0
Yorum
1
Beğeni
0,0
Puan
129
Okunma

Resimde yazan şudur:
"Ne kadar güçlü olsa da yalan bütün ilişkileri bitirir."
İman sahibi her hataya düşebilir fakat hainlik yapamaz ve yalan söyleyemez !
[İbn-i Ebî Şeybe, Bezzâr.]
Yalan söylemek insanın en kolay yaptığı ama fıtratını en kolay bozduğu durumdur. Yalan şeytandandır. Şeytanın en masum görünen ama en kuvvetli silahıdır. Yalan Hz. Âdem’in cennetten çıkarılmasına sebep olmuştur. Hz. Âdem cennette yalan diye bir şey bilmediğinden şeytanın yalan sözlerine kanmış, cennetten dünyaya yalan yüzünden inmiştir. Yani dünyanın temelinde yalan yatar. Şeytani zihin içine düştüğü durumdan kurtulmak için her yalanı söyler. Siz de yalan söylüyorsanız şeytan zihninizi
ele geçirmiş demektir. Bu dünyaya indirilişimiz şeytanın yalanının yüzündendir yoksa bizde belki şu anda cennette keyif yapıyorduk. Şeytan ve dostları bizi yalanlarla kandırmaya devam ediyor. Resulullah bizi bu konuda uyarmıştır. Kısaca, bir Müslüman
zaman zaman nefsine yenik düşüp günah işleyebilir ama asla “yalan” söylemez demiştir. Çünkü yalan şeytana ve onun hakim olduğu şeytani zihne aittir. İnsanın fıtratında yalan yoktur. İnsanın fıtratına yalan girdimi insan şeytanlaşmaya başlar. Zihninizin ele geçirildiğini böylece anlayabilirsiniz...
YALAN VE KİBİR
Zamanın birinde adamın biri yolda gördüğü dervişin yolunu keser.
Dervişe dönerek:
“-Derviş efendi destur var mıdır? Bana yardım et” der.
Derviş efendi adama döner ve “-Tabi buyur anlat bakalım. Nedir derdin?” der.
Adam “-Derviş efendi; ben günahkâr kötü bir adamım. Eşimi aldatırım, hırsızlık yaparım ve yalan söylerim. Fakat artık karar verdim. Tüm bu kötü huylarımdan kurtulup iyi bir adam olmak istiyorum. Hepsini birden bırakmak zor olacak. Bana ne olur akıl ver, önce hangisinden başlasam?” diye sorar dervişe.
Derviş elini o ak sakalına götürür, bir kere okşadıktan sonra adama döner ve tebessüm ederek şu cevabı verir. “-Yalan! Önce yalanı bırak” Bizim günahkâr adam mutlu olur. Hem dervişin destur verip onu dinlemesine, hem de akıl vermesine. Dervişe dönerek “-Söz veriyorum derviş efendi, artık yalan söylemeyeceğim!” der ve sonra derviş yoluna devam eder.
Bizim günahkâr o gece yine günah peşinde, tam karısını aldatmaya gidecek ki oracıkta kala kalır. Gidecek gitmesine ya; karısı “Neredeydin? Kiminleydin?” diye sorduğunda ne desin? Eh artık yalanda söyleyemiyor. O günden sonra eşini aldatmamış bizim günahkâr.
Tabi kolay paranın peşinde olan bizim adam bu kez hırsızlığa çıkayım bari der. Der demesine ya; bu kez de çaldığı malı satarken “Bunu nereden buldun? Nereden geldi?” diye sorulduğunda yalan söyleyemeyeceği gelir aklına. “Ben hırsızlıkta yapamam, yalan söylemeyeceğime dair dervişe söz verdim” o an farkına varır ki derviş ona aslında tüm kötü alışkanlıklardan kurtulacak formülü çoktan vermiş. Evet artık bizim günahkâr adam ne eşini aldatır olmuş, ne hırsızlık yapar olmuş, ne de yalan söylemiş bir daha. Aklından hiç çıkmayan şey ise dervişin ona “Yalan!” derken ki gülümseyişi olmuş.
Kıssadan hisse! Yalan! Şu hayatta en nefret ettiğim şey. Tüm kötülüklerin anası olan şey. Yalan! Neden ya? Neden? Neden doğruluk ve dürüstlük varken insanevladı yalana ihtiyaç duyar? Hiç anlamam. Her konuda kendine kolayı seçen insanevladı burada gider zoru seçer. Çünkü yalan söylemek aslında çok daha zordur. Plan gerektirir, senaryo gerektirir, dahası yıllar geçsede hatırlamayı gerektirir. Oysa doğruluk, dürüstlük öyle mi? Kafanı yastığa koyduğunda “Ya bir gün öğrenirse?” diye bir korku ile uykusuzluk çekmek zorunda kalmazsın. Doğruyu söyle ya! Doğruyu!
