18
Yorum
13
Beğeni
0,0
Puan
1942
Okunma
Bir kere çocuk oldum.
Otuz yılda bir kere.
Sonra birden büyüdüm. Benim ne istediğimi sormadı kimse. Kaç kez daha çocuk kalmak istediğimi, kaç saat daha aralıksız sek sek oynamak istediğimi, körebede kaç kez daha ebelenmemek için gizlenmek istediğimi.
Sormadı kimse.
Yastığımın altında sabahına giymek üzere koyduğum kırmızı ayakkabılarımı çıkardım önce bir bayram sabahı. Sonra askıda ütülenmiş eşsiz mavi elbisemi geçirdim üzerime. Hatırladığım tek bayram hatırası bu. Bir çerçeve misali hafızamın tozlanmış raflarında en diri haliyle bakıyor. Çünkü o hatırada kafasındaki çizgili fesi hafif yana kaymış, güldükçe gamzelerinde büyülendiğim dedem duruyor. Seksen beş yaşında kaç kez çocuk olduğunu bilmediğim. Hemen yanında yıllara meydan okuyan çizgilerin varlığına inat, güzelliğinden ödün vermeyen, yeşil gözlerinde adeta bir zümrüt gibi aydınlık saçan seksenlik ninem. Ah ninem! Hafızama çakılmış, yaşlı gözlerinde bir yosun ıslanıyor. Hatırlamıyor, kaç kez çocuk olduğunu.
Babam… Elleri eve hep dolu geliyor. Kırmızı ayakkabıları çıkardığı poşetin üstünde bir kız çocuğu resmi var. İki yanda örülmüş saçlarıyla. Onlar gibi olsun istiyorum saçlarım. Annem… Örüyor. Yedi çocuğunu da sevgiyle büyüten canım babamın sakalları erken beyazlıyor. Annemin de saçları. Ne çabuk yaşlandım ben, diyor annem şimdi. Beyazlarını öpüyorum saçlarını annemin, babamın ellerindeki çizgileri. Kaç kez çocuk olduklarını ikisi de hatırlamıyor.
Ihlamur kokusu geliyor yıllar öncesinden. Burnumun direklerinde demirliyor. Sobanın üstünde demlendikçe kokusunun acılığını unutturduğu sonbahar sabahının kalabalık huzuru masaya doluyor. Ahşap vitrin camına yansıyan görüntüye bakıyorum göz ucuyla. Yaşadıkça çoğalacağını sandığım resim, bugün parçalanmış haliyle zihnimde bulanıyor. Birçoğu tamamlanmayacak kayıp parçalar şimdi. Birkaçını da saysam araya kilometreler giriyor. Eksilmekle dağılmak iç içe. Sahi bu lisanda özlemek kaç harften oluşuyor?
Bir fotoğrafa düşüyorum elime alıp. Kendime gelmem saatlerimi alıyor. Hatırlamadığım bir bayram sabahının hüznüyle çekilmiş. ’Hüznü’ diyorum çünkü fotoğraftaki çocuk gülümsemiyor. Sıradan bir günün şipşak görüntüsü düşüyor beyaz bir kağıda adeta. Düşmeseydim diyor. Otuz yılın içindeki hangi yaşa ait bilmiyorum fakat bazı anıları betimleyecek kadar hatırlayan hafızam nankörlük ediyor. Haklı da! Hayatın mücadelesi içinde yaşama tutunan bu fotoğrafa yastığın altında sabahlayan ayakkabılar girmiyor. Askıda ütülü yeni bir elbise yok. Gelip alelacele gitmek isteyen bir bayram çöküyor deklanşör sesiyle zihnimin tam orta yerine. Yıl kaç, bilinmiyor. Eğilip şimdi olmayan yüzleri öpüyorum, eskidikçe bir hayal gibi silinmeye yüz tutan.
"Yaşam, bir hikayeyi anı yapmak için kaç ömür götürüyor?"
Dönüp arkaya bakınca geçen zaman sanki hınzır bir çocuk, nanik yapıyor. Yoluna devam ettikçe dikenlerle, taşlarla keza güllerle bazen yanından yürüyüp geçiyor. Onlarca yüz saklı beynimde. Unutmak istemediğim bedenlerdeki o ifadeleri fotoğraflayıp kaldırıyor tozlu raflarına. Sonra en amansız sahnelerde gelip kuruluyor. Haydii! Ne gözyaşı, ne özlem, ne kahkaha! Hepsi ayan beyan, dökülüyor, saçılıyor.
Bum!!!
Kıyamet yeri. Gel şimdi toparla. Bir tarafta yitip gidenlerin şarkısı çalıyor. Diğer tarafta hasretliğin bini bin para. Bazen de terk edilmişliğin o açık yarası kanamıyor değil. Orada büyüyorum.
Otuz yılda bir kere çocuk oluyorum.
Onda da bir bayram sabahına uyanıyorum. Sonra bitiyor. Eskimiş fotoğraflarda kaç buruk bayram var sayamadım. Onlara bir yenisini daha ekliyorum. Pikapta çalan ezgilere eşlik ederken, dışardaki yağmuru da gücendirmiyorum. O toprağı ıslattıkça çimenler yeşeriyor, ben fotoğraflarda özlemi yeşertiyorum. Uzaklarda, kilometrelerce uzaklarda fakat tam sol göğsümün altındaki o çarpıntı kadar bana yakın beyaz saçlarını annemin, elindeki çizgilerini babamın, büyümemişliğini kardeşlerimin. Sonra toprağını ninemin, dedemin...Dişsiz çocukluk resmimi öpüyorum.
Kimse bana sormadı, büyümek istiyor musun diye?
Sorsalardı eğer, bir bayram sabahı on yaşına basmak üzere olan, yastığının altında ayakkabısını koyarak uyuyan, ıhlamur kokulu o zamana bırakın derdim.
Büyüdüm, bir kere çocuk olduğumu her yıl hatırlayarak.
“Ve bir bayram sabahı ıhlamur kokuyordu dedem. Sobada kaynadıkça kokusunun acılığını unutturduğu. Ceketinin içinde yansıyan gümüşi saatini mendiline sarmıştı. İçi kabarık cebinde bayram harçlıkları… Sonbahar, saat henüz dokuz olmalı.”
NURAY KAÇAN
24 MAYIS 2020
“Özlemini sonsuza dek hissedeceğimiz tüm anılara ve sonsuzluğa uğurladıklarımıza…”
“Bayramınız bayram tadında olsun.”
"BENİM İÇİN ÇOK KIYMETLİ HATIRALAR BUNLAR. BİRİLERİNE ULAŞMASI AYRI BİR KIYMETLİ. BU GÜNE ÖZEL SEÇTİĞİ İÇİN VE BUNCA GÜZEL YÜREKLE BULUŞTURDUĞU İÇİN DEĞERLİ SEÇKİ KURULUNA SONSUZ TEŞEKKÜRLERİMLE."