- 421 Okunma
- 0 Yorum
- 0 Beğeni
Sanalda aşk başka mıdır?
Evet derdi hep. Hiç reddetmedi ki yalnız kalanların sesini. Sana da bir söz bulunur derdi. Şimdi; kimliğinde pek bir şey kalmayanların acı hatırasını yaşıyor belki ya da belki o kimliğinden geri kalanları arıyordur ne dersiniz?
Bir salı akşamı, arkadaşı için bir şeyler arayandı o. Konu neydi, hatırlamıyor şu an ama o gün ne olduysa, onu her şeyin ötesinde, bir başlangıca iteceğini de bilmiyordu tabi. Önce ne istiyordu, onu düşünmeliydi. Tabi aklındakilere bir anlam verebilirse, yapacaktı bunu. Sonra; aklına gelenlerin içinde, anlamlı olanı arayacaktı, e tabi o da varsa, olduğu yerden çıkaracaktı. En sonundaysa, yanı başında kalan yalnızlığını, nasıl kovacağını hesaplıyor ama her şeyin bir anda tersinen dönmesinden de çok korkuyordu. İşte bu hikâye onun ilk adımda yaşadıklarıdır. Önceleri uzaklardan bir ses duydu. Merhaba, ya da ona benzer bir davetti sanırım.
Eli klavyenin üstünde, yazmaya alışkın parmakları hareketsiz bekliyor, yazdığı, iki kelimelik selamın arkasından gelecekleri merak ediyordu. Alışkındı aslında. Çok kişiyle tanışmış, çok kişiyle, bir şekilde bir ilişki kurmuştu buralarda. Farklı olanı aramak derdi hep soranlara. Farklı olanı bulmak adına, yapılan sadece yazmak olsa da! İşi sadece karşısındakine attığı günler çok yakındaydı, bekletmedi. Sıkılganlığı artmış, her yeni gelene sorulan kimlik sorularından bıkmıştı işte.
Nihayet bir gün karşısına çıkanı düşündü. Nihayet bir gün karşısına çıkan olurdu elbet ve o, bunun nasıl olacağını hayal etti. Nihayet dediği anda korkuya kapılacağı geldi aklına, suskunluğu kabardı, içinde bir şeyler oldu, çekindi. Gelen gelmiş ve ona yazmaya başlamıştı bile yazılmaya yüz tutmuş kederini. Aklına hiç bir şey getirmeden sadece yazdı, yazdı, yazdı. Kelimelerin oyunlarıyla dans etti kimi zaman, kimi zaman kızdı hatta küfretti ve üzüldü kimi zaman. Ve yine bir gün, arayıp bulunamayanların yokluğunda, içi geçti biraz ve daldı.
Kendini bulduğu yer, Akçay/ın bir yerinde, kordonda tam kalabalığın ortasındaydı. İnsanlar akıp gidiyor, oysa o ne yapacağını bilmez halde sadece yürüyordu. Aklı ona; oyun oynamıyorsa o şimdi, daha evvel konuşup anlaştıkları yere doğru gidiyor, aslında ayakları onu götürüyordu. Heyecanlıydı, ürküyordu. Ama yürümeye devam ediyordu. Sokak sokak geçiyordu uçarcasına. Şimdi asıl mekândaydı işte. Tanımıyordu burayı. Daha önce de gelmemişti hiç. İnsanların arasında, tanıdık bir yüz aramaya başladığını fark etti. Gözlerinin takılı kaldığı her şeyin, onu doğru yere götüreceğini düşünüyordu. Az daha yürüdü. İlerideki tahtalarının boyasında yazılardan bir harita oluşmuş, köhne ama sağlam duruşlu bank’ta usulca oturdu. Şimdi beklemeli ve gelecek olanı nasıl ağırlayacağını, aslında ona ne diyeceğini düşünmeliydi. Aklında, gereksiz yere tuttuğu, aşk dolu sözleri, sadece şiirlere saklayacaktı. Hani; durup ta, seni seviyorum, canım, cicim diyemezdi sonra, ilk olarak, iyi bir insan gibi görünmeliydi. Hoş kendi olsa yeterliydi aslında. Gülümsedi pişkinlikle.
Eveeeet. Ne vardı ki. O iyi biriydi. En azından öyle olmaya çalışıyordu.
Açık olmalıydı. Ama aklına gelen her şeyi söylemese iyi olur diye düşündü. Ve yine gülümsedi. Mahcuptu bu kez gülüşü.