İnsanevladı hata da yapar, kabahatte işler. İnsanız sonuçta. Bunun farkında olan biri kızsada, sinirlensede, dürüst olduğunuzdan ötürü sizi affedebilir. Lakin yalan o anı kurtarır belki ya sonra? Ortaya çıkınca? Hem o insanın güvenini kaybedersiniz, hem de benim gibi biri ise hepten kaybedersiniz.
Önceleri her platformda paylaştığım çok güzel bir söz vardı “Seni yalanlarla kazanmaktansa, doğrularla kaybetmeyi tercih ederim.” diye. Bu sözü o kadar çok seviyorum ki! Nefret ederim yalan ve yalancıdan. Üstüne bir de süslemeye başladılar şimdilerde. Pembe yalan, tatlı yalan, küçük yalan, vs. Yahu yalanın rengi ve boyutu mu olur? Yalan yalandır! İçimize o kadar işlemişki; daha çocuk yaşta başlarlar bize söylemeye. “Sakın o odaya girme! Öcü var! Öcü!” Ne öcüsü? Sonra o çocuk tüm çocukluk yaşlarında karanlık korkusu ya da yalnız kalmak korkusu ile büyüsün. Psikolojiyi o yaşlarda yalanla bozmaya başlıyoruz. Neden? Çünkü ebeveynler uğraşıp anlatacağına, öcü deyip işin kolayına kaçıyor.
Kurtulun şu yalandan!
Birincisi yalan, ikincisi ise kibir. Bir insanda en nefret ettiğim iki şey. Zaten bu ikisi bir insanda yoksa o insan, insan olma erdemi ile mezun olmaya çok yakındır. Kendilerini üstün görme egosu. Hep haklı olma dürtüsü. Hep bir “Ben” olma durumu. Ya hepimiz insanız, neyin egosu bu? Neyin alıp verememesi? Az önce dediğim gibi hepimiz insanız ve hepimiz hata yapıyoruz lakin özür dilemek diye de bir erdem var. “Ben asla özür dilemem!” Bu cümleyi iki şekilde kullanabilirsin. Ya sen insan üstü bir varlıksın ve gerçekten de hiç hata yapmıyorsun ya da o kadar çok kibirlisin ki hata yapsan dahi özür dilemek sana zor geliyor. İnsan kırmak, incitmek, kendinden soğutmak o kadar kolaydır ki bu hayatta, asıl zor olanı insan biriktirmektir. Çok mu zor en azından “Kusura bakma, o gün biraz fazla üstüne geldim” diyebilmek. Hadi özrü geçtim bari bunu de! Yok! Bu da dokunur o tip insanlara ve en kötü olan seçeneği seçerler. Sanki hiç bir şey yaşanmamış, hiç sen kırılmamış, hiç sen incinmemiş gibi hayata devam ederler. Oysa sen o kadar üzülmüşsün, kırılmışsın, onların umurlarında olmaz.
Özür dilemek sizi küçültmez. Aksine sizleri yüceltir. Ne bunu koz alıp “Nasıl olsa özür dileyince affediyor” deyip argo tabirle laçkalaştırıp habire hata yapıp, habire özür dileyin. Ne de “Ben asla özür dilemem” deyip, kibir denen o insanda ki en karanlık noktaya boyun eğin.
Yalan ve kibir! Dilerim bir gün hepiniz karanlığın hizmetkarı bu iki illetten kurtulmayı başarırsınız.
Alpjuan
YALAN SÖYLEDİN
İkrime hazretleri hakkında zamanın bâzı büyükleri;
"Hazret-i İkrime Basra’da bulundukça Hasan-ı Basrî hazretleri vaaz etmekten ve fetvâ vermekten çekinirdi" demişlerdir.
Zîra o, büyük hadîs âlimiydi.
Çok hadîs nakletmiştir.
Bir gün de şunu nakletti:
Allahü teâlâ, Cennetten ve Cehennemden birer kişi çıkardı.
Cennetten çıkana sordu:
"Ey kulum yerin nasıldır?"
O kul da cevâben:
"Bana anlattıklarından daha iyi buldum yâ Rabbî!" dedi.
Öbürüne de sordu ki:
"Yerini nasıl buldun?"
O dahî cevâben;
“Bana anlattıklarından daha kötü buldum" dedi
Allahü teâlâ sordu:
"Ey kulum! Seni Cehennemden kurtarırsam bana ne verirsin?"
O kul da cevâben;
"Her şeyimi veririm" dedi.
