9
Yorum
9
Beğeni
0,0
Puan
1253
Okunma
O gün tüm işçiler, sabah erkenden işbaşı yapmışlardı. Her bir yanda arı gibi çalışıyorlardı. Kimi yanık bir türkü yakarken kimi sessiz, içe dönük haliyle ama canla başla, uyum içinde çalışmaktaydı. Birinin yapamadığının diğerinin başarısını etkileyeceğini ve işi aksatacağını biliyor, takım ruhuyla hareket ediyorlardı. Birbirlerini evvelce hiç tanımayan bu genç insanlar, ekmek parası gibi hayati bir ortak amaçla bir araya gelmiş, farklı yaşam ve alışkanlıklarına rağmen karşılarındakileri anlayıp, sevip kader birliği içinde çalışma yoluna baş koymuşlardı. Bunda patronlarının ve onun yardımcılarının arada sırada yaptıkları bir koç misali, babacan, birleştirici toplu konuşmaların da rolünü göz ardı etmemek lazımdı. Burası, disiplinli, sıcak, düzenli bir yuva gibiydi.
İbrahim, altı ay kadar evvel Şanlıurfa’dan İstanbul’a gelmiş, bu şantiyede çalışan akrabasının sayesinde aynı yerde göreve başlamıştı. Henüz toy olduğundan temizlik işlerine bakıyordu. Gün boyu yapacağı temizliğin nerelerde olacağı, saatlere göre önceden planlanırdı. İbrahim; yeni bir saat almış yakın bir arkadaşının samimi teklifini kıramamış; hiç yoktan iyidir düşüncesiyle onun eski, külüstür saatini sahiplenmişti. Bir gün o da para biriktirebilecek ve gönlünün çektiği yeni bir saati alabilecekti. Yirmi altı yaşında, esmer güzeli yakışıklı bir delikanlıydı. Bir yıllık evli ve bir aylık kız babası olan genç adam, kendini işine vererek sorumluluğunu harfiyen yerine getiriyor, işinde günden güne pişiyordu.
Altıncı ayında bir gün, sıra kauçuk bantı temizlemeye gelmişti. İbrahim’e aylar evvel, ne zaman ve nasıl temizleyeceği defalarca anlatılmış ve gösterilmişti. O da bu işi, önceleri yardım ettiği takım arkadaşından aylarca izlemiş, gerektiğince öğrenmiş, uzun süredir kusura düşmeden yerine getirmişti. Temizleme esnasında üzerine çıkmasının tehlikeli ve yasak olduğu ısrarla açıklanmış ve kendisine tembih edilmişti.
Her gün belli bir saatte, bilgisayarın hesapladığı miktarlarda kum, mıcır ve çimento, bunker denilen dev kapta, hiç insan eli değmeden akıllı aletlerle karıştırılırdı. İşlem tamamlandıktan sonra geniş bantın yükleme yerine, bunkerden aktarılırdı. Bu aktarımdan sonra, bant hareket ederek elde edilen çimento hamurunu, üstünde tırmandırarak tepe noktasına ulaştırır; oradayken açılan büyük bir kapaktan otomatik olarak beton santraline boşaltırdı.
Beton santralı, her gün, beş ton çimento barındıracak kapasitede çalışmaktaydı. Bu mekanik işlemler zinciri, mühendislerin denetiminde tamamen otomatik olarak gerçekleştiriliyordu.
