18
Yorum
20
Beğeni
0,0
Puan
1336
Okunma


Seçki kuruluna çok teşekkürlerim ve saygılarımla...
10 dakikalık bir filmin yılın en iyi Kısa Film unvanı kazandığı ve sinemada gösterime gireceği açıklandı. Filmi merak edip izlemeye gelen büyük bir kalabalık toplandı. Seyirciler salona girdi ve film oynamaya başladı ama bir gariplik vardı.
Film başlayalı 6 dakika olmasına rağmen ekranda aynı sahne vardı, kamera açısı sadece bir odanın tavanını gösteriyordu. 7.dakikada aynı sahnede bir değişiklik olmadan geçince seyirciler şikâyet etmeye başladılar ve bazıları zamanını kaybettiğini söyleyerek salondan ayrılmak istedi. Aniden kamera açısı tavandan yere indi ve omurilik felci, tamamen engelli yatağa uzanmış bir bayan görüldü…
Ve şu cümle yazılıydı:
“Bu engelli bayanın hayatının her saatinde gördüğü sahnenin sadece 8 dakikasını size sunduk ve siz buna 8 dakika bile katlanamadınız!
Hayatınızın her saniyesinin değerini bilin...
Alıntı...
En küçük bir şeye ne kadar tahammülsüz olduğumuzu düşündüren bir yazı bu.
Insan sağlıklı ise ekmeğini alabiliyorsa bir çatısı varsa gerisi kendi insiyatifinde olan her şeyi yapabilir.
Dünya da en zor ve dayanılmaz bulup bakamadığınız olaylara bile dayanan insanlar varsa , hiç kimsenin diğer insana oranla dünyaya gelişinde torpili yoksa, bir gün aynı şeyi yaşama ihtimalimiz olabilecekse nedir bizi bu kadar tahammülsüz yapan!
Nedir hep yüksekte gördüğüne özenmek!
Nedir bu mutsuzluk hali diye düşündürüyor gayrı ihtiyari!
İnsanın yalnız olduğunu bu dünyada bir hiç olduğunu bilmesi ve kendisiyle geçinmesi elzemdir diye düşünüyorum.
Çünkü kendisi ile problemleri olan insanlar karşısındaki ile iletişimde saldırgan davranışlar gösteriyor.
Egoyu kontrol edemediğiniz sürece hep o sizi yönetir ve dünya sizin olsa mutlu olamazsınız.
Günümüze bakıyorum,
İki insan biraya gelince konuşulan mevzular koltuklarlarla perdenin uyumu, ev, eşya, arabanın modelinin yükseltilmesi ile birbirlerine hava atma kaygısı, levyesini bile beğenilmedi diye değiştiren insanlarla dolu dünya.
(Ha bu arada komik bir anımı hatırladım fi tarihinde bir hacı murat arabam olmuştu da sevincimden çocuğu ile bana gelen arkadaşımla sohbet esnasında ben murata aşığım demiştim, tabi o zaman da daha iyi arabalar vardı fakat ben ona ulaşabildiğim için gözümdeki değerini anlatmaya çalışıyordum.
Arkadaşımın çocuğu da bunu duyduğu gibi gider babanesine anlatır dilek teyzem murata aşıkmış der:) neyse ki kadın güngörmüş anlayışlı bir insan da anlamış mevzuyu çok gülmüştük o zaman.)
Vesselam insan olarak birbirimize yardımcı olmak ve bazı şeylere katlanmak erdemdir ama madalyonun tersini de düşünmek gerek her zaman.
Size katlananlara daha fazla ağırlık yapılmaması insanın sabrı ile de oynanmaması önem arzeder .Çünkü hiç kimse vazgeçilmez değildir insanın en sevdikleri bile gözünden düşebilir ve gün gelir vazgeçebilir.
Bugün bu yazıyı görünce kendimi böyle bir hasbihal içinde buldum.
Okuyan herkese selam ve saygılar..