"Altın’dan bir dağın olsaydı verir miydin?"
"Verirdim yâ Rabbî!”
Allahü teâlâ:
"Yalan söyledin" buyurdu.
“Niçin yâ Rabbi” deyince;
"Ben senden dünyada daha azını istemiştim. (Duâ et, kabul edeyim. Af dile, affedeyim) demiştim. Ama sen yüz çevirmiştin" buyurdu.
“Duâ gezicidir. Kalbinden diline, Dilinden semâya, Semâdan Allah’a ulaşır…”
Rabbim kimseyi dua etmeyi unutturacak kadar kendinden uzak eylemesin..Amin .Amin Amin
Riyakâr olamayanlar sevilmiyor hayatta.
Yalnız ve mutsuz görünüyorlar.
Oysa huzurludurlar.
Kimseye yük olmama huzuru, kimsenin gönlüne yük olmama huzuru.
Yalnızlık çok kötü diyenlere, insanlar daha kötü demiştir Ebu Zer Gıfari r.a.
Birileriyle yalan ve aldatmacalarla yaşamaktansa;
Yalnızlığın mutsuzluğunu yaşamak yeğdir.
Yalnız değiliz,
Şah damarımızdan daha yakın bir Rabbimiz var.
Elhamdulillah
İçi Dışı Farklı
Her meydana çıkan kendini eşsiz sanır,
Sandığı gibi olsa herkes taç alır,
Değerin sandığın değil,
İç dışa dış içe çevrilse bulur.
Bana kâfir demiş müftü efendi
Ben de diyem ona müselman,
Yarın vardıkda ruz-i cezaya
İkimiz de olmayalım anda yalan
- ARKADAN ÇEKiŞTİRME KUR’AN a GÖRE ÇOK ÇİRKİN BİR HAREKETTİR -
Ayette arkadan çekiştirenler ve kaş göz işaretleriyle alay edenler hakkında ALLAH’IN büyük bir uyarısı yer almaktadır. Bu uyarı gıybetin ve alaycılığın ALLAH Katında ne kadar büyük bir suç olduğunun açık bir delilidir.
Gıybet:
"Bir kişinin arkasından onun hoşuna gitmeyecek şeyleri söylemek" olarak tarif edilebilir.
Genelde kişiyi arkasından çekiştirenler bir savunma olarak söylediklerinin doğru olduğunu, yalan söylemediklerini ve bunun gıybet olmadığını ifade etseler de, söz konusu kişilerin yaptıkları gıybettir.
Eğer kişinin arkasından söylenen şeyler doğru değilse –ki bu iftira olur- bu sözleri söyleyen kişi yalan söyleyerek büyük bir günah daha işlemiş olur.
Haset ve çekememezlikten kaynaklanan gıybet gibi davranışları şeytan müminlere makul gösterebilmek için din adına yaptırmaya çalışabilir.
Örneğin hata ve eksiklikleri olan bir müminin, arkasından çekiştirmeyi onun iyiliği ya da dinin menfaati için yapılması gereken bir hareketmiş gibi göstermeye çalışabilir.
Oysa Allah Kuran’da müminleri bu davranıştan kesin olarak menetmiştir.
Gıybet eden, yani bir mümini arkasından çekiştiren kişi, onun hakkında birtakım kötü zanlar da besliyor demektir.
Eğer mümin gereken titizliği göstermeyip gaflete dalarsa, ayette günah sayılan birçok kötü zanda bulunabilir.
Dolayısıyla müminin yalnızca tavırlarında değil; niyetinde, duygu ve düşüncelerinde de hep salih olmaya özen göstermesi gerekmektedir.
Müminin diğer iman eden kardeşleri hakkındaki düşünceleri hep hüsn-ü zan (güzel zan) çizgisi içinde olmalıdır.
Bu da müminlerin birbirleri hakkında her zaman olumlu düşünmeleri anlamına gelir. Böylece iman edenlerin tesanüdünü engelleyebilecek faaliyetlere karşı da çok güçlü bir manevi engel sağlanmış olur.
Bu kötü ahlak özelliklerinin müminlerin çok dikkat etmeleri gereken Kuran’a uygun olmayan davranışlar olduğu açıktır.
Samimi bir niyetle gıybetin ve alaycılığın terk edilmesi, insanın ahiret yaşamı için de yapabileceği en doğru davranıştır.
Samimi olarak iman eden bir kimsenin davranışları örnek, kalbi ise tertemiz olmalıdır. Müminin aklından geçirdikleri ve hissettikleri ALLAH’IN sınırlarını aşmamalıdır.
Duygu ve düşüncelerini terbiye eden insan ise şüphesiz ALLAH’IN izniyle en doğru yola ulaşır.
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.