15
Yorum
29
Beğeni
0,0
Puan
2534
Okunma

Önümde duran kırmızı kurdeleli kutunun içine özenle yazılıp yerleştirilmiş ismime dalgın dalgın bakarak kendime "mutluluk nedir? " diye soruyordum.
Atalarımızın Orta Asya’dan bin bir zorlukla Anadolu’ya göçü sırasında yiyeceklerinin yanında sırtlarında taşıdıkları ata tohumlarımızı bir yandan da düşünüyordum. Son yarım yüzyılda Hibrit tohumuna yenilen ata tohumlarımızı.
Geçen İlkbaharda yönetim kurulu başkanımın ricasıyla şirketi temsilen bir iş adamının oğlunun düğün törenine katıldım.
Masamda bürokrasiden tutun Türkiye’den dünyanın dört bir yanına ticaret yapan tanınmış üst düzey iş adamları ve yöneticilerle beraberdim. Merhabalarla birlikte başlayan tanışmalar sonrasında içimden " şimdi herkes yüksek enflasyonu, ülke meselelerini konuşacaklar. Zaten ambale olan beynim yorgun ve ben bir an önce saatler geçse de evime gitsem" geçirmedim değil. İşim gereği her türlü üst düzey yöneticilerle zaman zaman bir arada olsam da sade yaşantımı daha çok seviyordum.
Düğün kocaman bahçe içeresinde açık alandaydı. Taze tomurcuk kokularının etrafa yayılmasıyla üzerimdeki" düğün bir an önce bitse de gitsem’ tedirginliğini ortadan kaldırınca, rahatlayarak masamdaki insanların sohbetlerine eşlik etmeye başladım.
Ülkemizde çiftçilikle uğraşan insanların ata tohumlarını öldürerek, çok daha verimli olur ve çok daha çok para kazanırız düşüncesiyle Hibrit tohumuna yönelmelerinin sebepleri, nedenlerini kendi düşüncelerimizle ortaya koyuyorduk. Sohbetimizde konu konuyu açıyor ülkemizin dört bir etrafında farklı meyve ve sebzelerin yetiştirilebileceği üzerine bitkisel üretimde, üstün nitelikli ender ülkelerden biri olduğumuzu anlatarak gururlanıyorduk.
Ama bir eksiklik vardı. Ülkemizin dört bir etrafına saçılmış Hibrit tohumundan nasıl kurtulacaktık. Gidişata dur diyebilecek gücümüz olmasa da en azından bizler, yerli ata tohumunu yaşatmak, çoğaltmak, değerlerimizin kaybolmaması için neler yapabilirdik. Bunun üzerine bir hayli görüşler öne sürdük.
Firma ismi söylemeden, önemli bir yönetim ve icra kurulu başkanı kendisinde yerli mısır tohumu olduğunu hasattan sonra isteyenlere gönderebileceğini söylediğinde bende taze topladığım ata fasulye tohumu olduğunu söyledim. Değiş tokuşla artırarak çevremizdeki duyarlı insanlarla bu işi yapabilirdik.
Nikah hariç düğün boyunca piste kurtlarımızı dökmeden saatlerce sohbet etmenin keyfini yaşamak bambaşkaydı. Üst düzey yöneticisi olsan da bürokrasi insanı olsan da, benim gibi normal müdür de olsan, ayakların toprağa basıyorsa eşitsin demekti ve bu duygu masamıza yansımıştı.
Mısır tohumu göndermek isteyen yönetim kurulu ve icra kurulu başkanı ve öğretmen eşiyle birlikte koyu sohbetimizde kendilerinin Şile’de çiftlikleri olduğunu öğrendim. Çiftliğe ait arazide temel amaçlarının ata tohumlarını çoğaltmak olduğunu, her hafta sonu bizzat eşiyle birlikte bahçelerinde çalıştıklarını, artırdıkları tohumları gönüllü insanlara dağıtmak istediklerini ifade ettiler.
Ertesi gün adreslerine taze fasulye tohumundan gönderdim.
Aylar sonra kocaman bir kutunun içinde yılbaşına denk gelen günlerde hayatımda aldığım en güzel hediye mısır tohumu hediyesiydi. O an, baklava ve çikolataları şirket çalışanlarına dağıtmaları için mutfakta görevli ablama verirken yerimde duramayan zıpır çocuklar gibiydim
Yaşadığım mutluluğun değerini anlatabilmem imkânsızdı.
Zira, bilmemiz gerekir ki daha çok kazanacağız derken her yıl hibrit tohumuna ödediğimiz milli servettir.
Ata tohumlarımızı yabancı döllemeden el birliğiyle koruyalım.
Ümmühan YILDIZ