4
Yorum
4
Beğeni
0,0
Puan
724
Okunma
Amca oğlu Ahmet ile ortaokul üçüncü sınıfına bir evde kalarak devam ediyoruz.
Delikanlılığa adım attığımız yıllar.Karşı cinse daha çok ilgi duymaya başladık.
Mahallemizde sanat okuluna giden bir kıza amca oğlu abayı yaktı.
Kızın bundan haberi yok.
Her akşam kız sanat okulunun dağılma saatlerinde evimizin önündeki sokağa çıkıyor , kibrit kutusu büyüklüğünde
katladığımız aşk mektubunu kıza vermeye çalışıyor ama bir türlü veremiyordu.
Bayburt gibi mutaassıp bir şehirde hiç bir şeyden haberi olmayan bir kıza mektup vermek o kadar kolay değil.
Ben bu olaya kolay bir çözüm buldum.
Bu mektubu kız mesleğe posta ile göndermek.
Bu fikir amca oğlunun da kafasına çok yattı.
Mektubu postaneden gönderip gelecek cevabı beklemeye başladık.
Dört beş gün sonra , fransızca öğretmenimiz Fuat bey derse girdi amca oğluna fransızca olarak;
Monsieur Ahmet Fleur, kız arkadaşına mektup yazıp onu ilk baharda açan çiçeklere benzetmişsin demez mi?
Ahmet’in yüzü kıpkırmızı oldu.
Fuat hocamız bunu nasıl bilmişti?
Okul idaresi duyarsa hapı yuttum diye ahlan maya başladı.
Üç gün sonra okul paydosunda Ahmet’i idareden çağırdılar.
Dışarısı hayli soğuktu.
Sinemanın girişinde Ahmet’i beklemeye başladım.
Yarım saat sora , iki yanağı kıp kırmızı olarak döndü.
Yazdığı mektubu ,kız sanatta da derse giden Fuat hocamızla bizim idareye göndermişler.
Kız sanata giden mektupların okul idaresi tarafından okunduğunu biz nereden bilebilirdik?