1
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
583
Okunma
Seçim Siyasetinde İttifaklar, Strateji ve Başarı
14 Mayıs’ta yapılması planlanan Cumhurbaşkanlığı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimleri yaklaşırken, siyasal alanda “kazanmak” ve “kaybetmek” kavramları her zamankinden daha fazla önem kazanmıştır. Bu iki kavram yalnızca seçimlere katılan siyasi partiler ve ittifaklar açısından değil, Türkiye’nin siyasal geleceği bakımından da belirleyici bir anlam taşımaktadır.
Seçim süreçlerinde kazanmak, yalnızca seçmen desteğinin yüksek olmasına bağlı değildir. Aynı zamanda doğru strateji geliştirmek, ittifakları etkili biçimde yönetmek, aday belirleme süreçlerini doğru yürütmek, toplumsal beklentileri okuyabilmek ve seçmene güven veren bir siyasal program ortaya koymak gerekir. Buna karşılık seçim kaybetmek için yapılan tek bir stratejik hata dahi yeterli olabilir. Bu nedenle siyaset, bir anlamda “kaybetmenin kolay, kazanmanın ise çok sayıda doğru adımın aynı anda atılmasını gerektirdiği” bir mücadele alanıdır.
Seçim Yasaları ve İttifakların Önemi
Türkiye’de seçim mevzuatında yapılan değişiklikler, siyasi partilerin seçim stratejilerini de önemli ölçüde etkilemiştir. Özellikle seçim barajı ve ittifaklara ilişkin düzenlemeler, küçük ve orta ölçekli partilerin seçimlerde daha geniş siyasi iş birlikleri aramasına neden olmuştur.
Ancak seçim yasalarında yapılan değişikliklerin her zaman iktidarın öngördüğü sonuçları doğurmadığı da görülmektedir. Muhalefet partileri, değişen kurallara karşı yeni stratejiler geliştirebilmekte; ittifaklar oluşturarak seçim sisteminin ortaya çıkardığı dezavantajları aşmaya çalışabilmektedir.
Bu açıdan bakıldığında seçimler yalnızca sandıkta değil, aynı zamanda seçim öncesindeki stratejik planlama ve ittifak kurma süreçlerinde de kazanılmakta veya kaybedilmektedir.
Millet İttifakı’nın Stratejisi
Seçim takviminin belirginleşmesinin ardından Millet İttifakı, Cumhurbaşkanı adayını belirleyerek seçim çalışmalarını hızlandırmıştır. Ancak aday belirleme süreci, ittifak içinde önemli bir kriz yaşanmasına da neden olmuştur.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığına yönelik itirazı ve ittifaktan ayrılması, muhalefet açısından ciddi bir kırılma yaratmıştır. Ancak kısa süre içerisinde gerçekleştirilen görüşmeler sonucunda Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Cumhurbaşkanı Yardımcısı olarak konumlandırılması formülü üzerinde uzlaşmaya varılmış ve kriz aşılmıştır.
Bu gelişme, siyasal ittifakların yalnızca ortak aday belirlemekten ibaret olmadığını; farklı siyasi aktörlerin beklentilerini aynı çatı altında uzlaştırabilme yeteneğinin de seçim başarısı açısından önemli olduğunu göstermiştir.
Millet İttifakı açısından bir diğer önemli mesele ise yalnızca merkez sağ partilerin bir araya gelmesinin seçim kazanmak için yeterli olmayabileceği gerçeğidir. Bu nedenle ittifakın farklı toplumsal ve siyasal kesimlere ulaşma arayışı önem kazanmıştır.
Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı olarak belirlenmesinin ardından, Millet İttifakı dışında kalan siyasi partilerle temas kurulması yönünde adımlar atılmıştır. Bu kapsamda HDP’nin öncülük ettiği ve seçimlere Yeşil Sol Parti üzerinden katılan Emek ve Özgürlük İttifakı ile görüşmeler gerçekleştirilmiş; ittifak bileşenlerinden Kılıçdaroğlu’na yönelik destek mesajları gelmiştir. Benzer biçimde Sosyalist Güç Birliği ile de temas kurulmuştur.
Bütün bu girişimler, muhalefetin seçim kazanabilmek için daha geniş bir toplumsal mutabakat oluşturma arayışının göstergesi olarak değerlendirilebilir.
Cumhur İttifakı’nın Yeni Arayışları
Muhalefetin ittifakını genişletme çabaları karşısında Cumhur İttifakı da seçim stratejisini yeniden şekillendirmiştir. Daha önce AK Parti, MHP ve BBP ekseninde sürdürülen ittifaka yeni siyasi aktörlerin dahil edilmesi yönünde adımlar atılmıştır.
