6
Yorum
3
Beğeni
0,0
Puan
918
Okunma


Sana yazmak için seninle selamlaşmak takıntısından kurtulmaya çalışıyorum hala.
Sadece beyaz yüzüne bön bön baksam olur mu, senin de bana yaptığın gibi…
Bulmuş da bunuyormuşum gibi gelebilir ama şu sıralar fazla rahatlığın bunalımını yaşıyorum. Sorumluluklarımın bana çelme takmadığı, dünyevi dertlerimin ben parmak oynatmadan kendi kendi çözüm bulduğu fazlaca oksijenli bir dönem bu. Sanki bindiğim hız treni şimdi yavaş oynatım video hızında gidiyor. Bedensel şikayetim yok sayılır, zaten bildiğin şeyleri yazmıyorum. Ancak, daha önce devinimsel sandığım ama farkını hissettikçe gözümün korktuğu bu depresiflik şekliyle uğraşıyorum bir süredir. Bilinen bin yıllık tarihte eşi görülmemiş bir acayiplik yaşıyoruz gezegence. Bu "burası neresi, ben kimim..." hallerinin sadece bende olmadığının farkındayım. Ancak kuzu, dünyanın fikir akışının yörüngesi bozuldu hepten. Ben de birçok fikri ikilem yaşıyorum. Hemen hemen konuda gerçek anlamda ne düşündüğümü biliyorum sanırım fakat ne yapmam gerektiğini çözemiyorum. Demek ki düşünüşler özürlü doğuyor hala. Kendimi alabildiğine cahil, akıl yürütmede başarısız ve kesin yargılar edinmede sürüyle hata yapmış hissediyorum. Ve zaman işliyor… Yetecek mi bilmiyorum bana. Resmen bu bin bilinmezli uzun algoritmik denkem içinde bir kayboldum. Kendimi bulamıyorum.
İçimde giderek büyüyen, sorgulamalar, kısa hikayeler, bir sürü tespit ve onların edebi sayılacak sunum cümleleri geziyor. Söyleniyorum, kulağıma konuşuyorum...
Bir kaç zamandır güncel haberleri sadece telefonla konuştuğum insanlardan alıyorum. Haber izlemiyorum, gazete okumuyorum... Bu bir kaçış mı, hayır, kaçtığımı sanmıyorum. Bir süreliğine kendimi korumaya çalışıyorum dünyalıların evren dışılıklarından diyelim. Çünkü çok soru var içimde, acilen cevaplamam gereken. Cevaplayabilmem için okumam, görmem ve hissetmem gerek. Dünya sanki iki birbirine belinden bağlı ama zıt yöne koşan ikiz kız kardeş tarafından turlanıyor. Çoktan yerle bir olmuş, bıkmaksızın diğerlerini kötülerken üzerlerinde durdukları platformların ayaklarını dinamitleyen dini söylemlere, yeni nesil hurafelere, bencilliğin vücut bulmuş halleri gibi gezen sözde söz- görev adamlarına bel bağlayan aptallıkta ısrarcılara, tükettiklerinin vicdan muhasebesini tutmaksızın yaşayanlara takılmış gidiyorlar; en öndekinin eli kız kardeşlerden birinde. Diğer kardeş gözlerini göğe dikmiş daha çok daha çok bilmeye ve üretmeye ivmeli. Bu bilmeler her gün arkasına takılanlarla çoğalıyor. Çoğaldıkça hızlanıyor bu ikizin biri. Ben... Ben ikizlerin anasından daha an önce doğmuşum, kundağımın içinde ablalarımı izliyor gibiyim. Doğduğum bu dünya genelinde, giderek artan sınıfsal ve cinsel saldırıları da gösteriyorlar ablalarım gözüme tornavida sokar gibi acıta acıta, yeni buluş ve keşifleri de, gelecek diğerlerine parke taşı döşeyen hem bu dünya da hem başka dünyalarda...
His kaybı yaşıyorum. Daha dün yine bir insan başka birini keyfi katletti ve başka biri çıktı bir Dünyadan 520 ışık yılı uzakta bir gezegenin doğumunu kaydediyoruz dedi. Ne hissetmeliyim? Ben zaten ölecek miyim bu soru da çözülmeden? Bana vadedilen yere giderken çok da düşünmemeli miyim geride ne bıraktığımı? Kafamın içi çıpıtçı çarşısı gibi.
Bu arada saçlarımın ucu kırılmış mı diye bakıyorum arada, son ettiğim cümle karşımdakini etkilemiş mi, en yakın dolunay ne zaman... Yaşıyorum işte, bildiğin gibi. Hala yediğimin kalori hesabını tutmayı beceremiyorum. Hala aklımdan çift haneli bir sayıyla başka bir çift haneliyi çarparken onluklarda hata yapıyorum. Aslında ne uzuyorum, ne kısalıyorum. Sadece zamanlı değişimleri geçiren, sevgili, çok evrimli bedenim içinde duruyorum. Arada bir hava değişimine çıkıyorum avlusuna benimin. Çıktıkça sana yazıyorum. İyi ki yazıyı icat etmişler.
Orada kal... Düşündüm de, su an yüzüne renk gelmiş olmalı. Bu sefer biraz sevmediğin renkler ama idare edersin değil mi? Silinince haber ver… Ben hep buradayım…
25.07.2020