4
Yorum
2
Beğeni
0,0
Puan
516
Okunma

Hanımım uykuyu çok sever. Ben yıllardır yattığım gibi kalkamıyorum. Yatarım yatağa, burada yazacağım yazıyı düşünür, ya da bu yaşıma rağmen geleceğim için hayaller kurarım.
Sabah olur, açarım dolabı varsa bir domatesi ince ince kıyar, kayık tabağa yerleştirdikten sonra, zeytini, peyniri çıkarırım. Çay demleme çok kolaylaştı artık. Fişi takar, suyu ısıtır çayı da demlerim. Gelirim hanımımın yatağının başına:
“Hanımcığım, canımcığım hadi kalk kahvaltı hazır”
Gözlerini ovuşturarak gelir masaya:
“Ekmekte kızartsaydın ya?”
Kahvaltımızı yapar, sohbete koyuluruz:
“Yine çok borçlandın adamım, bir dediğimi iki etmiyorsun, Allah razı olsun. Nasıl ödeyeceğiz borçlarımızı?”
“Takma kafana, takma.” Der, onu ikna ederim.
Bu gün akşam –Allah ne verdiyse- soframız kuruldu yine. Seçim sonuçlarını izleyeceğiz.
Oylar verildi. Kazanan, kaybeden belli oldu. Kimileri sevindi. Kimileri üzüldü.
Peki, nedir seçim?
İnsanlar toplu yaşamak zorundadırlar. Dünyada ne kadar insan varsa o kadar da fikir vardır. Fikirleri bir birine benzeyen insanlar adına parti denilen kuruluşlarda birleşirler.
Gün gelir kendilerine yönetici seçerler.
Seçim yapılır. Kendisi gibi düşünenler kaybeder. Aksini düşünenler kazanır.
Zordur yöneticiliğe soyunmak. Kolay değildir.
– Ben en iyisini biliyorum. Ben en iyisini yaparım, demek kolay değildir. Belki onlar da kişisel tatmin peşindedirler. Kim bilir?
Seçim bitti.
Yarın güneş yeniden doğacak. Yine yağmurlar yağacak. Yine çiçekler açacak. Yine fidanlar yeşerecek.
Ben yarın sabah dolabı yine açacağım. Zeytini, peyniri sofraya koyacak hanımcığımı, canımcığımı kaldıracağım.
Domates mi?
Varsa onu da keserim. Yoksa? “
Bu gün de böyle olsun. Bu dünyada ekmek bulamayanlar da var.” Diyeceğim.
Evimin balkonundan ışıklar görünüyor. Hepsi de ışıl ışıl.
Yeter ki ışıklar eksilmesin Memleketimizden…