...
Dedemin defni için mezarlıkta toplanmıştık. Ben
babamın yanından hiç ayrılmadım. Dedem ölmüştü. Babamın
babası...
Babam çok üzgündü. Ben de öyle. Dedemi çok severdim. Babama bakıyordum göz ucuyla hareketlerini izliyordum.
Ağlıyor mu?
Yok ağlamıyordu... Babamla gurur duyarak ben de ağlamama kararı aldım. Belki bir damla akmış olabilir. Kimse görmeden kolumla siliverdim...
Babamın oğlu olduğumu göstermem gerekiyordu herkese. En çok da tabi ki
babama.
Babam benim ağlamamı hiç istemezdi. Bir yaş küçük kız
kardeşim ağladığında hiç sesini çıkarmaz, beni ağlarken gördüğün de ise o kalın sim
siyah kaşlarını çatar ve beni bir kenara çekip.
"Çok ayıp lan! "
"Erkek adam ağlar mı?
Ben nerden bilirdim ki ufacık çocuğum. Babam öyle diyorsa öyledir. Utanırdım yüzüm kızarırdı...
Ağlamayı keser başımı havaya kaldırıp yüzüne bakardım. Ulu bir meşe gibi güçlüydü benim
babam...
Artık öğrenmiştim erkekler ağlamaz...
Mezarlık çok kalabalıktı. Elime bir kürek tutuşturdu
babam.
Minicik bir
bebek gibi kundağa sarılmış, bem
beyaz kefeniyle yatan, dedemin üzerine toprak atarak bir kez daha kanıtladım kendimi
babama...
Arslan gibi
babamın arslan gibi oğlu vardı artık. Birazcık cılız bir arslan...
Kurban
bayramlarında, kız
kardeşim evde kurbanlık koyunun sesini duymamak için kulaklarını kapatırken, ben hiç korkmadan
babamın yanında yer alırdım.
Ama bir kaç
gece rüyama girerdi koyunun kesik kafası...
O kadar olur artık der koyunun melemesini unutmaya çalışırdım. Bir de koyunu, kestikleri kanlı bıçağı...
Mezarlık diyordum, eve döndüğümüzde
kadınlar ağlaşıyorlardı, ağıt seslerini duymamak için arka bahçede dolanıp durdum. Oraya da geliyordu sesler. Ama ben orada gizlice ağlamıştım. Babam görecek diye de ödüm kopmuştu...
Babamın oğluydum,
kadınlar güçsüzdü biz erkekler güçlü...
Büyüdüğümde kurban da kesecektim...
Babam ölse bile ağlamayacaktım. Hatta
annem ölse bile...
Yok o kadar da değil. Dayanamam ben
anneme. Ağlarım...
Ama
babam görmeden...
...