25
Yorum
36
Beğeni
5,0
Puan
2996
Okunma
Adam pis pis gülüyordu.
Ve, kadın içten bir yalvarışla adamın karşısında ağlıyordu.
Her ikisi de şık giyimleriyle varlıkları yerinde olan, konuşma ve ses aksanlarıyla eğitimli insanlara benziyorlardı. Aralarında hızlı geçen konuşmalarda insanın duymak istemeyeceği belden aşağı vuran argo ve ahlaksız kelimeler karşısında ise adeta donup kalmıştım. Tanımasam da bu denli seviyesiz tartışma veya kavgayı onlara yakıştıramamıştım.
Hayatımda ilk kez gökteki tüm kuşların yere dökülmeye başladığını gördüm. Yerde toprağı gagalarıyla ufalayıp duruyorlardı. O an garip bir ürküntü içimde büyüdükçe büyümeye başlamıştı. Olduğum yerden hemen uzaklaşma ihtiyacı duyarak yüreğimdeki üzüntüyü sorgu ağacına çekmek istiyordum.
Hiç bir kadın veya erkek kendine ıstırap veren dert ve musibeti çevresine yaklaştırmak istemez. Hatta yanından da geçmek istemez. Her kötünün de iyi bir tarafı olduğunu, gönül bahçesinde envai çeşit çiçeklerin yetişmesini hayal etmesini dileyip, onlar adına “inşallah barışıp, iyi olurlar” diye dua ediyordum.
Kadın ve erkeğin birbirlerine bağırıp, el kol hareketleriyle itişip kakışmalarından sonra hızla ayrı ayrı yönlere gittikleri sokakta tedirginlik hakimdi.
Kendimi düşündüm bir an. Gördüklerim karşısında ders alıp, dilime sabır seçmem gerektiğini de… Acaba varlığımla mutsuz kıldığım kişiler var mıydı. Olması gereken davranış neydi?
Bazen bir sessizlik, konuşmayı zamana bırakma, olduğu gibi kabul etme, duymamazlıktan gelme, hatta olası bir tartışmadan kaçma da medeni bir konuşma şekli değil miydi?
Daha dün müydü zaman ne çabuk geçmişti. Genç kızlığımda evimizin terasında çay içerken karşıki yoldan bizim tarafa doğru yürüyen Meryem Yengemin yüksek sesle kendi kendine bağırarak konuştuğu aklıma geldi. Yanında da hiç kimse yoktu. Şaşkınlıkla ve merakla “acaba kimedir yine bu sitemleri” diyerek merakla pür dikkat kesilerek dinledim.
Kelimelerinden kime gönderme yaptığını sezinleyebiliyordum. Yine de dayanamayıp seslendim. " Meryem Yenge kiminle konuşuyorsun’’ Meryem Yengem,
-Kiminle olacak, Emicenle!
Metin Amcam "çocukları analar bakar" anlayışıyla sorumluluk almaktan kaçan uçuk kaçık, kahve hayatını seven bir adamdı. Bütün iş ve güçle uğraşan Meryem Yengemi çok önceleri yordu Amcam. Bu yorgunlukta dahi kocasına duyduğu saygıyı yitirmeden yüzüne söyleyemediği içindeki kırgınlığı ve kızgınlıklarını dağlara, taşlara, sulara, yollara dökerdi. Bir nevi kendi kendini deşarj ederek rahatlatma terapisiyle kendi psikoloğu olmuştu.
Meryem Yengemin kendi kendine sayıklamalı hatta yer yer esprili küfürlerini duyduğum o anda kaçmak istemediğimi hatırladım. Tam aksine sonuna kadar gülümseyerek dinlediğimi de. Kızgınlığı geçtiği an, yaş çayı doldurduğu sepetini sırtına alıp akşam rüzgârında ince dal misali bir kadın nazikliğini üzerine serperek evine doğru adımların hızını artırmıştı.
Geçtiğimiz yaz, izinli olarak köye gittiğimde kocasıyla birlikte 55 yılı aşkındır evli olduklarını sohbetimiz arasında söylemişti. Metin amcamla birbirlerine karşı mutluluk ifade eden kelimeleri davranışları yeni evlilere taş çıkartıyordu. Bense, yıllara yayılan bu sevginin nasıl emekle kazanıldığına tanıklık ederken bir nevi büyülenmiş, sevinçle karışık saygı duymuştum…
Peki, bir saat önce gördüğüm iki insanın birbirini ellerinden gelse yok edercesine sokak ortasında yüksek sesle dövüşürken bağrışmalarının adı neydi?
Yaşadığım sürece, bir kadın ve bir erkeğin birbirlerine karşı belden aşağı vuran ağıza alınmayacak küfürleri elimi kulaklarıma götürerek insan olduğumdan utanarak uzaklaşma isteğimi unutmayacağım.
O soğuk rüzgârın yaladığı taşların bile rüzgârdan değil çirkin seslerden titreyişlerini de. Sokağın ruhunu bile sarsan saygının ve sevginin öldüğü yerde, yüzlerin kapkara rengine bulanan fotoğraflarına bakmak dahi istemedim.
Oysa büyük kentlerde insanlar daha eğitimli daha bilgili ve bilinçli olmalıydı. Ne hayat bu Rabbim! Diyerek şaşkınlığımı da yenmek istiyordum.
" Duyduklarını unut, güzel şeyler düşün’’ diye diye kendimi teskin ederken:
Dört tane aslan gibi erkek evlat yetiştirerek memlekete iş adamı yapan, okuma yazma bilmeyen Meryem Yengem benim gözümde bir ailenin nasıl kurulacağını hesap eden yüksek mimar mühendisti.
Başım dik, anılarımla mutlu, şu anki gördüklerimden ürküp korkmadığımı hissettirircesine huzura açılan diğer sokağa doğru yürüyordum bir yandan da.
"Düş görüyorsun. Evet, düş görüyorsun. Onları boş ver. Akşam oldu mu yerdeki bütün kuşlar, sürüler halinde gökyüzüne uçarlar. El salla yarına el, Ümmühan! ”
Ümmühan YILDIZ
10.0
100% (3)
8.0
100% (1)
5.0
100% (1)