesinin faziletini anlatan ve aynı adla anılan sûrede Kur’an’ın inişine, dolayısıyla İslâm’ın doğuşuna vurgu yapılmaktadır. Bu açıdan sözü edilen beş kandil içinde en çok önem verilmesi gereken gece Kadir gecesidir. Ancak Duhân sûresindeki âyetlerle birleştirildiği takdirde (44/2-6), Kadir’in vahyin inmeye başladığı yılda ramazan ayına denk geldiği yolundaki bilgiden başka kesinlik arzeden bir sonuç çıkarmak ve belli bir zaman belirlemek mümkün görünmemektedir.
Müslümanların cuma ve bayramlar dışında bazı gün ve gecelerde dinî-tarihî olayları hatırlayarak heyecanlarını tazelemeleri ve bu münasebetle bazı etkinliklerde bulunmaları tabiidir. Ancak doğruluğu sabit olmayan veya uydurulan rivayetlere dayanan bazı ibadet şekillerini ifa tasvip edilemez. Dinî hayat süreklilik ve kararlılık isteyen zihnî ve kalbî bir yatkınlıktır. Yılın birkaç gün veya gecesinde dinî hayatı yaşayıp belli davranışları tekrarlamak dindar olmanın dünyevî ve uhrevî sonuçlarını doğurmaz. Bu açıdan bakıldığında kandiller münasebetiyle gösterilen faaliyetler doğrudan İslâm’ın bir emir veya tavsiyesi değil çeşitli müslüman toplumların gelenekleri konumundadır." (TDV İslâm Ansiklopedisi)
Şimdi gelelim sadede...
Bir kahvehane düşünün. Kumar oynanıyor, dedikodu yapılıyor. Müdavimlerinden biri vaktinden evvel kalkıyor ve diyor ki: "Arkadaşlar ben gidiyorum, çocuklar evde hazırlık filan yapmış, kabir ziyaretine gideceğiz, akşam da kandil, şöyle çoluk çocuk bi yemek yiyelim, tövbe - dua bi şeyler yapalım, hadi bana müsaade..." der ve kalkar.
Diğeri oradan seslenir
- Ya oğlum, otur yerine, kandil-mandil kutlaması sonradan çıkmış, uydurma şeyler bunlar, aslı astarı yok...
- Yaaa, öyle mi? Bizim evde de senelerdir her kandilde bir telaş bir kutlama...
- Ya bırak, filan hoca söyledi. Uyduruk şeylermiş bunlar, hadi devam edelim...
- Dur o zaman evi arayayım da beni beklemesinler... Oğlum çarpılmayalım, emin misin?!
- Sen abine güven, filan hocadan bizzat duydum.
Böyle bir sahne ihtimal dahilinde değil mi sizce?
Benzeri onlarca örnek olabilir.
Öncelikle böyle bir şeye vesile olmaktan Allah’a sığınırım.
Bendeniz, naçizâne kandil kutlamalarının yapılması tarafında yer alıyorum. Çünkü;
- Müslümanlar bugünde ortak bir duyguyla taat ve ibadet ediyorlar. Cemaat oluyorlar. Cemaate de rahmet ineceği müjdesi var. Cuma, bayram, ve cemaatle kılınan namazlar, hatta bereket duası bu kabildendir. Birlikten kuvvet doğar.
- Kandillerde müslümanlar daha manevî bir havaya bürünüyor, hassas duygular içinde, hoşgörülü ve yardım sever oluyorlar.
- Kandilden kandile, bayramdan bayrama cami yüzü gören, seccade seren müslümanlar var. Onların elinden bu bağı almak, vebal olur.
- Böyle geceleri fırsat bilip, günahlarına tövbe eden, hidayete eren veya ulvî makamlara yükselen müslümanlar vardır.
- Bu gecelerde birbirine dua eden, dua bekleyen müslümanların ümidini, sevincini ve coşkusunu kırmayın. Muhabbetine limon sıkmayın.
- Ailesiyle birlikte olan, ortak bir masada toplanan, evinde cemaat olan, ramazan dışında iftar açan, açtıran insanların sevincini ve heyecanını kursaklarında bırakmayın.
- Allah, kulunun zann’ı üzeredir. Kimbilir neler neler yaşanır bu gecelerde. Ne beraatler verilir, ne miraca yükselenler olur ne kadrine erenler, ne yeniden doğanlar nelere rağbet edenler olur da biz bilmeyiz...
- Gece yarısına kadar nafile ibadetle meşgul olup sabah namazını kaçırmak da abesle iştigaldir. Zira nafile ibadetler farzın yanında deryada damla misalidir. Buna da dikkat edilmeli.
Evet, Peygamber efendimiz zamanında böyle kutlamalar yoktu. Gerek yoktu ki!.. Zaten onların her geceleri kandil gibi ışıl ışıl, hemen her günleri bereketli ve hayırla geçiyordu. 7/24 saat Allah’la hemhâl olan biri ayrıca neyi kutlayacak?
Efendimiz (sav), namaz arasında kalkıp sadaka vermiş.
Oruç mu? Pazartesi-perşembe oruçları var. "Davud orucu" var.
Hâl-hatır sormak, ailesine ve etrafına iyilik...Her an!
Nafile namaz mı?! Her gece, ayakları şişene kadar. Yüzlerce rekat namaz...
Kur’an okumak... Ekserîsi hafızdı. Üç günde hatim edenler bile vardı.
Kabir ziyaretleri... Zaten kendileri yaşayan ölü gibi, zühd ve takva içinde değiller miydi?!
Ellerine ne geçse paylaşan, malının yarısını, üçte birini hatta hepsini veren insanlar.
Bizim, bu gecelerde yaptığımız veya tavsiye ettiğimiz neyi yapmadılar ki?
Kaza namazı...
Yoktu ki!..
Bir vakti, cemaatle kılmayana veya kazaya bırakana "başsağlığına" gidiliyordu.
Annesini devamlı gözeten, onunla beraber yaşayan, onun tüm ihtiyaçlarını karşılayan, gece gündüz hizmet edip dua alan bir evlatla, anneler gününde annesine sarılan, hatrını soran evlat aynı olur mu?
Ama ömür boyu annesinden uzak kalmaktansa, anneler gününde bari o kadını sevindirsin. Kandillere bir de bu gözle bakın.
"Ramazanda müslüman, şevvalde demokrat" olma durumu yoktur dinimizde. Ama bari Ramazan ayında hakkını versin.
Hesabı-kitabı Allah Teâlâ’yla arasında...
İslâm’dan o kadar uzaklaştık ki, kandil gecelerindeki ipler tutuyor belki de bizi. Onları bâri koparmayalım.
İnancımızın eğrisini doğrusunu öğrenelim ama bu; Hak’tan, hakikatten uzaklaşma vesilesi değil, daha sıkı sarılma, daha çok sevme ve arınma vasıtası olsun inşaallah.
Bu vesileyle;
Mirac gününüz, mübarek ve hayırlara vesile olsun.
Suna Ilhan
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.