7
Yorum
5
Beğeni
0,0
Puan
636
Okunma
Kıblesi haz diyarlarının müptelası olan bir insanlığa doğru akıyoruz. Kıblesi dedimse bir kadim öğretinin kavramsal yanılgısına düşmeden değerlendirme yapmamız gerekir. Evrensel değerler silsilesinde yüce değerlerin belki de mihenk taşı olabilme haizine sahip bir misyon kast ettiğim…
Evrensel insan ve anlam arayışı için geç kalınma çağına girmekte olduğumuzu düşünüyorum. En modern, ileri, gelişmiş ve konfor seviyesinin belki de insanlık tarihi boyunca çıkamayacağı kadar yüksek rütbeli bir pozisyonda olduğu aşikardır. Modernizenin bu kadar ilhak ettiği bir dönemin evrensel insan tiplemesini bu denli aşağı çekebileceğini aslında kimse yordama gereksinimi duymuyor olsa gerek. İlkel insan davranışlarının tekrar baş gösterdiği, ahlakın ilk çağ seviyesine döndüğü, ben merkezciliğin Kohlberg’in teorisyen sayfalarından fırlayıp hayatın akışında kendine yer ettiği günlerin tazeliği içerisindeyiz.
Hedonizm in insan denilen karmaşık varlığın kör noktaya karşı kurduğu tuzağın meyvelerini bu kadar hızlı alabileceğini kimse tahmin etmemişti. Yarım asırlık serüvende kitlesel zihin göçlerinin kaybı oldukça büyük, misyonunu eritme ve yeni bir put kalıplaştırma serüveni çoktan baş gösterdi. Dijitalleşmenin bireyselleşmeyi demlediği, bireyselleşmenin hazzı körüklediği ve hasat vaktine yakınsa nur topu gibi bir hedonizmin ortaya çıkması şunu kesinleştiriyor ki yakın çağın kazananı şimdilik sekülerizm.
Evrensellik tabirinin bütüncül duruşu üzerinden modernitenin tahribatının onarılmasına gidilmesi gerektiğini düşünüyorum. Birçok sebebin arka arkaya sıralanması, evrensellik ve anlam arayışını sekteye uğratan birkaç sebepten bahsetmenin tam da yeri…
Ayrıştırıcı unsurların bireyselleşmeye teşviki, payına düşen ahlakın faydacı gözlüklerle yorumlanması, yaratılışın gayesinde insanın heybesine doldurduğu ötelerin kadim bildirilere karşı kaybedilen hassasiyetler, çevre bilinciyle aşılanan diğerkâmlık öğretisinin kendi kabuğuna çekilmesi adına ortaya atılan dürtüler ve konfor için geliştiren çağdaşlık algısının insanın işini kolaylaştırma yerine insanlığın işini zorlaştırma yolunu tercih etmesi sadece aklıma gelen birkaç unsur...
Yukarı da saydığımız unsurları çoğaltabilir belki insanlık tarihine göz attığımızda kitabeler dolusu sebepler yazılabilir. Yüzlerce yazılabilecek bu nedenlerin çok az kaynağı olduğu göze çarpıyor. İnsanı anlam arayışına iten, sorumluluk dürtülerini vicdan üzerinden muhasebe ettirmesine ön ayak olan ve kıdemli yaşam düsturları ile arasına mesafe koymaması gerektiğini her fırsatta hatırlatan bir olduğu var o da “mesuliyet”
Yıllar boyu bu kavramsal olgunun taşıdığı terbiye metoduyla insan hizaya çekildi. Hizaya dedimse hastalıkları tedavisi de denilebilir. Bir toparlanma, sirkelenme ya da tazelenme imgelerini kulağının dibinde haykıran bir şeyler mutlaka buldu.
Her çağın kendi içinde kurguladığı sorunlar ve metotlar olduğu gözlemlenir. İnsanlık yaralı da olsa sanırım bu sorunsalları bir şekilde aşma mevcudiyetini kendinde buldu. Lakin bu kez durum başka insani varlığını geliştirmeye en müsait ortamın terki, imkanların verdiği gelişiyor olma hissi yani teknolojik gelişmelerdeki baş döndürücü hızın insanı yönün gelişimiyle eş değer tutuluyor olmasının yanılgısı, vicdani muhasebe gerçekliğinin artık bireyci ahlakla telafi ediliyor olma çelişkisi durumlarını bir bakış açısı geliştirebilirsek durumun vahametini anlayabiliriz.
Bir diğer düşünmemiz gereken olgun; durağanlık sorunu, insanın gelişim parametrelerini yitirdiği gerçeği ve mevcut yaşam tarzının çok çeşnili olması, dikkat dağıtıcı bir yaşam fonksiyonu ve fazla oranla zerk edilen yaşam kaygısının entelektüellik baskısı(halk arasında alem ne der söylemi!!!)
Çok uzatmama daha fazla uzatmadan, düşünmeye teşvikin, düşünenler azınlığına birkaç fedainin dahil olma umuduyla iyi düşünmeli yaşamalar diyeyim…