15
Yorum
13
Beğeni
0,0
Puan
1767
Okunma


Bilemedim sahi sadakat neydi ya?
Sevgiliye mi? sevgimize miydi?
Sevgiliye duyulan sadakat, o elleri ile ittiğin de, bittiğin de, veya gittiğin de,
Aynı gönül kapısında beklemek miydi?
Sevgilinin yüreğini evin bilmek ve o evin kapısında beklemek miydi?
Belki de gönül kapısı bize hiç bir zaman açılmayacaktı. ama; o vakitte
Eşiğinde beklemek miydi?
Ayaklar gitse de yürek gitmiyor
Mıh gibi çakılıp kalmıştır işte.
Onun gönül kapısı siz hariç, belki de herkese açıktı.
Ve sizin sadakatle beklediğiniz eşikte,
başkalarını onun gönül kapısından içeri girerken görmek ne kadar da acı vericiydi değil mi?
Bence ölümün tende ki sessiz ızdarabı olsa gerek.
Oysaki siz oradasınız yanı başındasınız ve sizi görmüyor, hissetmiyor, tanımıyor, unutmuş!
Ve siz onun; yani sizin sadakatle beklediğiniz kapısı bile değil, eşiğine layık gördüğünüz kendinizi maalesef görmüyor...
Aminler ekleyerek dualar ettiğiniz, beklediğiniz acizliği, sevginiz hürmetine bile görmüyor.
Yahutta görmek istemiyordur...
O sevdiğinizin gönül kapısından içeriye girip çıkanlar.
Ahhh o giriş çıkışlar yok mu?
Eminim ki, Canınızı ne çok yakıyordur,
ama o bunu hissetmiyor!
Her giren önce yüreğinize acıyı basıp, sonra gözlerinize hüznü salıp ve sonra duaya açtığınız ellerinizi eze eze giriyorlar…
Ne çok acı verici olmalıydı değil mi? Onun sizi görmezden geldiği gönül evinize giriş çıkışlar.
Ah ah...
Sanırım bu kadar hor görüldüğün bir yerde kalmak sevgiliye değil, sevgimize sadakat olmalıydı.
O sevginizi kirletse de siz kıyamazsınız.
O sizi incitse de siz yine kıyamazsınız.
Çünkü siz ona değil sevginize sadıksınız.
Onu hangi sevgiyle sevdiğinize bağlıydı belki de.
Örneğin: ben onu
(Küçük kızımın beni sevdiği gibi sevdim… )
Ve hiç kirletmek istemedim masum sevgimi
Bir çocuğun annesine olan sevgisinden daha kutsal bir sevgi varmıdır ki?.
Sevginin yüzlerce tanımını yapmak mümkündür.
Ama beklemenin tek bir tanımı vardır.
Sabır ve sukût eylemek.
Sonra da bir mum misali sessiz sessiz yanmak. Sabıra sarılmazsa nasıl dayanır ki insan.
Evet, ne acı bir bekleyiş oysa ki o bekleyiş.
Doğumda ölmüş bir bebek gibi,
Belki de hiç can bulmayacaktı.
Öyle umutsuzdu işte...
Ya dönerse umuduyla hala sadakatle, Sabırla beklemekte neydi?
Beklemek belki de unutamamaktı...
Beklemek belki de gelmeyeceğini bile bile
aşkınızı, sevginizi sahiplenmekti.
Bütün bunları bilsekte nafile, gönüle söz geçmiyor işte...
Beklemek,
Belki de sabır ile dua`ya sarılmaktı...
Sabretmeyi örneğin ben
Ne kuyulara atılan Yusuf’tan
Ne ağır yaraları olan eyyub’dan öğrendim.
Ben sabretmeyi kendi acılarımdan öğrendim.
Her kulun imtihanı acısı kendine ağırdı ve
İçten dışa acıtırdı.
Sabırla beklemekse, onu da Züleyha dan öğrenmedim.
Çünkü ben ne Züleyha kadar aşıktım
Ne de sevilen adam Yusuf kadar aşktı.
Sadece sevgime sadıktım.
"Küçük kızımın beni sevdiği gibi seviyorum dediğim için!
Öyle masum
Öyle çıkarsız
Öyle temizdi sevgim hak etmesede
Sustum. Ağladım. Yalvardım. Yakardım.
Olmadı olduramadım.
Defalarca kendimi terk ettim
Kendimden gittim
Ondan gidemedim
Onu terk edemedim.
Ona aşıktım, sadece aşık.
Aşkın tanımı nedir dese birisi.
O’ derim. Sadece o
Ve içime içime susarım.
Onu sevmek var ya, ah onu sevmek
bir şehri ışıksız sevmek,
Karanlıkta yaşamaktı.
Sevgiliyi Beklemek ise,
Beklemek kim bilir belki de,
Hak’ka teslimiyetti...
Çünkü kalpler Allahın elinde değil miydi?
Ya verirse lütfuyla.
Kudretinden sual olunmaz.
#hüzünlükent Narin