22
Yorum
21
Beğeni
0,0
Puan
1871
Okunma


Hani böyle mutlusundur ama aslında değilsindir ya… İşte öyle hissediyordum.
Boyumun bir şeylere yetmediği anlar vardı. Bazen, hani büyükler derler ya, "Otur oturduğun yere, senin boyun yetmez bu işlere" gibi... Sanki büyüyünce her şeyin, en azından bazı şeylerin üstesinden gelebilecekmişim gibi, bir an önce büyümek isterdim.
Mesela annem, saçlarımın bir kısmını tepeme toplar, geriye kalanını ise omuzlarımdan aşağı doğru salardı. Okula gittiğimde birinin ismi Bilal, diğerininki Ümit olan iki erkek çocuğu sınıf içinde sürekli yanıma gelir; benimle alay etmek için işaret parmaklarını annemin tepemde topladığı saçın ortasına dayar ve alaycı bir sesle ‘’Aha kuş yuvası’’ derler kahkaha atarcasına gülerlerdi. Onlar gülmeye başlayınca, ellerimle öteye iteler dışımdan bir şey demesem de içimden onlara değil, ‘’ Neden anne, neden’’ diye en çok da anneme kızardım.
Annem, ‘’Saçların yüzüne gözüne dağılmasın, kaşının üstüne inmesin, büyüdüğünde yanakların ve alnın kıllı bir kız olursun,’’ diye sürekli bu mazereti önüme sunuyordu. Bilal’le Ümit benimle alay etmesin diye evden okula doğru yola çıkar çıkmaz hemen saç bağımı açar, eve dönerken de annem kızmasın diye korkuyla, alelacele gelişigüzel toplamaya çalışırdım. Annem bu durumu her zaman fark ederdi. İnatla, ‘’Yarın yine şekilde toplayacağım. Sen bu saçını bir daha dağıtırsan bak makası elime alırım, hepsini kökünden keserim,’’ diye bir de tehdit ederdi. Her tehdit de rağmen yine bildiğimi yapardım ben. O çocukların gülmesi benim için bir iç yıkımı, ne büyük bir dertti anlatamam.
O zaman ki çocuk aklım işte...
Aradan elbette uzun yıllar geçti. Benim de artık küçük bir kızım vardı. Kızımın saçlarını tararken, "hangi şekli istersin" diye soruyorum.
"Anne sen istediğin gibi tara, istediğin gibi ör; sen bilirsin" dediğinde, hep aklıma gelir kuş yuvası saçlarım…
Sahi Şimdi düşününce… Hani büyüdüm ya artık, neyin üstesinden geleceksem diyorum kendi kendime.
Oysa o zamanlar yediğimiz önümüzde, yemediğimiz arkamızdaydı.
"Ah" desek anamız,
"Oy" desek anamız,
"Vah" desek babamız başucumuzda olurdu.
Aklımda hep bir büyüme senaryosu var olduğu o zamanlarda. Annemin yamacına geçer, başımı uzatabildiğim kadar yukarı kaldırır, boynumu gererek, boyumu anemin omuz başlarına doğru uzatıp onunla boy ölçüşmeye çalışırdım.
"Büyüyor muyum?" diye içimden geçirirdim.
Ama ne yazık ki başım bir türlü annemin başına yetişmezdi. Annem eve girmek için merdivenlerden çıkarken, merdiven başında durduğu an hemen bir üst basamağa koşar, hızla çıkar, onunla aynı boya gelmeye çalışırdım. Başım onun omuzuna yetişince sevinerek,
‘’Aha, büyüdüm anne!’’ demiştim.
‘’Büyüdüm…’’
Bazen anlamıyordum neden bu kadar hızlı büyümek istediğimi. Belki de her çocuk, çocukluğunda hemen büyümek ister ya; benimki de öyle bir hevesti herhalde. Eminim ki bir çoğunuz okurken, ‘’Evet, evet… Ben de çocukken kardeşlerimle, benden büyük olanlarla ya da annemle yan yan geldiğimde boyumu onların boyuna ölçerdim.’’ Dediğinizi hissedebiliyorum. Hemen hemen hepimiz öyleydik. Boyumuz bir an önce uzasın, hemen büyüyelim isterdik. Aynı, bu anlattığım şeyleri şimdi küçük kızım da bana yapıyor. Çoğu zaman yanıma gelip, ‘’Anne artık seninle aynı boydayım.’’ Diye gülümsüyor.
Annem, beni böyle büyüme hevesiyle gördükçe ben böyle davrandıkça,
"Öldüm, bıktım şu kızın büyüme hevesinden’’ diye azarlarcasına kızardı.
Daha sonra karşıma oturur, nasihat edercesine güzel güzel konuşurdu.
