Bir sebepten ötürü erkek vücudu seyretmeyi sevmiyoruz; sevenlere de,
kadın-erkek ayırt etmeden, iyi gözle bakmıyoruz. Halbuki güzel bir erkek vücudu
doğanın bir hediyesi olduğu kadar, azimli bir çalışmanın da eseridir. Kasların ayrı ayrı belirmesi, akan terlerin o hatlara ayak uydurması, baklavalar... Tam bir çıplaklık değilse de önü iliklenmemiş bir oduncu gömleği ve altında eskimiş bir blucin... İşte şu anda baktığım tam da bu.
Durağan bir güzellik değil karşımdaki. Eğiliyor, kalkıyor, ne işe yaradığını tam da bilmediğim malzemeler taşıyor. Her zorlanmasında kasların hatları daha da belirginleşiyor, damarlar ortaya çıkıyor, ter kaslara parlaklık getiriyor. Fiziksel açıdan zorlanan bir
kadın bedeninde göremeyeceğim detayları hayranlıkla seyrediyorum.
Esmer, uzun saçlı bir adam. Onu bir çerçeveye oturttum zihninde. Hatta çerçeveyi küçük karelere böldüm. O karelerden birinde baklavalar altışarlı düzenle, hareket halindeler. Yukarıda göğüs kasları ayrı ayrı kareler işgal ediyorlar. İnsanların kuşlar gibi uçamamasının temel sebebi olarak genelde göğüs kaslarının zayıflığı gösterilir. Bu teorinin an itibariyle çürümese de zayıfladığını düşünüyorum. Hezarfen’in kanatlarını bu kaslara tak, göklere yükselsin.
O çerçevenin o kadar da zihnimde olmadığını farkediyorum. Basbayağı fiziksel bir çerçeveden bahsediyoruz. Ahşap,
beyaz boyalı. Tamamı da cam kaplı. Cam küçük karelere ayrılmış. Adam pencerenin tam önünde. Daha doğrusu penceremin önünde. O dışarıda, ben içerideyim. Evimizin terasında yarı çıplak bir adam var. Kendime bakıyorum: Üzerimde
geceden kalma tişört ve de pijama altı var. En azından camın bu tarafında açıkta bir şey yok. Elimde yeni koyduğum
kahve ben seyre daldığım için ufaktan ılımaya başlamış. Adamla göz göze gelsem ‘Sen de ister misin?’ diye soracağım ama bir yandan da teras kapısını bu tanımadığım kişiye açıp açmama tereddüdü yaşıyorum. Tanıdıklarım arasında hiç böyle kaslısının olmadığını düşünüyorum. Evet, yapılı, uzun boylu arkadaşlarım var ama böyle heykelvari karakterlerle ya ben arkadaşlık etmemişim, ya da onlar beni dışlamış.
İkinci bir kişi daha belirdi ilkinin yanında. Bu da oduncu gömlekli, bunun da önü açık ama ilki kadar kaslı değil. Yine de hayatını fiziki işlerde çalışarak kazandığı belli, Bu ikincinin daha kısa saçları bir
beyaz baretin altında. Elinde de arkadaşına getirdiğini ikinci bir baret tutuyor. Kaslı olanı, gelen bareti kafasına yerleştirdi, yerden koşumla bekaret kemeri arası bir şey aldı ve içine girdi.
Arkamdan gelen ayak seslerine doğru dönünce karımla burun buruna geldim.
‘Theodora, terasta yarı çıplak bir adam bungee jumping için hazırlanıyor’
‘Bungee jumping mi? Ne diyorsun?!
Pencereye yaklaştı:
‘Ha bunlar onlar’
‘Onlar?’
‘Ağaç kesmeye geldiler.’
‘Theo, niye yarı çıplak adamlar bizim bahçedeki ağacı kesiyorlar?’
‘Bir tane değil, şu gördüklerinin hepsini kesecekler’
Şu gördüklerim seksen ila yüz kadar ağaçtı. Üstelik otuz metrelik, minare yüksekliğindeki ağaçlardı.
‘Sevgilim, niye bu ağaçları kestiriyoruz? Bu evi arkasındaki orman için almadık mı?’
Benim
kahvenin sıcak versiyonunu kendi koyan Theodora:
‘Bu konuda süpriz yapmanın imkanı yok. O yüzden söyleyeceğim. Senin doğumgünü hediyen bu’
‘Benim doğumgünü hediyem kurak ve çorak bir arka bahçe mi?’
Theodora beni oturma odasındaki kanepeye oturttu. Sonra bana ağaçların niye kesildiğini anlattı. Sözünü bitirip de kalktığında ben bir süre onun boşalttığı koltuğa baktım. Sonra o koltuğu yarı çıplak adamdan daha uzun bir süre süzdüğümğ farkedip, mutfağa yöneldim.
...
‘Eee, neymiş Theodora’nın sana büyük süprizi?’ diye sordu Pete.
Soru sordu ama gözleri servis yapan kızın göğüslerindeydi. Bir süre cevap vermeyip, dikkatini bana toparlamasını bekledim. Neden sonra bikini üstüyle bira servisi yapan kız, Nicola, işini bitirdi, kerhen b
aşka bir isteğimiz olup olmadığını sordu ve gitti.
‘Biliyorsun, şirkette yeni pozisyona geçtim.’
‘Yani sağır sultan bile duydu bunu. Yankıları bizim şirkete kadar geldi’. Pete abartıyordu; bir muhasebecinin pozisyon değiştirmesi muhasebe departmanında bile laf konusu olmaz. İnsanlar da rakamlar gibi hesapların bir fonksiyonudur, değiştiklerinde yerle gök yerinde kalır.
‘Neyse, yine bildiğin gibi yeni pozisyon belirli bir ücret artışını da beraberinde getirdi.’
‘Hesabı sen mi ödeyeceksin? Güzel, garson Nicola&
8217;yı çağırayım o zaman’
O elini kaldıramadan durdurdum.
‘Pete, hesabı bana kitlemeye kalkma çünkü param yok’
‘Nasıl yok?!’
‘Yok, kalmadı işte. Theodora tüm parayı, bu senekini ve bundan sonraki 14 yılı harcadı’
‘Nasıl harcadı? Ne demek on beş yıllık parayı harcadı?’
‘Gitti paralar. Bana doğumgünü süprizi hazırladı ve arka bahçeye tenis kortu yaptırmaya başladı’
‘Tenis kortu mu? Etrafımız boş tenis kortu dolu. Niye tonla parayı oraya gömüyor ki?’
‘Özel bir kort bu. Avustralya Açık turnuvasının yapıldığı kortla aynı zemin’
Pete şöyle bir durdu.
‘Ne farkeder?’ dedi, ‘Zemin Avustralyalı olsa da oynayan sensin. Bu Adriana Lima’nın iç çamaşırını karıma almaya benziyor. İçindeki yine karım olacak. Giden de benim paralarım. Sahi, Adriana Lima’nın çamaşırları kaçadır?’
Gözümün önüne Adriana Lima geldi. Siyah iç çamaşırları içinde, yerden kaldırdığı elektrikli testereyi süzüyordu. Biraz daha düşününce o kadar parayı daha iyi bir alanda kullanabileceğimi farkettim. Tabi bunun için de Theodora’nın çok anlayışlı olması gerekiyordu.