9
Yorum
6
Beğeni
0,0
Puan
1539
Okunma

Toynak ta kim diyeceksiniz şimdi. Adı Secaattin ÖZTÜRK. Biz onu Bu Defterde TOYNAK olarak tanıdık. Öyle ki gerçek adını çok az kişi bilirdi. İyi bir şairdir, İyi bir dosttur. Yiğittir, merttir.
Şimdilerde uğramaz oldu Deftere. Ne diyeyim vardır bildiği bir şey. O düşünmeden bir şeye karar vermez. Onun dostluğuna nasıl kefilsem, kararlarına da öyle kefilim.
O şimdi bir sahil kasabasında yaşıyor.
“Ne zaman döneceksin Ankara’ya TOYNAK?”
“ Ankara’yı Ankara ’dakiler düşünsün.”
“Hani Vatan Millet Sakarya’ydı?
“Gençliğimin baharındaydı onlar. Düzen sana uymuyorsa, sen düzene uyacaksın abim. Yeni bir işim var şimdi. Hatta işim olmakla kalmadı üç ekibim on da işçim var.”
TOYNAK ve iş… Şaşırdım. Devam etti:
“Sıkılıyordum evde oturmaktan. Ufunetimi dağıtmak için sahile çıkıyordum. Bazılarının ellerinde birer detektör. Sahil kumlarında geziniyor bazen altın bir yüzük, bazen bir kolye bulup seviniyorlardı.
Ben de mi aynısını yapsam acaba diye düşündüm. Evde konuyu açtım. Karşı çıktılar:
“Sen kendine yakıştırıyorsan, kendin bilirsin .“
Haklılardı.
Plâjda altın arayanların en uyanığını buldum:
“Sizlere en son model detektör. Altın arayanlardan üç ekip kur. Seni de onların şefi yapacağım. Bulduğunuz altınları bana getireceksiniz. Satışını ben yapacağım. Bulan yüzde elli alacak. Senin hakkın yüzde on komisyon."
Çok sevindi.”
“Emrin olur abi”
Çok sürmedi. Dokuz kişiyi dikti karşıma. Gelenler bir adım öne çıkıp, adını söyleyip tekrar sırasına geçti..
Şimdilerde; elemanlar başlarında şefleri sabahın köründe altın aramaya çıkıyorlar, güneşi batırmadan da işi bırakmıyorlar.
Benim işim de kolay değil. Altınları bozdur, haklarını dağıt. Kolay mı!!!
İnternetten dokuz adet taksitle detektör aldım.. Törenle arayıcılara teslim ettim. Onlar arıyor, buluyor, önce şeflerine, sonra bana getiriyorlar. Anlaştığım bir kuyumcudan altınlar nakite çevriliyor, herkes de tıkır tıkır hakkını alıyor.
Devir teslimde kaçak olmuyor mu? Olmaz olur mu? Hırsızlığın olmadığı düzen mi kaldı?
Onlar mutlu. Ama en mutlu olan benim.
Sormuştun ya abi ne zaman Ankara’ya döneceksin diye. Sen olsan döner misin?
“Evet… Haklısın TOYNAK ben de dönmezdim. Ama işin açığı ben böyle bir organizasyonu beceremezdim.”
“Kazanıyorum be abi. Çok şükür. Sen benim dostum abimsin. Paraya ihtiyacın olursa çekinme.”
“Yok, be TOYNAK sağ olasın. Bir şey kafama takıldı. Bu işlerin hiç mi sıkıntısı yok?
“Var tabii. Olmaz mı..? Tek sıkıntı ne biliyor musun abi? Bu sıcakta elimde tespih, üstümde kolları giyilmemiş bir palto, omuzlar bir tarafa hafif eğik, paltonun üstünde uzun beyaz bir kaşkol ve gözlerimde siyah bir gözlük… O beni biraz sıkıyor ama ne yapacaksın ekmek parası…”
KOCA TOYNAK, KOCA ŞAİR.
VE... MEMLEKETİN HAL-İ PÜR MELAL’i.
Şimdi bu yazıyı okuyan, Toynağı tanıyıp sevenler:
"Vay anasını bizim tanıdığımız yiğit Toynak neler de yapıyormuş," diye hayrete düşebilirler.
Yok öyle bir şey. Bizim tanıdığımız Toynak aynı Toynak. Yine mert, yine yiğit. Arada bir sevdiğin kişiye takılacaksın ki muhabbet olsun. Şaka dostluğun tuzu biberidir.
Öperim gözlerinden can Dostum benim..