Aylar sonra İbrahim, artık ustalaşmış, tek başına başarıyla çalışmaya başlamıştı. İtinayı elden bırakmadan bantı temizlerken tam işini bitireceği sırada, kendisinin bulunduğu kıyının ters ucunda, kocaman bir leke fark etti. Israrla çıkarmaya uğraştığı kirliliğin üstesinden bir türlü gelemedi. Uğraşıp dururken zamanın nasıl geçtiğini anlayamamıştı. Aslında orada gerektiğinden fazla bir zamandır bulunmaktaydı. Yaptığı işi, her zaman eksiksiz başarmayı isteyen sorumlu bir kişilik geliştirmişti. Ayrıca işini kaybetmekten korkuyor, patronlarının gözüne girmeye özen gösteriyordu. Kaldı ki kusursuz çalışırsa daha iyi bir yere yükseltilebilirdi. Elindeki temizlik gereçlerini ve sıvılarını sırasıyla deneyerek orayı, inatla ovalayıp, kazıyıp durdu. Saatine gözü ilişti. Kauçuk bantın hareketine tam bir saat vardı. “Uzak bir köşedeydi. Kimse görmeden birkaç dakika bantın üstüne çıksa ne olurdu ki? Bu lekenin hakkından ancak böyle gelebilirim diye, aklından geçirdi. Saatine bir daha baktı, karar vererek zar zor kendini bantın üzerine çekeledi. Bütün vücudunun kuvvetiyle abanarak aceleyle temizliğe girişti. İşe yarıyordu. Dakikalar sonra leke dağılmış; görünür görünmez hale gelmiş, belli belirsiz dalgalı bir görünüme bürünmüştü. İbrahim kendisiyle gurur duyuyordu. İçine sinmeyen hareli yere, “ha son bir gayret!” diye abanmıştı ki hiç beklemediği bir şey oldu! Bantın her zamanki hareket saatine daha çok varken hiç karşılaşılmayacak bir durumdu bu! Böylesine ciddi, her şeyi otomatiğe bağlayan dikkatli bir işyerinde, bant, zamanından evvel nasıl olur da hareket etmeye başlardı!
İbrahim, göğsünü yırtarcasına bir feryat kopardı!
“Durdurun!
Yardım edin!
Yardım edin, ne olur!”
Birkaç saniye yere kapanmış olarak bantın durdurulmasını bekledi. Bant yavaşlamayınca yapıştığı yere öylece sinip gözlerini yuvalarından fırlatacak kadar fır fır döndürerek atlamak için uygun bir yer kolladı. Zira bant dar bir alandan ilerliyor ve yükseliyordu. Ama ne yapıp yapmalı atlamayı başarmalıydı. Çaresiz gencin çok az vakti kalmıştı! Dikkatini toparlayıp doğrulmaya kalkıştı. İki büklüm olurken sallandı, sendeledi. Yeniden doğrulurken kendini atlamaya hazırlamak üzere, ayağını diğerinin yanına hizalamak istedi. Hareketli zeminde dengesini kaybetti. Çok kötü yuvarlandı! Başını bantın kenarına şiddetle çarptı. Gözleri karardı, içi bayıldı ve kendinden geçti. Ne elimdir ki İbrahim, mücadele fırsatını yitirmişti.
İmdat seslerini duyan arkadaşları o yöne doğru koşuştular. İbrahim’in bantta hareketsiz, yatar pozisyonda yukarı doğru tırmandığını görüp şok oldular! Panik içinde sistem operatörüne, bantı durdurması için alarm verdiler. İbrahim, neredeyse tepeye ulaşmış, kapağın açılmasına ramak kalmıştı!
Bahtsız delikanlı, bantın durdurulmasından sadece birkaç saniye önce, feryat figan nidalarını hiç duyamadan dev kapağın açılmasıyla acımasızca santrala düştü!
“Olamaz!”
“Olamaz!”
“Aman Allah’ım!”
“Neydi bu başımıza gelen!”
Avuçları başlarının iki yanına yapışan işçiler, santralın etrafına üşüştüler.
Tek avazla çığrışıyorlardı:
“Ah İbrahim!”
“Neden İbrahim?”
“Ne işin vardı o bantın üzerinde İbrahim?”
Ah!.. Beş tona yakın beton ihtiva eden santralin içinde can çekişiyordu bir genç adam...
Arama kurtarma ekibi, çalışmalarına amansızca başladı. İbrahim’i bulduklarında karşılaştıkları korkunç manzara, hafızalardan silinecek gibi değildi. Delikanlının cansız bedeni betondan bir heykele dönüşmüştü. Şantiye, derin bir yasa boğuldu.
Nasıl bir elim talihtir ki temizlik yaptığı esnada İbrahim’in saati durmuş, zamanında çalışan banttan eceline teslim olmuştu...
Ayşe Yarman Öztekin
"Kader" adlı romanımdan bir bölüm.
2. baskı Nisan 2021
Yazımı günün yazısı seçerek. beni onurlandıran seçki kuruluna ; yorumlarıyla yazıma değer ve anlam katan can dostlarıma, içten teşekkürü borç bilirim. Mutlu Bayramlar, sevgi ve saygılar.