29
Yorum
38
Beğeni
5,0
Puan
2317
Okunma
Yer ve gök arası her şey 6 Şubat sabahında derinden gelen sarsıntı ile uluyarak bir dakikanın hacmine sığmayacak kadar kısa sürede büyük yıkımla nice can ve mal kaybına sebep oldu.
Sabah ezanı okunmadan evden çıkıp işime doğru seyir halindeyken radyodan yükselen İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun üzgün sesini duyuyorum.
- Büyük bir afetle karşı karşıyayız. Uluslararası yardım istedik. Depremin derecesi 7.7
Hafızamdan bir türlü silemediğim 1999 yılı Marmara Depremi, yeniden korkularımla birlikte yarım kalan hikâyeler gözümün önünde şerit olup uzadıkça uzuyor. Önümdeki yol istikametinde bulunan bütün trafik lambaları sanki sönmüş, karanlıkta kalmıştım. Yüreğim acıyordu. Anı yaşıyordum yeniden. Her şey başa sarıyordu.
Beni yoran bunca işin ve zorlukların altından kalkarken içimin titrekliğine aldırmadan her defasında hayata direnerek ayağa kalktım. Kendimde taşıdığım suretten öte surette güçlü olmayı aslında hiç istemedim. Fakat güçlü olmak zorundaydım. Hayatın omuzlarıma yüklediği yük, göğsümdeki yara izi beni hep görmemezlikten geldi.
Ardıma koyduğum yıllarda tamamlayabildiğim anılarım var mı diye bir yandan da düşünüyordum. Radyodan mı kimden duyduğumu hatırlayamadığım bir söz aklıma geliyor...
"Bu dünyada tamamlamak diye bir şey yoktur"
Telefonda Anneme, "Bu kış babamla birlikte yanımıza gelirsiniz. İstanbul’un tarihi mekanlarını camilerini gezeriz." Bütün bir kış benimle birlikte olacaklar düşüncesiyle gönül rahatlığıyla mutlulukla telefonu kapattığım an aklıma geldi... Hayal ettiklerimin hiç birisi olmadı. O kış babamı, babamdan dört ay sonra bir bahar akşam üstü annemi kaybettim.
Cama vuran yağmur, yüreğime dolan onca hüzünle, aklıma hücum eden kelimelerle başa çıkmayacağımı anladığım an, aracımı Sarıyer-Emirgân sahiline doğru çevirdim. Boğazın görkemine mukabil insanoğlunun gelip geçiciliği karşısında bu dünyada hıçkıra hıçkıra ağlamak için, kendime uygun yer arıyordum. Sabahın erken saatinde soğuğa aldırmadan balık tutmaya gelen insanların duygusal yanımı görmemesi için de gözlerimi sıkarak yumdum.
Kirpiklerim sükûnetin örtüsünü üzerinden atarak sıcak tuzlu gözyaşlarına mağlup oluyordu. İnsanın canının bir yarısı öbür yarısını ne kadar teskin etse de öyle bir can alıcı nokta gelip yakalıyordu ki, hadi tut tutabilirsen kendini.
Yağmurun bile kesemediği boğazın ışıkları sanki heyecanını dizginleyemeyecek kadar dirençle karşımda durmaktaydı. Bense bir yandan elimle yüzümü silerken, beynimin içinde suyun üzerinde olmayacak hayaller çiziyordum. Her çizdiğim hayalimi dalgalar alıp yükseltirken, arkadan gelen daha küçük bir dalganın haince saldırısına engel olamıyor, derinden sessizce söyleniyordum.
Sen ne kadar hayallerini güzel çizersen çiz, karşındakinin kusurları ayırır güzellikleri. Çünkü güzellik bütünlükle tamamlanandır.
Dünya âleminde hangi inşaatı yaparsan yap, temeli sağlam olmayınca yıkılmaya mahkumdur.
Ve, dünyada insanoğlu yarına yeni hayallerini kurarken dünün üzerinden bugünün gerçeğini unutup kalp kırılmalarını, kırgınlıkları, travmaları yaşamaktadır.
Aslında bu dünyada her şey yarımdır...
10.0
100% (4)
5.0
100% (2)
1.0
50% (1)