‘’Ah, ah… ben de bir zamanlar senin gibi çocuktum. Bak şimdi yıların kederi sindi yüzüme.’’ Demişti ve derin bir iç çekmişti.
‘’Bak kızım,’’ diye yumuşak bir ses tonuyla sözlerine devam ederdi. ‘’Büyüyünce alı moru birbirine karıştırırsın. Maviyi Yeşilden ayırt edemezsin. Büyüyüp de ne olacaksın?
Bak şimdi gökyüzü mavi, kırlar alabildiğince yeşil. Tek derdin karnının acıkması. Yürü git, oyun oyna kırlar, bayırlar, bahçeler seni bekliyor. Yıllar çabuk geçer, çabuk büyürsün. Ama keşke büyümesen… Sen hep çocuk kalsan…’’
‘’Hayat öyle kolay değil. İnsanlar da kolay değil. Elekten geçirir fecri felek çemberi. O vakit aklın şaşar da kalırsın öylece kalırsın derdi." Meğer ne çok doğruymuş.
Evet Anne, ben büyüdüm, hem de çok büyüdüm.
Gökyüzü her vakit gri,
Kırlar kıraç toprak artık ne gül var ne de çiçek.
Maviyle yeşil kayboldu. Bütün renkler tümden siyah.
Dünyaya açılan pencerem karanlık ne bahar kaldı ne de pembe düşlerim.
Manzaram daima solsun yapraklı güz.
Gecemle gündüzüm birbirine karıştı evet.
Üstelik bu arada boylu boyunca çocuklarım da oldu, onları da büyüttüm.
Ama İçimde ki, "Büyümek hiç de güzel değilmiş" diyen kız çocuğunu bir türlü büyütemedim.
Büyümek hiç de güzel değilmiş, anne.
Yeri geldi kadınlığımı, yeri geldi çocukluğumu adı sanı olmayan bir kabristana gömdüm.
Beni ayakta tutması için analık tarafıma sarıldım.
Say ki, say ki anneciğim… Senden sonra yaşamadım bende öldüm.
Senin yokluğunda kaç canlı gerçek korku filmi izledim,
Kaç yalan, dolan aşkı kendimden bile gizledim.
Kaç yürek yangınını gözyaşlarımla söndürdüm.
Yine de kimse senin gibi yanımda olmadı, anne.
Evet, büyümek hiç de güzel değilmiş, be anne.
Şimdi benim de boyum uzadıkça uzadı. Bu arada acılarımın da boyu uzadı.
Elem, Sıkıntı, dert bir şekilde geçiyor, geçecek de elbet. Ama acılarım dinmek bilmiyor. İçimde ki o küçük kız çocuğu, her gün başka bir bahaneye sarılıp bana küsüyor. Arada bir de ‘’Neden büyüdün? Keşke büyümeseydin,’’ diye içli içli sitem ediyor. Ve her gece düşlerimde o küçük kız çocuğu uçurumlardan düşüyor. Ben ise bir dala tutunamıyorum.
Bazen sırdaşım olan yağmurlar yağıyor gözlerimden avuç içlerime,
Bazen kendimi bir mahkeme salonunda buluyorum. "Kim bu dava açan" diye sorgularken kendimi. Öyle başka şahıslar çıkmıyor karşıma. Yüreğim benden davacı olmuş oluyor ben ise hayattan.
O an dilime sükût bulaşıyor. Yüzüm yere düşerken, başımı öne eğip, "haklısın" diyorum yüreğime, "Haklısın!"
Sonra içimde bir yerler sızlıyor ve anlıyorum ki; hani birçok insanda olmayan, sadece merhamet sahibi olanlarda bulunan bir duygu vardı ya… Adına ‘’Vicdan’’ denilen…
İşte İnsanın vicdanı susmayınca, kendini her zaman suçlu görmüştür. Hayata olumlu bakmadığım için, kendime iyi davranmadığım için, daima başkalarını mutlu edebilmek adına kendimi parçaladığım için, vicdanım sızladıkça dönüp dolaşıp yine kendimden özür diliyorum.
Hayat diyorum… Bazen yaşanan ve bir ömür boyu süren güzel bir mutluluk.
Bazen ıssız bir ses bazen bir nefes.
Bazen de hani "Bu da mı hayat?" diye sorduran bir sual.
Her ne anlam ifade ederse etsin, bilmiyorum. Hayat beni ufak eledi. Ah, bir bilsen anne…
Gerçekten elekten geçirdi fecri felek çemberi.
Büyümek hiç de güzel değilmiş.
Bize verilen hayatı biz mi yaşadık, yoksa hayat mı bizi yaşadı?
Yoksa harcadı mı, yok mu saydı bilmiyorum.
Bilen varsa söylesin...
Hesabınıza giriş yapın ya da yeni üyelik oluşturun.