Bu kapsamda HÜDA PAR ile yapılan siyasi iş birliği ve Yeniden Refah Partisi’nin Cumhur İttifakı’na katılması, ittifakın seçmen tabanını genişletme arayışının önemli örnekleri olmuştur. Ayrıca DSP ile yapılan görüşmeler sonucunda milletvekili kontenjanlarına ilişkin anlaşmalar gerçekleştirilmiştir.
Bütün bu gelişmeler, seçim öncesinde siyasi partilerin yalnızca kendi tabanlarına güvenmek yerine farklı seçmen gruplarına ulaşma ihtiyacının arttığını göstermektedir.
Kazanmak İçin “Biz Yönetebiliriz” Mesajı
Seçimlerde başarı elde etmek, yalnızca mevcut iktidara yönelik eleştirilerde bulunmakla mümkün değildir. Muhalefet açısından asıl önemli olan, “Biz yönetebiliriz” düşüncesini topluma inandırıcı biçimde aktarabilmektir.
Bu nedenle seçim dönemlerinde siyasi partilerin projeleri, ekonomik programları, demokratikleşme önerileri, hukuk ve adalet anlayışları ile toplumsal sorunlara yönelik çözüm önerileri büyük önem taşır.
Bir ittifakın içerisinde farklı görüşlerin bulunması doğal olmakla birlikte, bu farklılıkların ortak hedefler doğrultusunda yönetilebilmesi gerekir. İttifak ortakları arasında uyum, karşılıklı fedakârlık ve sorumluluk anlayışı oluşturulmadığı takdirde, seçim öncesi birliktelik seçmen nezdinde güven kaybına yol açabilir.
Dolayısıyla “birleşe birleşe kazanacağız” anlayışı yalnızca bir slogan olarak kalmamalı; ortak siyasi hedefler, ortak sorumluluklar ve ortak bir yönetim anlayışıyla desteklenmelidir.
Seçmen Desteği ve İttifakların Geleceği
Millet İttifakı’nın seçimleri kazanabilmesi açısından Emek ve Özgürlük İttifakı ile Sosyalist Güç Birliği gibi farklı siyasal oluşumlarla ilişkilerin de önemli olduğu açıktır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken temel nokta, her ittifak bileşeninin kendi seçmen kitlesinin hassasiyetlerini gözetmesidir.
İttifaklar genişledikçe ortak paydanın güçlendirilmesi kadar, farklı siyasi kimliklere sahip seçmenlerin kendilerini dışlanmış hissetmemesi de önem kazanmaktadır. Seçmen desteğinin korunması, yalnızca seçim kazanma hedefi açısından değil, seçim sonrasında kurulacak yönetimin toplumsal meşruiyeti bakımından da belirleyicidir.
Aynı durum Cumhur İttifakı açısından da geçerlidir. Hangi ittifak topluma kendisini, projelerini ve geleceğe ilişkin vizyonunu daha iyi anlatır ve seçmeni ikna ederse seçimde avantaj sağlayacaktır.
Sonuç: Kazanmak Çok Sayıda Doğrunun Birleşimidir
Sonuç olarak seçimlerde kazanmak veya kaybetmek, tek bir faktörle açıklanamayacak kadar karmaşık bir süreçtir. Adayların kişisel özelliklerinden siyasi partilerin örgütlenme kapasitesine, ittifakların genişliğinden seçim stratejilerine, ekonomik koşullardan seçmenin geleceğe ilişkin beklentilerine kadar çok sayıda unsur seçim sonucunu etkileyebilir.
Bu nedenle “kaybetmek için bir hata yeterli, kazanmak için ise birçok doğruyu aynı anda yapmak gerekir” düşüncesi, seçim siyasetinin temel gerçeklerinden biri olarak değerlendirilebilir.
Siyasi partiler ve ittifaklar açısından önemli olan; farklılıkları çatışma konusu hâline getirmeden ortak hedeflerde buluşabilmek, seçmene güven verebilmek ve ülkeyi yönetmeye hazır olduklarını somut projelerle ortaya koyabilmektir.
Sonuçta siyaset, yalnızca rakibini yenmek değil, topluma daha iyi bir gelecek sunabilme yarışıdır. Birleşmenin, dayanışmanın ve ortak aklın başarıyı artırdığı; parçalanmanın ve siyasal çatışmaların ise kaybetme riskini yükselttiği unutulmamalıdır.
Başka bir ifadeyle, “Birleşirsek kazanma ihtimalimiz artar; bölünürsek kaybetme ihtimalimiz güçlenir.”
Bu siyasal mücadelenin hangi ittifakı başarıya taşıyacağını ise sandık belirleyecektir.
Muzaffer Kalaba
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.