Gerilerde kalanları hatırlamanın sırası değildi ama aklına gelmeden de edemiyor, sürekli, yaşadığı tatsız anılarla boğuşuyor, yeni bir kazada kurban olmamak için kendini sıkıyordu o an. Sonra tekrar planlara döndü. Birde elinde bir çiçek olsaydı dedi ve bir anda elinde çiçek kala kaldı. Hayaldi bu. Eksik olmayacaktı sihir. Sonra dedi, hani bir de daha uygun, daha rahat bir yerde otursak. Gözleriyle aradı mekânı. Buldu tekrar oturdu. Vakitte yaklaştı hani telaşıyla saate bakılan kısa bir anın ardından kaldığı yerden.
Üstünü başını kontrol etmeli, onu etkilemese de hiç olmazsa az çok beğendirmeliydi kendini. Saçlarına eliyle bir tarak attı. Amaaaaan dedi. Ne olacak sanki.
Sonra.
Aklına geldi işte. Ona yaşadıklarını anlatmayacaktı. Ona geçmiştekileri yaşatmayacaktı. Onu saklayacak, kimselere göstermeden yaşatacaktı içinde. Her gün bekleyecekti onunla kalacağı baş başa anları. Her gün özleyecek ve her gün isteyecekti dudaklarındaki gülümseyişi. Bir of çekti derinden sonra kaldığı yerden. En çok ne istersin sorulması gereken bir soruydu. Bunu bilmeli onu yapmak için ne gerekirse yapmalıydı belki. Umarım imkânsız değildir dedi aklından geçen dilek. Ne hoş olurdu ama onu gerçekleştirmek. Saçlarına takılacaktı aklı. Bu kesindi. O saçları severdi. Dokunmak isterdi. Ama bunu yapamazdı tabi. Dokun masada bakardı kaçamak bakışlarla rüzgâr esmeli, o saçları uçurup; yüzüne sürmeliydi elbet. Ki bu şekilde kokusunu duyabilirdi hiç olmazsa. Ellerini de merak etti birden. Dokunmak da için den. Bak korku yine vardı. Uzanmak bile ona bir belaydı. Olsun dedi yaaaaa. Ne olacaktı sanki dokununca.
Salladı başını. Ufku gezdi gözleri. Aradı biraz rüzgârın yönünü. İşte şu tarafa oturmalı ve saçlarının uçuşunu buradan izlemeliydi. Hemen az ilerideki ağacın küflenmiş kabuklarına yaslanmış iki kişinin sevgi duruşuna baktı biraz. Uzak kalmış iki sevdalının bakışlarına sahiptiler. Yılların hasreti vardı gözlerinde. Onlara gıpta etti. Ama sevindi de. Sevinmeliydi de. Birazdan gelecekti ya sevda yolunun ilk adımı. Birazdan, vermese de elini, duyacaktı ya sesini. Beklemek sıkmıyordu. Acı veriyordu biraz. Telaşlandırıyordu. Zaten ürkekti. Zaten titriyordu içi. Şimdi üstüne eklenen dakikalarla, hepten çekilmez oluyordu zaman.
Ne o; yoksa! Diye. Telaşlı bir havayla doğruldu. Yoksa bu gelen omuydu?
Karşı kaldırımın kıyısından aşağı inip, onun olduğu yöne doğru ilerleyen adımların sahibinin yüzünde telaş, merakından çok daha baskın bir ürkeklik ve gittikçe kısalan adımlarıyla onu rahatlatan korkuyu sezdi. Anlaşılan o da benden farksız diye iç geçirip rahatlamıştı bir an.
Sonra o ilk söz duyuldu.
-Merhaba.
Ondandı bu ses cevabı da bir o kadar kısa
-Merhaba.
Kalktı hınçla. Ne oluyor bana diye kendine kızdı. Aklından zoru olsa,düşünmezdi bunu. Neden burada aklı karışık düşüncelere dalıyordu ki sanki. Elleri ile saçlarını tarayıp, derinlerden gelen bir of çekti ki. Görenleri yaralı güvercine döndürecekti sanki. Öfkeyle saldırdı marinaya.
Ve sonra.
Sanal âlem hep derler ya heyecan verici, ürkeklikler, heyecanlar belki gerçeklikler, yalancıklar ya tutarsalar ama heyecan verici.
Sami Arlan..
YORUMLAR
Henüz yorum yapılmamış.