8
Yorum
6
Beðeni
0,0
Puan
529
Okunma


AYSEL ÖÐRETMENÝM
Çocukluðumda köyümüzde okullarýn açýldýðý davul zurna sesiyle duyurulurdu. En önde Deveoðlu Dayý zurnasýyla, oðlu davuluyla “Tuna Nehri” marþýný çalarak, arkalarýnda üç beþ minik çocuk ve yanlarýnda öðretmenleri ile sokak sokak dolaþýrlardý. “Bu davul, zurna sesi de neyin nesi?” diyenler bu küçük kalabalýðý görünce “Haaa, okul açýlmýþ!” der, iþlerine dönerlerdi.
Oysa çocuklarýn çoðu Ekim ayý sonuna kadar mýsýrlar, pancarlar, bostanlar kaldýrýlýnca kadar iþten baþlarýný alamazdý. Oðlanlar öküz gütme; kýzlar tütün, halý dokuma, ot yolma derken okula gönderilmezdi.
Ýþler, güçler azalýnca Cumhuriyet Bayramý’na yaklaþtýðýmýz günlerde birer doðru birer ikiþer okula baþlardýk. Güneþten yanmýþ yanaklarýmýz, kuyu ve çay suyundan çatlamýþ dudaklarýmýz, kirlenmiþ ellerimiz, uzamýþ saçlarýmýzla okula gelirdik. Öðretmenler bizdeki bu deðiþime þaþkýn þaþkýn bakarlar, “Ne oldu sizlere yaz boyunca?” derlerdi. Okulun bahçesindeki çeþme baþýnda çakýl taþlarýný sürte sürte el yüz temizliðiyle baþlardý ilk günler.
O yýl beþinci sýnýfa baþlamýþtýk. Öðretmenimiz oldukça vurdumduymaz, “Nerede kalmýþtýk? Açýn kitaplarý! Okuyun!” diye derse baþlar, derslerimiz oldukça yavan ve kuru geçerdi. Eli oldukça sert öðretmenden korkumuzdan çýt çýkarmazdýk. Bazý günler dersin ortalarýna doðru sallana sallana sýnýfa geldiði olurdu. Resim, müzik derslerini tadýný bilmezdik. Beden eðitiminde “Çýkýn bahçede oynayýn!” denilirdi.
Bir gün sanýrým dersimiz müzikti ve sýnýfa “vurdumduymaz öðretmenin” yerine genç ve güzel bir bayan öðretmen girdi. Elinde bir müzik aygýtý vardý. Bize þarkýlar çalmaya, söylemeye baþladý. Susamýþ topraða düþen yaðmur taneleri gibi bizi serinleten öðretmene gözlerimiz kilitlenmiþ öylesine hayranlýkla bakýyor, mutluluktan uçuyorduk.
Kibar parmaklarýyla adýnýn mandolin olduðunu sonradan öðrendiðimiz sazý çalýyor, biz aðzýmýz bir karýþ açýk, büyülenmiþ gibi sýralarýmýza çivilenmiþ gibi kalakalmýþtýk.
Öðretmenin güzelliðinden mi yoksa ince narin parmaklarýyla çaldýðý ezgilerin sesinden mi bilmem kýzlý, oðlanlý hepimiz bir anda ona aþýk olmuþtuk. Ýnsan öðretmenine aþýk olur mu? Olduk iþte! O gün o derste suya hasret kýr çiçekleri gibi adýnýn Aysel Çetinkanat olduðunu öðrendiðimiz öðretmenimizi dinlerken dersin nasýl geçtiðine þaþtýk kaldýk. Zil çaldýðýnda “Offf! Keþke zil çalmasaydý. Devam edelim öðretmenim,” diye baðrýþtýk...
O bir dersin tadý damaðýmýzda kalmýþtý. Hele kýzlar her teneffüste Aysel Öðretmenin peþinde, "Bir daha gel öðretmenim!" diye yalvar yakar dört dönüyorlardý.
Ertesi yýl Acýpayam’da ortaokula baþladým. Sýnýfýmýz hep erkek öðrenciydi ve çok kalabalýktýk. Köylerden gelenler biraz çekingen ve tedirgindi ama ilçe merkezinden olan arkadaþlarýmýz canlý, haþarý ve özgüvenli çocuklardý.
Sýnýfta “Hulki” adýnda bir arkadaþýmýz teneffüslerde ortalýðý alt üst ederdi. Omuz atmadýk, çelme takmadýk insan býrakmazdý. Herkese posta koyar, çatmak için bahaneler arardý. Ne var ki bana hiç iliþmezdi. Ben de ufak tefek biri olduðum için bana dokunmadýðýný sanýrdým. Bir gün Hulki’nin bir arkadaþý Simo (asýl adý Ramazan’dý) Hulki’ye:
—Sen hiç Veli’ye çatmýyorsun? Korkuyor musun yoksa?” diye dudak bükerek sordu. Hulki de:
—Manyak mý sen oðlum! Benim ablam onlarýn köyünde öðretmen. Ben Veli’ye iliþirsem ya ablamýn baþýna bir þey gelirse! Veli’ye dokunan karþýsýnda beni bulur! Tamam mý?" diye öteki yaramazlara da gözdaðý verdi.
Vay beee!.. Benim güzel öðretmenim Aysel Öðretmenimin varlýðý beni bu sýnýfta bile korumuþtu. Onun kardeþi Hulki’den çekintilerinden öteki yaramazlar da beni hiç rahatsýz etmediler.
*
Ortaokul bitip öðretmen okuluna baþladýðým gün Nazilli çarþýsýndan bir mandolin aldýk. Alýr almaz týngýrdatmaya baþladým. Her alýþýmda Aysel öðretmenimi andým ve öðretmenliðim boyunca mandolini sýnýftan hiç eksik etmedim. Bilir bilmez tellerine dokunurken mandolinim benim dert ortaðým, neþe kaynaðým olmuþtu...