0
Yorum
0
Beğeni
0,0
Puan
341
Okunma

Henüz on dört yaşındaydım. Güney bölgemizde bir ilçenin bitişik sayılacak kadar yakın Evkara köyünde yaşıyorduk. Babam çiftçilik yapardı. Çok inatçı, anlayışsız biriydi. Ayrıca eskiden evde babaların sözü geçerdi. O zamanlar arkadaşım Yusuf, İsparta’da astsubaylık okuluna gidiyordu. Hatta bana başvuru yapmam için evraklar vermişti. Ben de heveslendim. Bir gün artık çobanlık yapmak istemediğimi, Yusuf gibi astsubay olmak istediğimi söyledim babama. Sevinçle başvuru evrakımı gösterdim. Dedi ki:
-Olmaz öyle şey. Oraya gidersen devlet tarlalarımızı, evimizi sattırır.
-Hayır, olur mu, yatılı bir okul orası, devlet masrafları karşılıyormuş.
-Sen bilmezsin. Ver bakayım şu kağıdı, ne yazıyor?
Verdim, almasıyla yırtması bir oldu. Hayallerim, ümitlerim bir anda yok oldu. Sonraki günlerde hep düşündüm, ne yapmalıydım bu durumda? Sonunda evden kaçıp gitmeye karar verdim. Niyetimi gizlemedim, bir akşam şehre gidip bir iş arayacağımı söyledim. Babam, neden onu dinlemiyorum diye çok kızdı. Baktım, bir şey arıyor, sanıyorum bir odun bulup beni dövecekti. Evimiz tek katlı olduğu için çare olarak o anda aklıma geleni yaptım, pencereden atladım. Yakın mesafedeki dayımın evine sığındım. Olan biteni anlattım, dayım beni haklı buldu. Ayakkabımı bile alamamıştım, dayım gidip getiriverdi. Yanımda 47 Lira birikmiş param vardı, biraz da dayım verdi. Sağ olsun, ertesi gün beni otobüse bindirip uğurladı.
Artık hayat mücadelesine tek başıma devam edecektim. Denizli’de garaja yakın bir cami gördüm. Orada dinlenir, karnımı doyururum diye cami tarafına yürüdüm. Kimseler yoktu. Camiye yakın bir fırın dikkatimi çekti: Hiç unutmama, ismi kayalık fırını, gittim, bir ekmek istedim. Sonra bir köşeye çekilip katıksız ekmeği yemeye başladım.
Karnımı doyurduktan sonra nereye gideceğimi ve ne yapacağımı bilmemenin şaşkınlığı ve üzüntüsüyle yürümeye başladım. O sırada bir ses duydum, dönüp ardıma, sesin geldiği taraf baktım, Orta yaşlı, biraz kilolu bir amca beni çağırıyordu. Kararsız, ürkek halimle yanına vardım.
-Çocuk sen kimsin, ne ararsın buralarda?
- Ben Serinhisar’dan geldim. Adım Abdullah. Çobanlık yapıyordum, şehri görmek ve bulursam bir işte çalışmak için geldim.
-Peki, bu fırında çalışır mısın?
-Evet tabi. Bana ne yapacağımı öğretirseniz.
-Kalacak yerin var mı?
-Yok amca!
- Fırının üstündeki üç daire bizimdir. Bir katında çalışanlar kalıyor. Sen de onlarla kalabilirsin.
- Sağ ol, bu iyiliklerini unutmam.
-İstersen şimdi arabayla ekmek dağıtacağın dükkânları göstereyim. Bundan sonra işin sabah erken ekmek dağıtmak. Bana da patron dersin.
-Tamam patron.
O günkü şartlarda at arabasıyla dolaşıp dükkânları gördük. Ben iş arayacakken iş beni bulmuştu. Allah’ın sevgili kuluymuşum diye şükrettim. Ertesi gün beni yanına çağırdı, bazı sorular sordu. benim evden kaçtığımı tahmin ettiğini söyledi.
- Neler oldu anlatmalısın, bilmem lazım, dedi.
- Babama kızdım, kaçtım evden!
Sonra olanları anlattım.
-Sen haklısın, dedi.
Durumumu nasıl bilebildiğini sordum.
- Biz yılların esnafıyız çocuk. Avare bir halde etrafına bakınman ve katıksız ekmeğe yumulman şüphe uyandırdı.
Patron çok insancıldı. Ona rastlamam büyük bir şans sayılır, ya da tanrının lütfudur. Diğer elemanların yanında kalmaya başladım. Benim yaşıma yakın iki çocuk, onlarla tanıştık ve çabuk arkadaş olduk. Sonraki günlerde sadece ekmek dağıtmakla kalmadım. Bu işe hevesliydim, fırında ekmek yapmayı iki ayda öğrendim. İki yıl köyüme gitmedim, babam beni bulamadı. Nihayet bir kurban bayramı yaklaşıyordu. Patron, istersem geri dönmek şartıyla köyüme gidebileceğimi söyledi. Doğru diyordu, beni merak etmişlerdir. Peki, dedim. İki hafta izinliydim. Patronun hanımı Bahriye Yenge, köye götürmem için bana bir çuval dolusu elbise verdi. İçinde neler yoktu ki. Bir akşam vakti eve vardım, kapıyı tıklattım. İçerden kardeşim Halime çıkıp kapıyı açınca sevinçle bağırdı:
-Abim gelmiiiş!
Kapıdan zafer kazanmış bir komutan edasıyla girdim.
Annem sıkıca sarıldı bana. Anneler böyledir, sanki dünya çocukları etrafında döner.
-Neden habersiz bıraktın bizi? Dedi.
-Biliyorsun, dedim.
Babamın öfkesi geçmişti. Onlara evden kaçtığım anadan itibaren neler olduğunu tek tek anlattım. Patronumdan bahsederken onun anlayışlı ve iyi bir kimse olduğunu da söyledim. Neden patron gibi bir babam yoktu? Geleceğimi bir anda yırtıp atıverdi. Ne olurdu, hayallerimin peşinden koşmama izin verseydi. Fakat ona isyan etmem söz konusu değildi. Örfümüz, aile terbiyemiz böyleydi. Bir gün bu yaptıklarından pişman olur muydu acaba?
. Geri döneceğimi söyleyince kabul etmediler. Aile bireyleri kalmam konusunda çok ısrar ettiler. Yaşımın küçük olmasından, şehirlerde yaşamanın güvensiz olduğundan, ailemizin imkânlarının iyi olduğundan ve benden ayrı kalmak istememelerinden bahsettiler. Sonunda beni ikna ettiler. Babam artık bir dediğimi iki etmiyordu. Tekrar çobanlık yapmaya başladım.
Bir ara patronuma köyde kalacağıma haber vermeye gittim.
- Sen bilirsin. Fakat köyde hayat hep aynıdır, pek şans vermez. Sen burada kalsan emin ol belki on yıl içinde işini bile kurardın, patron olurdun benim gibi. Neyse, ananla babanın sözünü dinlemen belki daha faydalı olur. Buraya yolun düşerse uğra ha!
-Gelirsem uğrarım tabi! Sağ ol patron, çok iyiliğini gördüm. Hakkınızı helal etmenizi isterim.
-Helal olsun. Hadi selametle.
12.10.2023